Savaş/savaşlar, yaşadığımız coğrafyanın bir kaderi
olsa gerek. Küresel, bölgesel, toplumsal sorunlar derken içinden
çıkılmaz bir hal almıştır. Birbirlerini boğazlamak için yeteri kadar
savaş gerekçesi mevcuttur. Bölgenin kendi iç sorunları yetmezmiş gibi
dış güçlerin bölgede tepinmeleri, sorunları daha da çetrefilli hale
getirmiştir. Savaştan yorgun düşmüş, yorulmuş bölge halklarının yakasını
bırakmayan küresel ve bölgesel hegemonik güçler, yeni çelişki ve
çatışma alanları yaratmaktadırlar. Ortadoğu’daki ulus devlet
yapılanmaları kötülüğün kaynağı olmaya devam ederken, dış müdahalelere
de zemin sunmaktadırlar.
Türkiye, sahip olduğu gücünü, birikimini, kaynaklarını,
enerjisini, eforunu, kendi iç sorunlarını çözmek için harcamış olsaydı
bugün bambaşka bir Türkiye’den bahsedilmiş olacaktı. Kürt
düşmanlığındaki kör inatlaşma, Türkiye’yi yıkımın eşiğine getirmiştir.
40 yılı aşkındır süren, kendi tabirleriyle ‘düşük yoğunluklu savaş’
sorunu çözmediği gibi daha da derinleştirmiştir. Savaşın Türkiye’ye
bindirdiği ağır yükün faturası bilinen, görünenden daha fazladır. Bütün
kaynaklarını tüketmesi bir yana, akan kanın, yaşanan trajedilerin bedeli
çok daha ağır olmuştur. Bir hiç uğruna sürdürülen Kürt düşmanlığı,
şiddettin sahiplerine de fayda sağlamayacağı bilinmektedir. Dış
politikasını Kürt düşmanlığı üzerine şekillendirmiş olan Türkiye, işgal
ve soykırım planlarına destek için herkese taviz vererek Türkiye’yi daha
fazla bağımlı hale getirmiştir.
Savaş ile beslenme siyaseti, Türkiye’ye sadece düşman
kazandırmıştır., Suriye, Doğu Akdeniz, Libya konuları Türkiye’nin
açmazlarına yenilerini eklemiştir. Fikri ve zikri tamamen savaş
çağrıştırmakta ve kan kokmaktadır. Sınır ötesine asker gönderme
tezkerelerine onay veren meclisin, savaş yanlısı olması akıl
yoksunluğunda gelinen durumun özetidir. Türkiye kan deryasında kulaç
attıkça, ABD, AB, Rusya, Arap dünyası ile birçok konuda sorunlu hale
gelen ilişkileri, daha da kötüye gidecektir. Ortadoğu’daki hegemonik güç
mücadelesi içinde olan taraflardan, herhangi birinin tarafı olması
halinde ise daha fazla irtifa kaybederek yere çakılması kaçınılmazdır.
Türkiye; başlattığı, ön ayak olduğu ve ya tarafı olduğu çelişki ve
çatışmaların, olası daha büyük çaplı savaşın asla kazananı olmayacaktır.
Ufku kararmış bir geleceğe doğru yol almanın belirsizliği içinde,
varlığını tüketecektir.
2020 yılının Ortadoğu halkları açısından zorlu geçeceği,
daha yılın ikinci gününde belli olmuştur. Irak ve Suriye müdahaleleri
ardından, sıranın İran’a geldiğini göstermektedir. Kudüs Güçleri
sorumlusu İranlı komutan Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi güçlerinin
komutanı Ebu Mehdi El Mühendis’in ABD tarafından, Bağdat’ta
öldürülmeleri, İran ile savaşın startını fiilen vermiştir. Olayın
Bağdat’ta olması, Irak’ı daha fazla zorlayacaktır.
Irak zaten devlet
olarak varlığını kaybetmek üzeredir. Kendi iç çelişkileri giderek daha
da derinleşmektedir. Siyasi kriz, ekonomik kriz hali içinde olan Irak’ın
geleceği üzerine söz söyleme yetkisini elinde bulunduran İran ve ABD,
Irak’ı savaş alanına çevirmiştir. İran ve ABD kapışmasının Irak’ta
olması, Irak’ı da kendileri için taraf haline getirmeleri, bölgesel bir
savaş anlamına gelecektir. Bu savaş bölgesel ve hatta küresel çapta
tahrip gücü yüksek bir savaş olacaktır. Sürmekte olan ‘Üçüncü Dünya
Savaşı’nı daha kanlı hale getirecektir. İran’ın bu saldırıya karşılık
verip vermemesi gelişmelerin seyrini belirleyecektir.
Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi El Mühendis’in öldürülmeleri,
I.Dünya savaşının fitilini ateşleyen olaya, Avusturya-Macaristan
veliahtı Arşüdük Franz Ferdinand ve eşi Arşidüşes Sophie’ye yapılan
suikasta benzer tarihsel bir süreci çağrıştırmaktadır. İmparatorluk
topraklarının parçalandığı ve ulus devletlerin doğuşuna yol açan
paylaşımlar meydana gelmişti. Bu olayın da Ortadoğu ölçeğinde benzer bir
sürecin yaşamasına yol açabilir.
ABD, İsrail ve Suudi Arabistan
üçlüsünün ve yörüngesindeki Arap devletlerinin bir cephede yer almaları
kaçınılmazdır. İran ise kendi etki alanlarındaki güçlerle, yani Irak,
Suriye, Lübnan, Filistin, Yemen hattına kadar uzanan alanlarda
kendisiyle hareket eden güçlerle bir cephe oluşturacaktır. Rusya ve Çin
şimdilik İtidal çağrılarıyla yetinmeye çalışacaklar. AB tarafsızlığını
korumaya çalışsa da, İran ile yaşadıkları nükleer vb. bazı sorunlardan
dolayı, olası savaşta İran karşıtı olacaklardır. Türkiye bunun neresinde
yer alacağını halen kestirmiş değildir. Çünkü, güvenilirliği olmayan
bir ülke konumundadır ve gelişmelerin seyrine göre taraf olacaktır.
Vahşi kapitalizmin ve ulus devletlerin savaşlarında
sorunlar çözülmez. Kan ve katliamla çözüm olamaz. Yeni insani felaketler
ve büyük bir yıkım kapıdadır. Tek çözüm Kürt Özgürlük Hareketinin
öncülük ettiği üçüncü yol perspektifindedir. Çözüm aranacaksa, Barış ve
Demokrasi denilecekse üçüncü yola girmek zorundadırlar.
Yorumlar
Yorum Gönder