Almanya’da Combat 18 adlı Neonazi grubu yasaklandı. Gruba
yönelik birçok eyalette baskınlar düzenlendi, aramalar yapıldı. Neonazi
grubun aşırı sağcılar arasında örnek olma rolü nedeniyle yasaklandığı
belirtilirken, Combat 18’in sınırları aşan rolüne de vurgu yapıldı.
Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim: Bu operasyonla
uzun bir süredir Almanya’da tehdit haline gelen aşırı sağ ile mücadele
görüntüsü verilmeye çalışıyor. Oysa bu grubun adı uzun bir süredir
kriminal vakalarda geçmesine rağmen, yasaklama kararı ancak şimdi
verilebildi.
Evet Almanya’nın sağ tarafı ağır işliyor, hatta yeri
geldiğinde duymuyor, görmüyor, bilmemezlikten geliyor. Combat 18 için
alınan yasaklama kararı da aslında bu kaideyi bozan bir gelişme değil.
NSU davasını hatırlarsak, böyle bir örgütün varlığı, ya da
isminin zikredilmesi uzun bir zaman almıştı. Zira davanın seyri ancak
bu örgütün varlığının ortaya çıkmasının ardından değişti.
2000-2007 yıllarında 8’i Türkiyeli 10 kişiyi öldürmek,
bombalı saldırılar yapmak ve banka soygunları gerçekleştirmek
suçlamalarıyla 2013’te görülmeye başlanan NSU davasında, 11 Temmuz
2018’de sonuca gidildi ve sadece yargılanan kişilere verilen cezalar
üzerinden konu kapatılmaya çalışıldı. Yine derin ilişkilere girilmedi,
irdelenmedi. Dolayısıyla davanın tam olarak kapandığını söylememiz
mümkün değil.
Almanya’nın sağ tarafı en ağır işleyen tarafı.
Nitekim Europol geçen yıl yayınladığı raporunda aşırı
sağcı grupların, ki bunların içerisine Combat 18’de dahil, Avrupa
genelinde örgütlendikleri ve hatta güvenlik kurumlarına sızma
girişimleri olduğuna dair emarelere yer vermişti.
Aşırı sağın faliyetleri bir süredir Almanya’da yeraltında
yürütülmüyor. Onların daha da aktifleştiklerini gösteren birçok emare
söz konusu.
Yine Anayasa Koruma Teşkilatı birçok defa aşırı sağın faaliyetlerine dikkat çekti.
Zira Prepper Grubu’na ait olduğu belirtilen 1100 kişilik
‘düşman’ listesi ortaya çıkmıştı. Bununlada kalmıyor; X günü adını
verdikleri bir tarihte “ülkedeki siyasetçilere yönelik suikastlar
yaparak, iç savaş çıkarmayı, ardından da darbe yaparak ülke yönetimini
devralmayı amaçladıkları” da ortaya çıkan bilgiler arasındaydı.
Aşırı sağcılar tarafından ülke gündemine oturan saldırılar her geçen gün artamaya başladı.
Kassel Valisi Walter Lübcke’nin öldürülmesi de önemli bir
eşik oldu. Yine Halle kentinde aşırı sağcılar tarafından Sinagoga
yapılan saldırı, ülke gündemine oturan önemli saldırılardan biriydi.
İsim olarak farklı Neonazi gruplar anılsa da birbirleriyle bağlantılı oldukları da yine bilinen bir gerçek.
Alman İçişleri Bakanlığı’nın raporlarına göre ülkede 32
bin 200’den fazla aşırı sağcı kayıt altına alındı. Fakat bu rakamlar
gerçeği yansıtmıyor. Bir kez daha tekrar etmiş olalım: Sayı bilinenden
çok daha fazlası.
Aşırı sağcılara yönelik soruşturmalar kaplumbağa hızıyla ilerlerken, onlara da kendilerini koruyacak zaman aralığı veriliyor.
Combat 18 adlı Neonazi gruba yönelik alınan karar tam da
bu durumu yansıtıyor. Size soruşturma açacağız/ açıyoruz/ açtık/
uyguladık mesajları ile alınan karar arasında 6 aydan fazla bir zaman
aralığı geçiyor. Tüm uyarılara rağmen, soruşturma hızı değişmiyor.
Oysa Almanya’nın sol yanı bu kadar tembel çalışmıyor. Soruşturmalar ve daha sonraki pratikler jet hızıyla hayata geçiriliyor.
Bunların son örneklerinden biri de Zozan G
davası. Zozan’ın 13 yaşındaki kızı Lorîn siyasal eylemlere katıldığı
gerekçesiyle beş çocuğunun velayeti elinden alınmak istendi. Bu durum
sorumluluk sahibi, çevresinde olup bitenlere kayıtsız kalmayan, duyarlı
bir anne için oldukça zor bir durum.
Nitekim mahkeme sonucuna göre velayet hakkı annede kaldı,
fakat çocukların eylemlere katılmama şartı getirildi. Zaten bu
suçlamaların getirilmesi başlı başına skandalken, Almanya’da yargının
nasıl göreceli işlediğini de gözler önüne seriyor.
Yorumlar
Yorum Gönder