DAİŞ’in yeni lideri ve Türkiye


Bu haftanın bomba haberi Ebubekir el Bağdadi’nin 27 Ekim’de ABD ordusunu tarafından Türkiye sınırına beş kilometre mesafede öldürülmesinden sonra halefi olarak Abdülrahman el Mavli el Selbi’nin ilan edilmesi olmuştur.

El Selbi, DAİŞ içerisinde en azılı Kürt düşmanlarından biri olarak biliniyor; Êzîdîlere karşı Birleşmiş Milletler tarafından da soykırım olarak tanımlanan saldırının emrini veren de El Selbi’den başkası değildi.
Yine başka bir bilgi “El Selbi Irak Türkmen Cephesi’nin Türkiye temsilcisi Adil Selbi’nin kardeşi!” ve bağımsız kaynaklar iki kardeşin el Selbi örgütün başına geçinceye kadar ilişkilerini sürdürdüklerini ifade ediyorlar.
Irak Türkmen Cephesi (ITC) Türk devleti ve özel olarak da Türk MİT’i ile ilişkilerini saklamayan bir örgüt. Irak Türkmen Cephesi’nin Irak’ın geleceğinde Türkmenlerin demokratik haklarını savunmaktan çok Türk devletinin diplomatik ihtiyaçlarını karşılaya çalışan bir yapısı var. Türkiye bu örgüt üzerinden Irak’ta olası bir demokratik çözümü güçleştirmeye çalışıyor. Türkiye Ortadoğu’da nerede sıkışsa hemen Türkmen kartına oynamakta, MİT’in birer paravan örgütü haline gelmiş Türkmen örgütlerini kendi ihtiyaçları için araçsallaştırmaktadır.
Daha geçenlerde hem Mısır istihbaratı hem de Libya’daki Hafter güçlerinin askeri sözcüsü Türkiye/DAİŞ ilişkisine dair çarpıcı bilgiler paylaştılar. Aslına bakarsanız bu ilişki kimse için sır değil ve Türkiye de bir süredir bu ilişkiyi çok gizleme ihtiyacı da duymuyor.
Türkiye’nin Suriye sahasından DAİŞ’li ve diğer cihatçı yapılardan binlerce silahlı cihatçıyı Libya’ya transfer ettiği artık neredeyse bütün tarafların bildiği bir gerçek! Bu iddia birçok farklı çevre tarafından ifade edilmiş olmasına rağmen hiç bir Türk yetkili bunun aksini ifade etmedi.
Yunanistan’ın davet edilmediği Libya ziyaretine Türkiye’nin davet edilmiş olmasının sırrı buradadır.
Eğer bulmacanın bu kısmını anlaşılırsa, geri kalan kısmını çözmek daha kolay olur. DAİŞ gibi Irak devlet geleneğinin bütün mirasını devralmış bir yapının başına kardeşi ITC’nin Türkiye temsilcisi bir Türkmenin seçilmiş olmasını doğru anlamak gerekmektedir. Bu olay Türkiye/DAİŞ ilişkisini başka bir boyuta taşımaktadır.
Erdoğan Berlin ziyaretinden hemen sonra “Yunanistan’ı Belin’e davet edilmemiş olmanın hazımsızlığını yaşamakla suçladı!” Buraya kadar bir sorun yok; Yunanistan da zaten bu durumu protesto ettiğini ifade etti; fakat Erdoğan kendisinin neden davet edildiğinden hiç bahsetmedi…
Öyleyse soru şudur; “Türkiye neden Berlin’e davet edildi?, bunun DAİŞ’in yeni lideri olarak ilan edilen Irak Türkmen Cephesi Türkiye temsilcisinin kardeşi olan Selbi ile ne alakası var mıdır?
Bu soruya vereceğimiz cevaplarla “Erdoğan Rejimi ile hangi sorunu nereye kadar konuşabileceğimiz ve hangi sorunları bu rejim ile çözebilmenin mümkün olduğunu!” açığa çıkarabiliriz.
Yukardaki sorulara benim şahsi cevabım konuyla ilgili kimi arkadaşlarımızı şaşırtmayacak belki; fakat el Selbi’nin DAİŞ’in yeni lideri ilan edilmesi “Erdoğan Rejimi ve Şeriatçı yapılar arasındaki ilişkiye” yeni bir boyut kazandırdı.
Erdoğan rejimi el artırdı ve artık hiç bir şeyi saklamak, gizlemek gereği duymuyor; rejim dünyanın gözünün içine bakarak “cihatçı yapılar” üzerinden kendisine Doğu Akdeniz ve Suriye masasında alenen sandalye rezervasyonu yapıyor. Başta Almanya olmak üzere birçok ülke de en sonunda açık bir muhattap bulmuş olmanın mutlulukla Erdoğan’ı bu yapıların temsilcisi olarak Berlin’e davet ettiler.
Türkiye Erdoğan eliyle İranlaşıyor, nasıl ki İran Şii cihatçı yapıların temsilcisi ise Türkiye de artık Sünni cihatçı yapıların Katar ile birlikte temsilcisidir. Yeni proje de budur: “Bütün Sünni cihatçı yapıları Erdoğan Rejimi üzerinden kontrol etmek, buna DAİŞ de dahil!”
“Bu yeni durum uluslararası alanda nereye kadar kabul görür, bunun Türkiye’nin içine yansımaları nasıl olur?” bunların hepsini yaşayarak göreceğiz. Rejim hem içerde hem de dışarıda pozisyonunu netleştirirken, biz de pozisyonumuzu netleştirmeliyiz…
“Direne direne kazanacağız!”, bundan bir an olsun kuşkuya düşmemeliyiz!

Yorumlar