Suriye’de siyasi çözüm ve demokratik bir sistemin
kurulması uzak görünüyor. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov görüşmeler ve
çözüm için Kürtlerin acele etmesini söylüyor. Ancak kendileri daha çok
işgalci Türkiye’nin kaygılarını ve yaklaşımlarını gözetiyor. Mevcut
haliyle Erdoğan yönetimi Suriye’de Kürtleri yok etmek için uğraşıyor.
Türkiye’nin Suriye topraklarını işgal etmesinin asıl nedenlerinden biri
bu stratejiyi hayata geçirmektir. Rusya yönetimi buna karşı durmadı.
Herkesin bildiği gibi Efrîn bölgesinin hava sahasından Rusya sorumluydu.
Türkiye ile anlaşarak hava sahasını açtı ve Türkiye’nin işgaline
kapıları açtı.
Efrîn işgali hala devam ediyor. O bölgede SDG kalmadığı
gibi Kürt halkı da kalmadı. Türkiye Rusya’nın yanı başında etnik
temizlik yapıyor, Kürt nüfus yerine kendi denetimindeki çeteleri ve
çevrelerini getirip yerleştiriyor. Kaymakamlar vb atıyor. Aslında ilhak
hazırlıkları yapıyor. O bölgelerde üç yüksek okul açıyor. Bütün bu olan
bitenler karşısında Rusya herhangi bir açıklama bile yapmış değil. Bu da
Erdoğan’la derin bir anlaşma yaptıklarını gösteriyor.
Rusya’nın çözüm ve görüşmeler konusundaki bütün talep ve
girişimlerine Kürtler ve özerk yönetimler hep olumlu cevaplar verdiler.
Rusya da Kürtlere dışlayıcı yaklaşmıyordu. 2018’de Rus yönetimi Soçi’de
geniş kapsamlı bir toplantı düzenledi. Kürtlerden ve özerk bölgelerden
yüzlerce insan katılacaktı. İsimler Rus yönetimine bildirildi. Son anda
Rusya Kürtleri ve özerk yönetimleri Soçi’ye götürmekten vazgeçti. Ve
davet ettikleri insanlara herhangi bir açıklama bile yapmadı. Rusya,
Türkiye’yle görüştükten ve onlarla anlaştıktan sonra Kürtleri dışladı.
ABD ve koalisyonun diğer üyeleri de benzer bir tutum
takındılar. Astana sürecine ABD dahil edilmedi. Rusya, İran ve Türkiye
arasında süreç yürütüldü. Astana süreci sonunda Kürtler ve Kuzey Doğu
Suriye güçlerine karşı bir cepheye dönüştürüldü. ABD ve onunla hareket
eden devletler sorun Cenevre’ye taşırıldığında, anayasa hazırlıklarında
inisiyatif alacaklarını ve Kürtlerinde orada temsil edileceklerini
söylüyorlardı. Türkiye’nin etrafına topladığı ve muhalefet dediği
çevrelerin arkalarında bir halk gücü yoktu. Siyasi bir kimlikleri de
kalmamıştı. Tamamen Türkiye’nin yörüngesine girmişlerdi. Nitekim
Serêkaniyê ve Girê Spî’nn işgalinde bu güçler paralı asker olmaktan ve
Türklerin emrinde hareket etmekten başka bir şey yapmadılar.
ABD, Cenevre sürecine, anayasa komitesine Kürtleri
katamadığını söylüyor. BM temsilcileri, Peterson dahil Türkiye’nin
Kürtleri bloke ettiğini belirtiyor. Türkiye nasıl Rusya’yla anlaşıp
Efrîn’i işgal ettiyse Trump yönetimiyle de anlaşıp Serêkaniyê ve Girê
Spî’yi işgal etti. Türkiye Kürtlere karşı açık ve sınırsız bir düşmanlık
yapıyor. Her şeyini peşkeş çekiyor.
El Nusra, DAİŞ ve İhvani İslam
dahil herkesle ittifaklar yapıyor. Kürtleri sadece Türkiye’de değil,
dünyada ortadan kaldırmak istiyor. Ancak Türkiye’nin gücü sınırsız
değildir. Öyle süper bir güç de değildir. Dikkat edilirse ABD veya
Rusya’dan destek almadan, anlaşmadan Suriye’ye giremiyor. Trump,
Erdoğan’a Kuzey Suriye işgalini aklından çıkar, varsa bir sorununuz
siyasi yollarla çözelim deseydi Türkiye asla işgale girişemezdi.
SDG, Suriye’nin üçte birisini DAİŞ ve diğer çetelerden
temizlemiş ve demokratik bir yönetim kurmuş. Milyonlarca insan bu
bölgelerde güvenlik içinde yaşıyordu. Bu gücü bütün uluslararası
görüşmelerden ve anayasa yapım çalışmalarından dışlayarak Suriye’de
birliği ve barışı nasıl sağlayacaksın? Türkiye bir yandan İdlib’e
operasyon yapmayın, diyor bir yandan da kendisi sürekli saldırıp işgal
bölgelerini genişletiyor. Rusya ve ABD buna destek ve izin veriyor. BM
de Türkiye özerk yönetim bölgelerini veto ediyor, bloke etmiş, diyor.
Buradan adalet, hukuk, çözüm ve çıkar mı? Türkiye 1. Dünya
savaşı sonrası Kürtleri statüsüz bırakma sürecini sürdürmek ve
kalıcılaştırmak istiyor. Bu politika yüz yıldır bölgede Kürt sorununu
çözmedi ve sürekli çatışmaların kaynağına dönüştü. Rusya, ABD, AB ve BM
bu sorunu ciddi biçimde ele alıp çözüme katkı sunacaklarına hala Türk
devletinin inkar ve imha politikalarının uygulanmasını kolaylaştırıcı
tutum sergiliyorlar. Erdoğan DAİŞ’le ittifak yaptığında Kürtler ABD ve
koalisyonlar birlikte büyük bedel ödeyerek dünyayı bu beladan
kurtardılar.
DAİŞ’e karşı savaşanlar Türkiye’nin uçakları ve tanklarıyla
öldürüldüler. Kürtlerin devleti yok diye hep onlar kurban olarak
seçildiler. Suriye’de hem ABD hem de Rusya var. Hava sahasını da
aralarında bölüşmüşler. Şimdi Türkiye DAİŞ ve El Nusra artıklarını
getirip Kürtleri öldürüyor, topraklarından sürüyor. DAİŞ’in intikamını
Türkiye alıyor. Üstüne üstelik Rusya, ABD ve BM, AB Kürtleri Cenevre
süreci dışında bırakıyorlar. Görüldüğü gibi kirli ve gizli pazarlıklar
yapıldığı, devletlerin çıkarları her şeyin üstünde tutulduğu sürece adil
ve kolay bir çözüm olmayacaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder