59 yıllık yaşamının 20 senesini cezaevinde
geçiren, 14-15 yaşından itibaren özgürlük mücadelesiyle birlikte yürüyen
Muhyettin Dolaşır, ”İyi ki bu mücadeleyi tanımışım. Yeniden dünyaya
gelseydim yine bu meşakkatli ama bir o kadar da onurlu yolun bir
çalışanı olmak isterdim” diyor.
M. ZAHİT EKİNCİ HAMBURG
Muhyettin Dolaşır Kürt özgürlük mücadelesinin ilk
militanlarından ve emektarlarından. Mardin-Midyat’ın Derik köyünde tarım
ve hayvancılıkla uğraşan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen
Dolaşır, elli dokuz yıllık ömrünün yirmi senesini Türkiye ve Kürdistan
hapishanelerinde geçirmiş. Özgürlük mücadelesinin ilk yıllarından
itibaren çeşitli alanlarda çalışma yürüten Muhyettin Dolaşır, son altı
yıldır ise Heyva Sor çalışanı olarak halkına hizmet ediyor. Mütevazı
kişiliğiyle Kürdistanlılar arasında saygın bir yeri olan Dolaşır,
gittiği birçok yerde Heyva Sor çalışmaları yürüttüğü için ”Bavê
Sêwiya/Yetimlerin babası” olarak anılıyor.
Tanıştığından beri birlikte
Ömrünün kırk yılından fazlasını halkının özgürlük
mücadelesine adayan Muhyettin Dolaşır yurtsever bir aileden geliyor.
14-15 yaşlarındayken özgürlük mücadelesi ile tanıştığını ve bugüne kadar
da bağını koparmadığını belirterek şunları dile getiriyor: ”Yurtsever
bir aile ortamında büyüdüm. 1970’lı yılların ortalarında ağabeylerim
Kürdistan özgürlük mücadelesinin sempatizanlarıydılar. PKK’nin öncü
kadroları olan Hamza Yavuz, Vasfi Kılıç, Ali Kaya, Süleyman Orak ve
Celal Hoca sürekli bize gidip gelirlerdi. Tabii gidiş gelişleri ailenin
gençleri arasında ilgiyle karşılanıyordu. Teorik olarak fazla bir
birikimimiz yoktu. Bu arkadaşlar dilleri dönebildiği kadar bize niçin
mücadele ettiklerini anlatıyorlardı. Davranışlarında, konuşmalarında,
oturup kalkmalarında bir ciddiyet vardı. Bize küçük görevler verdikleri
zaman seve seve yapıyorduk.”
Cezaevinde öncülerle tanıştı
Askeri darbe ardından hakkındaki ihbar üzerine KUK
davasından gözaltına alındığını anlatan Dolaşır, ”Benim o dönemde KUK’la
uzaktan yakından bir bağım yoktu. KUK davasından 1,5 seneye yakın Amed 5
No’lu zindanında kaldım. Zindan vahşetine, tutuklulara yapılan zulme
yakından tanık oldum. Bu esnada Mazlum Doğan, Kemal Pir, Mehmet Hayri
Durmuş, Mustafa Karasu ve PKK’nin diğer önder kadroları ile tanışma
fırsatını yakaladım. Onlardan, mücadelelerinden ve direnişlerinden çok
etkilendim. KUK davasından tutuklu olmama rağmen arkadaşlarla beraber
kalıyordum. Tahliye olduğum güne kadar da arkadaşlarla kaldım” diyor.
12 Eylül ve atılım
12 Eylül darbesinin insanların üzerinden adeta silindir
gibi geçtiğinin altını çizen Dolaşır şöyle devam ediyor: ”Koyu, kopkoyu;
karanlık bir dönemdi. Tahliye olduktan sonra insanlar benimle konuşmaya
korkuyordu mesela. Benim ise arayışlarım vardı. Arkadaşlarla iki sene
sonra ilişkilenebildim. İlişkilendikten sonra da profesyonel anlamda
devrimci olmaya karar verdim. Devrimci mücadeleye Botan sahasında
başladım. Ardından arkadaşlar beni Lolan’a gönderdi. Abbas arkadaş,
Aydın (Kâzım Demirtaş, Erzurum’da şehit düştü), Celal Hocagiler vardı
orada. Kışa denk geldiğimiz için oldukça zor şartlarda kalıyorduk. Bu
zamanların imkânları o dönem yoktu. KDP o zaman da elinden gelen tüm
zorluğu çıkarıyordu bize. Bizi adeta açlıkla terbiye etmeye
çalışıyorlardı. Bir kış boyunca sadece palamut yediğimizi hatırlıyorum.
Çoğu zaman palamut bile bulamadığımız oluyordu. İlk silahlı propaganda
birlikleri oluşturulmuştu. Mayıs ayında Botan sahasına gittik ve 1984
atılımını burada karşıladık. Devlet her yerde karşı propagandamızı
yapıyordu. Halk da bizi fazla tanımıyordu o zaman. Çok zor olsa da
1985’e kadar burada kaldım.”
‘Yanlışlıkla Heval Agit’in çantasını aldım’
Muhyettin Dolaşır bu dönemde Sabri Ok ile beraber hareket
ettiğini belirtiyor ve o döneme dair anektodlarını anlatıyor: “Heval
Sabri bir görüşme için beni Agit (Mahsum Korkmaz) arkadaşın yanına
göndermişti. Saatlerce yol aldıktan sonra kendisiyle bir araya geldik. O
kadar yorgundum ki yorgunluktan gözlerimi açamıyordum. Daha gün
ağarmadan yola çıkarken o yorgunlukla Heval Agit’e ait çantayı almışım.
15-20 dakika yol yürüdükten sonra bunun farkına varınca dönüp yanlarına
gittim tekrar. Heval Agit bana kızmıştı çantasını aldım diye.
Sabri Ok ile çatışmanın ortasında
1985’te ERNK’nin kuruluşu sonrası Sabri arkadaşla beraber
görev alanımız olan Şirvan’a gitmemiz gerekiyordu. Kimse yolu bilmediği
için zor bela rehberlik yaptım. Şirvan kırsalını fazla tanımıyordum.
İlişkide olduğumuz birinin köyüne gittik. Burada Celal Hoca (Ramazan
Kaplan) ile görüşmemiz gerekiyordu. Arkadaşların yerini bu milis
biliyordu. Biz ilişki sağlaması için onu gönderdik ve köyde kaldık. 4-5
gün sonra arkadaşlardan haber beklerken sabah saat 09:00’da köyün
askerler tarafından kuşatıldığını gördük. Çatışmaktan başka çaremiz
yoktu. Askerler megafonlarla teslim olmamızı istiyorlardı. Özellikle
‘Hasan teslim ol’ diyorlardı. Hasan, Sabri arkadaşın kod ismiydi. Akşama
kadar süren çatışmada 6 kişilik gruptan 3 arkadaşımızı şehit verdik.
Benim olduğum yer samanlık gibi bir yerdi. Beni ele geçiremeyeceğini
anlayan asker arkadan sızarak bulunduğum yeri TNT ile havaya uçurdu.
Bunun sonucunda ev yıkıldı ve ben enkazın altında kaldım. Yaram çok ağır
değildi, başımda bir sıyrık vardı. Buna rağmen askerler üzerime gelmeye
korkuyorlardı. Sabri arkadaş çemberi yararak kurtulmuştu. Köylüler
gelip beni enkazın altından çıkardılar. Tabii daha sonra askerler
tarafından yakalandım. Sabri arkadaş çemberden çıktıktan sonra başka bir
köye gitti; ama talihsizlikler peşini bırakmadı. Evine gittiği kişi onu
evden kovmuş. Herkes çok korkuyordu. Daha sonra zaten elleri bağlanarak
askere teslim edilmiş.”
İdamla yargılandı
Üç aydan fazla işkence gördüğü sorgulardan geçirildiğini
belirten Dolaşır, daha sonra tutuklanarak Diyarbakır 5 No’lu cezaevine
gönderilmiş: “Zorlu bir sorgudan dolayı Diyarbakır 5 No’lu cezaevine
getirdiler bizi. Daha Sonra Sabri Ok’u da getirdiler. Mustafa Çimen
adındaki bir itirafçı üzerimize ifade vermiş. Sabri Ok mahkemede siyasi
savunma yapacağımızı ve herkesin ona göre hazırlık yapmasını istedi.
Mahkemede atacağımız sloganları bile belirlemiştik. Sabri Ok, hepimiz
adına siyasi savunma yapacaktı. Mahkeme gününe yakın bir tarihte tekrar
beni sorgu için çıkardılar. Siirt’te yaklaşık bir ay sorguda kaldım.
Sanırım siyasi savunma yapmamamız için böyle bir yolu denediler.
Siirt’te sorgudayken bir asker mahkememizin olduğunu ve idam cezası
aldığımızı söyledi. Siirt’teki sorgudan sonra beni tekrar Diyarbakır’a,
ardından da Aydın’a sevk ettiler.
Tünel gerekçesiyle sürgüne
Aydın cezaevindeyken tünel kazdığımız gerekçesiyle
Eskişehir tabutluklarına sürgüne gönderdiler. Burada Türk solundan
yatanların da tüneli ortaya çıkınca bizi iki gruba ayırdılar: Açlık
grevinde olanlar ve olmayanlar. Ben açlık grevinde olmayan gruptaydım.
Buradan tekrar bir sürgünle bizi Nazilli Cezaevi’ne gönderdiler. Bu
gel-gitler sonucunda 2003’ün Kasım ayında tahliye oldum.”
Almanya reddetti
Cezaevi kapısında gözaltına alınarak askere gönderilmek
istenen Dolaşır, bir şekilde bu süreci aşar ve Almanya’ya gelerek iltica
talebinde bulunur. ”Almanya devleti de sağ olsun, acele bir şekilde
beni mahkemeye çıkardı. Öne sürdüğüm gerekçeleri reddederek ülkelerini
terk etmemi isteyince Fransa’ya giderek iltica başvurusunda bulundum”
diyen Dolaşır, 15 yılı aşkın süredir mücadelesine sürgünde devam ediyor.
İyi ki bu mücadeleyi tanıdım
“Halkımın özgürlük mücadelesine atıldığım gün tüm bunların
başıma geleceğini elbette biliyordum. Her şeyin bir bedeli olduğu gibi
özgür ve onurlu yaşamın da elbette bir bedeli var” diyen Dolaşır son
olarak şunları belirtiyor: ”Geriye dönüp baktığımda kendime şunu
söylüyorum: İyi ki bu insanları, iyi ki bu mücadeleyi tanımışım. Çok
zorluklar yaşamış olsam da hayata dair pişmanlıklarım yok. Hâlâ
çalışmaların içerisindeyim. Uzun bir süre basın çalışmalarında yer
aldım. Son altı yıldır da insani bir kurum olan Heyva Sor çatısı altında
faaliyet yürütüyorum. İnsanların dertlerine çare olmak, onlara yardımcı
olmak beni fazlasıyla mutlu ediyor. Yeniden dünyaya gelseydim yine bu
meşakkatli ama bir o kadar da onurlu yolun bir çalışanı olmak isterdim.”
Yorumlar
Yorum Gönder