Kanal İstanbul projesi, İstanbul’u katletme
projesidir. AKP-MHP ittifakının faşist soykırım politikalarının en uç
uygulamalarından biridir. İstanbul’u bitirme, vahşet, cinayet, felaket
projesidir. Doğa, tarih, toplum düşmanlığı temelinde gerçekleştirilmek
istenen bu projeye İstanbul’da yaşayan Kürtler, kadınlar, Aleviler,
solcular, kendisine insanım diyen herkesin karşı çıkması ve bu projenin
hayata geçmemesi için toplu bir mücadele yürütmesi gerekir.
En son yapılan İstanbul seçimleri ile AKP-MHP iktidarı
açık oy farkıyla kaybetti. Bunun intikamını İstanbullulardan almak
istiyor. Bu doğrudur.
Ancak sadece bu değil. AKP çok kötü durumda. Memleketin
hali her gün tartışılıyor. Ekonomi dibe batmış, demokrasinin ‘d’si
değil, esamesi okunmuyor. Toplamda AKP faşist politikalar uygulaması
sonucu başta metropolleler olmak üzere tüm Türkiye’de çok ciddi bir oy
kaybı yaşıyor. Bu nedenle faşist şef Erdoğan muhaliflere ciddi bir
devlet terörü uygulayarak ömrünü uzatma, iktidarını süreklileştirmek
için çeşitli oyunlar, taktikler geliştirmektedir. Yine kendisine
ekonomik kazançlar sağlayacak. Bu da doğrudur.
Ancak sadece bu da değil. İstanbul, son seçimlerden çıkan
sonuçla birlikte Türkiye de AKP’ye karşı bir muhalif merkez haline
geldi. Ortadoğu’nun her tarafında Lübnan’da, İran’da, Irak’da halk
ayaklanmaları var. Erdoğan tüm bunları görüyor ve çok korkuyor.
Memleketin hali belli, memleketin her tarafında korkunç bir rahatsızlık,
patlama noktasına gelen sorunlar var. Esasında bundan çok korkuluyor.
Bütünlüklü devlete ve AKP’ye karşı bir ayaklanma yerine sadece Kanal
İstanbul projesi ile uğraşan bir muhalefet onun işine geliyor. Çünkü
İstanbul AKP iktidarına olası isyanın gerçekleşeceği ilk yerlerden
birisi. İstanbul’da Gezi direnişi biliniyor. Gezi direnişçileri farklı
bir yaşam tahayyülü ile meydanları doldurmuşlardı. Yine İstanbul
Türkiyeli kadınların özgürlük mücadelesinin merkezidir. Aynı zaman da
Kürt halkının da stratejik özgürlük mevzilerinden birisidir. Emek
hareketlerinin, kültür sanat dünyasının yani aydınlanma merkezi aynı
zamanda. İstanbul çeşitli güçlerin sürekli bir hareketlilik ve özgürlük,
eşitlik arayışının olduğu bir yer. Her an bir toplumsal haraketlilik,
yürüyüş, ayaklanma vb. olabilir.
İstanbul’daki muhalefet, demokrasi ve özgürlük güçlerinin
radikal özgürlük mücadelesi tüm Türkiye’yi, Ortadoğu’yu etkiler. Buradan
bakıldığında AKP’nin İstanbul’u Kanal İstanbul projesi ile uğraştırması
anlaşılırdır. Hedefi farklılaştırılıyor. İstanbul’daki muhalefet
saldırıya geçip AKP’yi yerle bir etmesi gerekirken, savunma psikolojisi
içine itiliyor. Muhalefet İstanbul’u koruma psikolojisine konuluyor.
Hatta adeta CHP’liler bu kanal projesinin iptali için yalvarma noktasına
getiriliyor. AKP yalvarma karşısında cesaret alır İstanbul’u daha çok
sömürür. Baskıyı arttırır. Bunun bilinmesi lazım.
Şunu diyor AKP “Aklınızı başınıza alın. Yerinizde oturun.
Bana karşı çıkmayın. Yoksa İstanbul’u başınıza yıkarım. Benim yaptığım
her türlü sömürü politikalarını kabul etmek zorundasınız” diyor. Yani en
iyi savunma, saldırıdır taktiğinden hareketle İstanbul muhalefetine AKP
saldırmış oluyor. İstanbul şimdi savunma psikolojisi için de şok olmuş
durumda. Bunun iyi anlaşılması gerekiyor.
Kanal İstanbul projesinin gündeme konulması ile
İstanbul’daki radikal muhalefet sadece bu konu ile uğraştırılıyor. Bu
yönü ile Erdoğan’ın eli bir biçim de rahatlatılıyor. Bu aynı zamanda bir
özel savaş politikasıdır.
Türk devleti toplumdaki muhalefeti
etkisizleştirmek için kapsamlı özel savaş politikalarını uygulamada
uzmanlaşmıştır. Erdoğan, Türk devletinin yüz yıldır topluma karşı
uyguladığı özel savaş politikaları tecrübesinin tümünü kendi iktidarının
uzatılması için etkili kullanmaktadır. MİT, Genelkurmay devlete değil,
Erdoğan’a, onun saraylarda yaşaması için çalışıyor.
Burada diğer temel bir özel savaş politikası, Türkiye’deki
muhalefetin parçalı hale getirilmesi ve hatta yapılabiliyorsa birbirine
düşman kılınmasıdır. Bu nedenle Kürt sorunu bir tabu haline
getiriliyor.
Kim bu konuda bir kelime söylese vatan hainliği ile
suçlanıyor. Selahattin Demirtaş’ın Devran adlı kitabının tiyatroya
çevrilmesi, sahiplenilmesi üzerinden kıyametler koparıldı. Kürdistan’da
Hasankeyf başta olmak üzere gerçekleşen doğa kırımlarını biliyoruz.
