ABD’nin Kasım Süleymani’yi öldürmesi ateşin üzerine benzin
dökmektir. Bölgede yaşanan savaş artık yeni bir aşamaya geçmiştir.
Bundan sonra sıcak ve çok şiddetli bir savaşa giden yolda önemli bir
dönemeçtir. Bugünden yarına işin nereye varacağı ise son derece
belirsizdir. ABD-İran arasında bir savaş çıkar mı tartışmasından ziyade,
taraflar arasındaki savaş bundan sonra hangi mecralarda derinleşir ona
bakmak doğruya daha yakın duruyor. Zira İran ile ABD arasında zaten
yıllardan bu yana yürüyen bir savaş vardır. Ekonomik, ticari, ideolojik
yönü zaman zaman öne çıksa da, değişik devletler ya da örgütler
üzerinden yürütülen sıcak savaş da zaten vardır.
Suriye savaşı son tahlilde İran-ABD savaşıdır. Denkleme
birçok örgütün dahil edilmiş olması ya da yürüyen süreçte değişik
devletlerin dahil olmuş olması, iki taraf arasında yürütülen kavgayı
yadsımaz.
Saddam sonrası Irak’ta sistemin bir türlü oturmamış
olması, ülke içinde istikrarın sağlanamıyor olmasının da perde arkasında
bu iki güç arasındaki bilek güreşi vardır. Aslında iki güç de gerilim
ve iç çatışmalardan son derece büyük çıkarlar sağlıyor.
Irak ve Suriye üzerinden yaşanan savaş ve kriz durumu da
son kertede küresel hegemon güç olarak ABD ile bölgesel hegemon güç
olmaya çalışan İran arasındaki kapışmanın sonucudur. Ancak bu bölgelerde
iki güç arasındaki savaş şimdiye dek vekalet eden yapılar üzerinden
yürütüldü. Kasım Süleyman’in öldürülmüş olmasının asıl önemi, vekiller
üzerinden yürütülen savaşın asıllar arasındaki direkt bir temasa dönüşüp
dönüşmeyeceğidir.
ABD, Kasım Süleymani’yi öldürmekle İran’ın karşı hamle
yapması için yeni bir alan açtı. Kasım Süleymani gibi İran açısından son
derece önemli birisinin hedef alınması, ABD’nin “ben savaşa hazırım”
mesajı olmaktadır. İran’ın bu hamleye nasıl karşılık vereceği önemlidir.
Aynı tonda bir karşılık verilmesi durumu şiddetli ve sonu belirsiz bir
savaşın fitilini ateşleyebilir. İran aynı tonda bir cevap verirse, (bana
göre kendisini hazır hissettiği anda bu cevabı verecektir) tüm bölge
güçlerini olduğu gibi, birçok küresel gücün dahil olmaktan
kaçınamayacağı savaşı başlatmış olur.
Bu savaş öyle Lübnan, Suriye, Yemen, Irak üzerinden iki
gücü şimdiye dek yürüttüğü savaşa benzemeyecektir. Dünya devletleri
kendilerini isteseler de bu savaşın dışında tutamayacaklardır. Aynı
şekilde bölge devletleri de ya “bana neci” bir tutumun içinde
olamayacaklardır. İtidal çağrılarının yükselmesinin temelinde bu
gerçeklik yatıyor.
Böyle bir savaş durumunda, 3.Dünya savaşının bir
karakteristik özelliği olarak öne çıkan ilişki-çelişki diyalektiği de
hükmünü yitirir. Şimdiye kadar vekiller üzerinden yürüyen savaşta
çatışan güçler bir araya gelip ilişki kurabiliyor, perde önünde sanki
aralarında hiçbir sorun yokmuş gibi yansıtabiliyorlardı. Ancak ABD-İran
arasında sahada savaşın başlaması durumunda bu diyalektik büyük oranda
hükmünü yitirecektir. Sonucunun ne olacağını ise şimdiden kestirmek
kesinlikle mümkün olmayacaktır.
Ancak bunun yerine tarafların kendi vekilleri üzerinden
çatışmayı daha da körükleme hamleleri de gelişebilir. Bir süre daha bu
şekilde iş kotarılmaya çalışılabilir. Bu durumda Irak’ın şiddetli bir
savaşa daha ev sahipliği yapması yüksek olasılıktır. Irak’ın yanında
Lübnan, Yemen ve Suriye’de yürüyen savaş da yeni bir şekil alır. Yüksek
olasılıkla İran savaşı bu şekilde yürütmeyi kendisi açısından daha
kazançlı görecektir. Çünkü İran’ın etrafını sağlama alması içe yönelik
bir saldırıda elini daha güçlü kılmasını sağlayacaktır. Hatta savaşın
içeri kaymasını da, en azından bir süre daha, engelleyebilir. Bu durumda
karşılıklı gelişecek hamleler sonuç odaklı olacağından, ABD de mümkün
olduğunca hem içerde hem bölgede İran rejiminin etrafını boşaltarak
savaşı içe kaydırmaya çalışacaktır.
Ancak bugünden sonra savaşın dışarıda uzun süreye
yayılması, küresel düzlemde ve bölge halklarının nazarından ABD’nin
işini zorlaştıracağı gibi, İran’ın ittifak edinmesinde yardımcı bir
etmen olacaktır. Öncelikli olarak İran Şiiler arasında ABD karşıtlığı
üzerinden daha fazla destek bulacak. Bölge Arap ülkeleri de ABD yanında
durduklarında İslami propaganda üzerinden bu ülkelere karşı tepki
örgütlemesi daha kolay olacaktır.
Burada bölgesel güçler olarak İsrail ve Türk devletinin
tutumları önemli olacaktır. İsrail’in dünden böylesi bir savaşı istediği
gizli bir şey değil. Ancak Türk devletinin nasıl bir tutum alacağı
önemlidir. Suriye paylaşım savaşında Rusya ile ilişkilere derinlik
kazandıran Türk devleti, olası bir İran-ABD sıcak savaşında tarafsız
kalma lüksüne sahip olamayacaktır. Ya İran’ın yanında yer alacak ya da
karşısında. Bu iki tercih zorunlu olarak önüne gelecektir. Bu zorunluluk
bir taraftan vazgeçmek anlamına gelecektir. Dolayısıyla tercih durumu
en zor olan Türk devleti olacaktır. Yüz yıllık ilişkiler gözetildiğinde
Türk devletinin olası bir savaş durumunda ABD karşısında durması pek de
olası görünmüyor.
Özcesi Türk devleti ABD’nin yanında dursa bölgedeki tüm
etkinliğinden olma, İran’ın yanında durursa tüm küresel desteğinden olma
gibi bir ikilemle karşı karşıya kalacaktır. Küresel destek bir yana,
İran sonrası küresel müdahalenin yapılacağı devlet konumuna gelecektir.
Bundan sonrası her şey artık olasılıktır. Ancak değişim ise bir
kaçınılmazdır. İran ya hızlı bir şekilde rejim değişikliğine gitmek
suretiyle köklü bir demokratikleşme yaşayarak bölge halklarını yanına
alacaktır ya da mevcudun korunmasında ısrar ederek sonu belirsiz bir
savaşa girmek zorunda kalacaktır. Bugünden yarına hemen böyle bir
savaşın gelişeceği söylemek son derece zordur. Ancak zor olsa da böyle
bir şey olmayacağının garantisi de yoktur. Zira 3.Dünya savaşının en
belirgin özelliği ihtimallerin sonsuzluğuna sahip olmasıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder