2020 yılı büyük çaplı savaşlara gebedir – Şükrü GEDİK




Savaş/savaşlar, yaşadığımız coğrafyanın bir kaderi olsa gerek. Küresel, bölgesel, toplumsal sorunlar derken içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Birbirlerini boğazlamak için yeteri kadar savaş gerekçesi mevcuttur. Bölgenin kendi iç sorunları yetmezmiş gibi dış güçlerin bölgede tepinmeleri, sorunları daha da çetrefilli hale getirmiştir. Savaştan yorgun düşmüş, yorulmuş bölge halklarının yakasını bırakmayan küresel ve bölgesel hegemonik güçler, yeni çelişki ve çatışma alanları yaratmaktadırlar. Ortadoğu’daki ulus devlet yapılanmaları kötülüğün kaynağı olmaya devam ederken, dış müdahalelere de zemin sunmaktadırlar.

Türkiye, sahip olduğu gücünü, birikimini, kaynaklarını, enerjisini, eforunu, kendi iç sorunlarını çözmek için harcamış olsaydı bugün bambaşka bir Türkiye’den bahsedilmiş olacaktı. Kürt düşmanlığındaki kör inatlaşma, Türkiye’yi yıkımın eşiğine getirmiştir. 40 yılı aşkındır süren, kendi tabirleriyle ‘düşük yoğunluklu savaş’ sorunu çözmediği gibi daha da derinleştirmiştir. Savaşın Türkiye’ye bindirdiği ağır yükün faturası bilinen, görünenden daha fazladır. Bütün kaynaklarını tüketmesi bir yana, akan kanın, yaşanan trajedilerin bedeli çok daha ağır olmuştur. Bir hiç uğruna sürdürülen Kürt düşmanlığı, şiddettin sahiplerine de fayda sağlamayacağı bilinmektedir. Dış politikasını Kürt düşmanlığı üzerine şekillendirmiş olan Türkiye, işgal ve soykırım planlarına destek için herkese taviz vererek Türkiye’yi daha fazla bağımlı hale getirmiştir.

Savaş ile beslenme siyaseti, Türkiye’ye sadece düşman kazandırmıştır., Suriye, Doğu Akdeniz, Libya konuları Türkiye’nin açmazlarına yenilerini eklemiştir. Fikri ve zikri tamamen savaş çağrıştırmakta ve kan kokmaktadır. Sınır ötesine asker gönderme tezkerelerine onay veren meclisin, savaş yanlısı olması akıl yoksunluğunda gelinen durumun özetidir. Türkiye kan deryasında kulaç attıkça, ABD, AB, Rusya, Arap dünyası ile birçok konuda sorunlu hale gelen ilişkileri, daha da kötüye gidecektir. Ortadoğu’daki hegemonik güç mücadelesi içinde olan taraflardan, herhangi birinin tarafı olması halinde ise daha fazla irtifa kaybederek yere çakılması kaçınılmazdır. Türkiye; başlattığı, ön ayak olduğu ve ya tarafı olduğu çelişki ve çatışmaların, olası daha büyük çaplı savaşın asla kazananı olmayacaktır. Ufku kararmış bir geleceğe doğru yol almanın belirsizliği içinde, varlığını tüketecektir.
2020 yılının Ortadoğu halkları açısından zorlu geçeceği, daha yılın ikinci gününde belli olmuştur. Irak ve Suriye müdahaleleri ardından, sıranın İran’a geldiğini göstermektedir. Kudüs Güçleri sorumlusu İranlı komutan Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi güçlerinin komutanı Ebu Mehdi El Mühendis’in ABD tarafından, Bağdat’ta öldürülmeleri, İran ile savaşın startını fiilen vermiştir. Olayın Bağdat’ta olması, Irak’ı daha fazla zorlayacaktır. 

Irak zaten devlet olarak varlığını kaybetmek üzeredir. Kendi iç çelişkileri giderek daha da derinleşmektedir. Siyasi kriz, ekonomik kriz hali içinde olan Irak’ın geleceği üzerine söz söyleme yetkisini elinde bulunduran İran ve ABD, Irak’ı savaş alanına çevirmiştir. İran ve ABD kapışmasının Irak’ta olması, Irak’ı da kendileri için taraf haline getirmeleri, bölgesel bir savaş anlamına gelecektir. Bu savaş bölgesel ve hatta küresel çapta tahrip gücü yüksek bir savaş olacaktır. Sürmekte olan ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nı daha kanlı hale getirecektir. İran’ın bu saldırıya karşılık verip vermemesi gelişmelerin seyrini belirleyecektir.

Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi El Mühendis’in öldürülmeleri, I.Dünya savaşının fitilini ateşleyen olaya, Avusturya-Macaristan veliahtı Arşüdük Franz Ferdinand ve eşi Arşidüşes Sophie’ye yapılan suikasta benzer tarihsel bir süreci çağrıştırmaktadır. İmparatorluk topraklarının parçalandığı ve ulus devletlerin doğuşuna yol açan paylaşımlar meydana gelmişti. Bu olayın da Ortadoğu ölçeğinde benzer bir sürecin yaşamasına yol açabilir. 

ABD, İsrail ve Suudi Arabistan üçlüsünün ve yörüngesindeki Arap devletlerinin bir cephede yer almaları kaçınılmazdır. İran ise kendi etki alanlarındaki güçlerle, yani Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Yemen hattına kadar uzanan alanlarda kendisiyle hareket eden güçlerle bir cephe oluşturacaktır. Rusya ve Çin şimdilik İtidal çağrılarıyla yetinmeye çalışacaklar. AB tarafsızlığını korumaya çalışsa da, İran ile yaşadıkları nükleer vb. bazı sorunlardan dolayı, olası savaşta İran karşıtı olacaklardır. Türkiye bunun neresinde yer alacağını halen kestirmiş değildir. Çünkü, güvenilirliği olmayan bir ülke konumundadır ve gelişmelerin seyrine göre taraf olacaktır.

Vahşi kapitalizmin ve ulus devletlerin savaşlarında sorunlar çözülmez. Kan ve katliamla çözüm olamaz. Yeni insani felaketler ve büyük bir yıkım kapıdadır. Tek çözüm Kürt Özgürlük Hareketinin öncülük ettiği üçüncü yol perspektifindedir. Çözüm aranacaksa, Barış ve Demokrasi denilecekse üçüncü yola girmek zorundadırlar.

Yorumlar