Muhalefetten hiçbir tık yok. Kürdistan’daki kayyum politikası için HDP
dışında hiçbir parti etkili bir tavır konamıyor. Neden çünkü onlar
Kürt’tür. Peki bunlar bu toprakların insanı değil mi? Hayır. Ancak
herkes Türkleşirse, İslam dinin kabul ederse o zaman bu topraklarda
yaşama hakkına sahip olurlar.
Bunu yapmazlarsa hakları ölümdür.
Zindandır. Göçertmedir. Aç, işsiz bırakmadır. Faili meçhuldür.
Tecavüzdür, tacizdir. Kürt halkına ne yapılırsa yapılsın, Kürtlerin
kendileri dışında hiç kimse tek bir kelime etmiyor.
CHP, Kürt Sorununa, demokrasi ve özgürlükler meselesine
nasıl bakıyor? Geçenlerde CHP Kürtçe dilinin resmi dil olmasına karşı
çıkmıştı. Kürtçe sadece özel kurslarla öğrenilebilirmiş? Resmi dil
olması doğru değilmiş? Peki bu ne vicdansızlık? Bir kere Kürtler insanın
insan olmasından bu yana bu topraklarda yaşıyor. Bu topraklar
Kürtlerin, Alevilerin, Ermenilerin, Süryanilerin ana vatanı. Sen nasıl
halkların, dilini, inancını, kültürünü yasaklayabilirsin? Türklerin
Anadolu’ya geldiği tarih sadece 1000 yıl öncesine dayanıyor. Ya 12 000
yıllık Hasankeyf’in sular altında kalmasına ne demeli? Şırnaklı Keldani
yaşlı çift Hurmuz ve Şimoni Diril’in kaçırılması, Alevi derneklerinin
saldırıya uğraması, Dersim’de gülistan Doku’nun ortadan kaybedilmesi,
Pertek’te çocukların tecavüze uğraması, memleketin her bir tarafından
buram buram faşizm kokusu yayılıyor.
İBB başkanı sadece İstanbul ile ilgileniyor. Bu da politik
bir duruşmuş. Son günlerde yapılan bazı provokatif yazı ve
tartışmaların sonucunda Sakine Cansız arkadaşımızın kitaplarını belediye
kütüphanesinden çıkarttırdı? İBB başkanı İmamoğlu o göreve gelirken
konuşmalarında çeşitli düşüncelere, halkların, kadınların iradesine
saygılı olacağını belirtmişti. İstanbul’da her düşünceden, ideolojiden
insan var. Demokrasi, birbirine saygılı olmak, tahammüllü olmak
demektir.
CHP bu yamalı bohça misali politikaları, söylemleri ile bu
biçimde hiçbir konu da ciddi bir sonuç alamaz. Bundan dolayı da Türkiye
için bundan sonra da pek de hayırlı işler yapamaz.
Türkiye’de bulunan muhalif sol, demokrat, feminist,
özgürlükçü kesimlerin, adalet ve eşitlik isteyen her oluşumun Türkiye’de
yaşanan tüm sorunlar için ortak bir duruşu, iradeyi göstermesi gerekir.
Örneğin; Ekolojist, feminist, demokrat bir insanın aynı zamanda Kürt
sorununa da duyarlı olması ve Kürt halkının, Alevilerin, tüm halkların
inancına, diline, kimliğine saygılı olması gerekir. Aynı şekilde
Kürtlerin, Alevilerin, tüm halkların da ekolojist, feminist, demokratik
güçlerin taleplerini kendi talebi olarak görmesi ve böyle sahiplenmesi
gerekir.
Ancak demokratik, özgürlükçü, ekolojik temelli, bütünlüklü
bir bakış açısı, paradigma ve mücadele ile Türkiye’nin, İstanbul’un
sorunları çözülebilir. Bütünlüklü bir yaklaşımla ve bütünlüklü iç içe
geçmiş bir duruş ve mücadele tarzı, örgütlülük, eylem biçimleri özgürlük
ve demokrasi güçlerine kazandırabilir. AKP iktidarına böyle son
verilebilir. Sonuç alıcı mücadele birlikte yürütülebilir. Bunun halen
anlaşılmak istenmemesi, ya da AKP karşısında iradeli bir duruş
gösterilmemesi nedeni ile AKP faşizmi güç buluyor ve çirkin işlerine
devam ediyor.
Günümüzde devlet ve iktidarlarının devasa baskı ve zor
güçleri, yandaş medyaları, ekonomik güçleri var. Bu hegemonik
politikalar sonucu canı yanan herkesin birleşik radikal bir mücadele
yürütmesi zorunludur. Uyanık olalım. Oyunlara gelmeyelim. Demokrasi ve
özgürlük güçleri birleşip Türkiye’nin, İstanbul’un ekolojik sorunlarına,
kadın ve doğa katliamlarına, Kürt sorununa, işsizlik, yoksulluk
sorunlarına tüm sorunlara çözüm projeleri olmalıdır. Birlikte mücadele
etmelidir. Bir olmalı, iradeli olmalıdır.
Yoksa Türkiye’nin en bilinçli, en radikal muhalif gücünü
bağrında taşıyan İstanbul insanları daha çok parçalanır. Memleketin her
sorunu için etkili mücadele yürütemezlerse ne muhalefet kalacak, ne
İstanbul ne de Türkiye. Şunun iyi anlaşılması lazım, Türkiye’nin şimdi
yaşadığı durum tarihinin hiçbir dönemine benzemiyor. Bu yüzden bir kez
daha belirtelim; özgürlük ve demokrasi güçlerinin kazanması için ortak
mücadele şart.
Yorumlar
Yorum Gönder