Ocak ayı içinde kadın özgürlük mücadele tarihi açısından
önemli dönüm noktalarını ifade eden olaylar yaşanmıştır. Bir bütün
olarak insanlık tarihine damgasını vuran ve içinde kadına yönelik
egemenlikçi ve soykırımcı politika örnekleri olan bu olaylar, toplumlara
umut olan kadın şahsiyetlere ve öncülere yönelik saldırılar olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Erkek egemenlikçi sistemin siyasal, toplumsal, ekonomik,
ideolojik politika ve uygulamalarına karşı radikal karşı çıkışlara sahip
olan kadınlar, bu sistem tarafından ‘baş düşman’ olarak görülmüştür. Bu
kadınlar, kadın kadar içinden geldikleri toplumlara çok yönlü öncülük
etme gücünü sergilemiş olan kişilerdir Sistem karşıtı hareket ve
çıkışlarda yerlerini alan öncü kadınların mevcut iktidarcı egemen sistem
karşısında geri adım atmayan, tam tersine karşılarına çıkan zorlukları
aşarak güçlenme gerçeklikleri, sistemi hep korkutmuştur ve korkutmaya da
devam etmektedir.
Bu öncülerden biri olan Rosa Luxemburg’dur. 15 Mart 1871
yılında Polonya’da doğan Rosa Luxemburg, genç yaşlarda sosyalizm
düşüncesiyle tanışır ve gençlik döneminde sol hareketler içinde yerini
alır. 18 yaşında politik mülteci olur. 1889’da Zürih Üniversitesine
girer ve hayatı mücadele temelinde şekillenmeye başlar. Ülkesi
Polonya’nın özgürlüğünü hedefleyen çalışmalarının yanında milliyetçi
sınırlara kapılmaz. Eleştireldir, içinde bulunduğu sosyalist çevreler de
dahil, sistemin geriliklerinin ortaya çıktığı her alanda bu gücünü
işletir. 20. yüzyıl başlarında yükselen militarizme karşıdır. 1. Dünya
paylaşım savaşında, kendi partisiyle ters düşmeyi bile göze alarak,
militarizm-savaş ve milliyetçi zihniyet ve politikaları kabul etmez.
Savaş karşıtı duruşu onu hapse götürse de, bu duruşundan taviz vermez.
Yazdığı makaleler, alanlarda yaptığı konuşmalar çarpıcıdır. 1914 yılında
Karl Liebknecht ile Spartaküs hareketini kurar, 1918’de de Alman
Komünist Partisi’ni kurar. 15 Ocak 1919’da Rosa Luxemburg ve Karl
Liebknecht, Berlin’de katledilirler. Rosa, işkence edilerek katledilir
ve bedeni nehre atılır. Ama Rosa düşünceleriyle yaşamaya devam eder.
1968 Hareketi döneminde Rosa’nın resimleri yapılan eylemlerde taşınır,
tespitleri, eleştirileri gençlik hareketlerince okunur, tartışılır.
Kadının ataerkil ve kapitalist sistem karşıtı hareketlerde, yine siyasal
toplumsal mücadelelerde öncülük düzeyinde yerini almasında örnek alınan
bir isim olur.
Kürdistan topraklarında yükselen demokratik, sosyalist
hareket içinde kadın ve Kürt kimliğiyle yerini alan Sakine Cansız
(Sara), kadının bu tarihsel gücünü örnek alanlardan olmuştur. 9 Ocak
2013 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’te Türk MİT’i tarafından Sakine
Cansız ile birlikte katledilen Fidan Doğan (Rojbîn) ve Leyla Şaylemez
(Ronahî) de kadının siyasal-toplumsal öncülük çizgisinde büyüyen kadın
önderlerden olmuşlardır. Bu öncü kadın şehitler, sadece Kürt
kadınlarının değil, ezilen halkların kadınlarına da öncülük etme gücüne
ulaşmışlardır. Cinsiyetçilik kadar milliyetçilikle de mücadele
etmişlerdir. Erkek egemen zihniyetle her yerde bir kavga içinde
olmuşlardır. Diğer halkların topraklarının özgürleşmesini, Kürdistan
topraklarının özgürleşmesi kadar değerli bulmuşlardır.
Kadının özgücüne dayanarak ve birbiriyle ortaklaşarak
mücadelede ilerlenebileceğini bizlere öğretmişlerdir. Sistemin kadını
yalnızlaştırarak kırma-zayıflatma ve vurma politikasına karşı,
toplumsallaşarak birey olma ilkesini esas almışlardır. Bunun için
bilinçlenerek, farklılıkların birliğini, yani örgütlülüğü sağlayarak,
bunun paralelinde de özgürlüğü hazır beklemeden ve istemeden direnerek
yaratmayı öğrendiler ve öğrettiler. Ataerkil ve kapitalist sistemin
‘insanı insanın kurdu’ yapma politikası temelinde kadının kadına
yabancılaştırılmasına ve rekabet eder düzeyine düşürülmesine karşı
emekle kadın yoldaşlığını ve sevgisini büyütmüşlerdir. Direnişten,
hakikatten, özgürlükten ve bunun örgütlü mücadelesinden taraf olmanın
onurunu, gururunu ve haklılığını hem yaşamış, hem yaşatmışlardır. Sakine
Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’i tanıyanlar, görenler, onların
resimlerine bakanlar, onların büyük bir devrim ciddiyeti, morali ve
gözlerindeki ışıkla yüzlerinin hep güldüğünü görürler. Doğru ve haklı
tarafta olmanın gücünü onların bakışlarında görmek mümkündür.
Bu öncü kadınlar, egemenlikçi sistem güçlerini korkttular.
Korkutmaya da devam ediyorlar. Çünkü bu yıl katledilişlerinin 7.
yıldönümünde, Kürdistan’dan Paris’e kadar dünyanın her yerinde adalet ve
aydınlık için yapılan tüm yürüyüşlerde, verilen mesajlarda ve
özgürlükte kararlılıklarını yansıtan direnişçi kadınlarda ve halklarda;
Rosaların, Sakinelerin, Fidanların, Leylaların milyonlar olarak
çoğalmaya devam ettiğine bir kez daha tanıklık ettik.
Yorumlar
Yorum Gönder