Bugünlerde bir ‘devrim’ sözüdür Türkiye’de almış başını gidiyor.
Öyle bildiğimiz devrim değil bu.
İran’ı örnek alan ama onun Sünni versiyonu olan bir ‘devrim’.
Bundan ilk söz eden kişi Erdoğan’ın güvenlik konusundaki
başdanışmanlarından, çete organizasyonu SADAT’ın başındaki emekli asker
Adnan Tanrıverdi oldu.
Tanrıverdi, “Ümmetin ordusunu oluşturuyoruz. ‘Mehdi
gelecek. Ortamı buna göre hazırlamalıyız’” dediği açıklamadan sonra
istifa etti.
Gelen haberler istifa ettiği değil, ettirildiği yönünde.
Kendisi de Erdoğan ile yaptığı istişare sonrasında görevinden
ayrıldığını açıkladı. Ayrıldığı görev başdanışmanlık görevi. Yoksa resmi
statüsü bir güvenlik şirketi olan SADAT’tan ayrılmış değil. Hala bu
şirketin Yönetim Kurulu Başkanı. Ayrıca kurucusu olduğu, “Mehdi gelecek”
açıklamasını yaptığı konferansın düzenleyicisi olan Adaleti Savunanlar
Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği – ASSAM’ın da hala başında.
Hem SADAT, hem ASSAM esasen Erdoğan’ın sivil milis gücünün
oluşturma ve eğitim görevini üstlenen yapılar. Bu görevleri de MİT
başta olmak üzere Erdoğan kontrolündeki devlet yapılanmalarının
koordinasyonunda Adnan Tanrıverdi, yürütüyor. Böyle bir misyonu olmasa o
kadar rahat “Ümmetin ordusunu oluşturuyoruz” diyemezdi.
Tanrıverdi konuştuktan sonra yine devletin içinden bir
kesim, Humeyni’nin iktidara gelmesini kastederek “Bir sabah
kalktığımızda İran gibi bir devrim süreci ile karşı karşıya kalabiliriz”
‘kaygısını’ paylaştı.
Bu kesimin Erdoğan’la ittifak içinde olan -şimdilerde bir
deri bir kemik kalmış- Bahçeli’nin başını çektiği MHP’li faşistler ile
Perinçek tayfasının aklıyla hareket eden Ergenekoncular olduğu çok açık.
Elbet bu kesimin de hazırlıkları var.
Onlar da öncülüğü Erdoğan’ın ‘ümmet ordusu’na vermemek
için Mehmet Ağar koordinasyonunda kendi askeri örgütlenmelerini,
Susurluk’tan JİTEM’e biriktirdikleri deneyimle sürdürüyorlar.
Görünen o Tanrıverdi erken öttüğü için Erdoğan danışıklı bir dövüş ile başını kesmek zorunda kaldı.
Biz ittifakların çatıştıklarında birbirlerine ne
yapacaklarının filmini, Fethullah Gülen ile Erdoğan ittifakı döneminde
de izlemiştik. Birbirleri ile ittifakken aynı zamanda birbirlerinin
kirli çamaşırlarını arşivlediklerini, bunları nasıl ifşa ettiklerini
dünya da görüp izledi.
Elbet Ergenekoncular, MHP’liler, Erdoğancılar da bunu
yapıyor. Birbirlerinin aleyhine olabilecek her şeyi derleyip
topluyorlar. Ara sıra Adnan Tanrıverdi gibi birileri planı ifşa edince
de karşılıklı salvolara başlıyorlar.
Tanrıverdi işin başında olandı. Bu nedenle söylemleri
dikkat çekti, Erdoğan’ın ittifaklarını tedirgin etti. Ancak o ilk değil.
Tabandan tavana Erdoğan’ın kurduğu rejimin destekçileri artık seçimle
yürütülemeyeceği belli olan sürecin kalıcılaşması konusunda adımlar
atıldığının ipuçlarını daha açık veriyorlar.
Örneğin aktivistleri arasında Nedim Şener’in de yer aldığı
Milli Birlik Cemiyeti’nin Kurucu Genel Başkanı Ömer Önder Haberdar
facebook sayfasında dikkat çekici bir paylaşım yaptı.(Yandaki fotoğraf)
“Hep birlikte ayaklandığımız vakit, yer yerinden oynayacak.
Hazırlanıyoruz derinde, kimse kalmayacak şu anki yerinde” diyen
Haberdar, sadece söz konusu cemiyetin başında değil. Erdoğan’ın gençlik
örgütü Milli Türk Talebe Birliği’nin yeniden kuruluşunda görev almış,
kuruculuk yapmış. Halen Türk Hava Yolları’nda müfettiş. Başka da birçok
İslami gençlik teşkilatında, çoğunlukla da yönetici olarak yer alıyor.
Haberdar’a bu sözleri söyleten, rejim açısından artık seçimlerin işe yaramayacağının görünür olmasıdır.
Erdoğan, daha AKP’den ayrılanlar siyaset sahnesine girmeden 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde darbeyi yedi.
Kürdistan’daki belediyeleri alamadığı gibi HDP’nin stratejisi ile büyük kentlerin de neredeyse tamamını kaybetti.
Türkiye’de ırkçılık hala para ediyor olacak ki Kürtlere
düşmanlıkla yürütülen siyaset üzerinden Kürdistan’daki belediyeleri hala
gasp edebiliyor. Aynısını kaybettiği Türkiye’deki büyük kentlerin
belediyelerinde yapamadı. Buna, ittifakları da onay vermedi.
Babacan ve Davutoğlu’nun kendi partilerini kurmasıyla
darbenin çok daha büyük olacağını gören Erdoğan, olasıdır ki seçimsiz
yöntemlerle iktidarını sürdürmenin hesaplarını yapıyor.
Bu hesap, aynı zamanda ittifaklarını tasfiye etme sürecinin başladığını da gösterir.
Yani hesaplarını kan üzerinden kuranların kılıçlarını çektikleri zamanlar geldi denebilir.
Tüm bunları diyoruz da bu sözlerin alıcısı olması gerekenler ne yapıyor, o da önemli.
HDP, Erdoğan’ın nasıl yenileceğini 31 Mart ve 23 Haziran’da gösterdi.
Şimdi tam da buna yanıt olma zamanıdır.
Öyle saldırılara, belediyelerin gaspına, tutsaklıklara,
baskıya, zulme, işkenceye Kürt’e yapılmış denilerek sessiz kalınırsa,
unutulmasın ki Erdoğan birgün istediklerini elde edebilir ve o zaman
onların kapılarını da çalır.
Yok; Kürtler baskıya da, zorbalığa da şerbetli…
En büyük darbelere, katletmelere rağmen yok olmadılar, onları yok etmeye de kimsenin gücü yetmedi…
Kürtlere vurulunca seslerini çıkarmayanlar ilerde
kendilerinin başına ne geleceğini bilmiyorlarsa, bir dönem Türkiye’yi
yöneten Erdoğan’ın ittifakı Cemaat’in haline baksınlar. Erdoğan’dan
darbeyi yedikten sonra tek bir insanlarını tutamadılar. Ama HDP, Kürtler
hala dimdik ayakta.
Fark çok açık: Çünkü Kürtler, devrimciler direnmesini biliyorlar.
Devlet gücüne dayanarak direnmeden bugünlere gelenlerin,
Erdoğan istediklerini elde edince onun karşısında direnemeyeceklerini,
çoğunun Erdoğan’a biat edeceğini, biat etmeyenlerin de hapishanelerde
katledilip çürütüleceklerini şimdiden görmek mümkün.
Tüm bunları önlemek de mümkün…
Yorumlar
Yorum Gönder