Berlin’den Libya’ya siyasi çözüm olur mu?


Gerilim ve çatışma yaratanların, savaşları çıkaranların sorunu çözmeye çalışıyor gibi yapmaları ne kadar ahlaksızca ve edepsizce.
Dünyanın bir ucundan ötekine işgal edilmedik yer bırakmayan emperyalist yayılmacılık, sömürgeci zorbalık, yıkım ve talanlardan sonra insancıl inşacılığa soyunuyor.
Yüz yıllardır işleyen bu aşağılık tezgah, günümüzde Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve Avrupa Birliği gibi ‘itibarlı’ payandalarla sürdürülüyor.
Berlin’deki Libya Konferansı da bunlardan biriydi.
Konferansı her ne kadar Almanya düzenlese de, BM ve AB organizasyonun ana sponsorları, İngiltere, İtalya ve Fransa da ‘özel’ ortaklarıydı. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise daha çok gözlemci gibiydi. Yunanistan talepte bulunduğu halde konferansa davet edilmedi. Rusya ve Türkiye siyasi çözüm sürecini desteklediklerini açıklayarak toplantıya katıldılar.
Yıkıcıların, toz duman arasında, binanın molozlarını kurtarma çabası kıvamında aşağılık bir girişim. Şöyle ki;
ABD, Fransa ve İngiltere, 18 Mart 2011 günü, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararına dayanarak Libya’ya karşı hava operasyonu başlattılar. 22 Ağustos 2011’de Kaddafi yönetimi devrildi. Sonrasında iç savaş, çatışmalar, ölümler, evinden, yaşam alanlarından kopartılarak mültecileştirilen yüzbinlerce insan. Akdeniz sularında, lastik botlarla canını kurtarmaya çalışırken boğulup giden binlerce yoksul insan.
Oluk oluk kan akıyor hala. Petroldan ucuz Berberi, Arap, Tuareg, Tobu kanı, Libyalıların kanı.
Berlin Konferansı öncesinde sahadaki manzara-i umumiye şöyleydi;
Merkezi Trablus’ta bulunan Ulusal Mutabakat Hükümeti, Birleşmiş Milletler teşkilatı, Avrupa Birliği, Türkiye, Katar ve uluslararası kurumlarca meşru kabul ediliyor ve destekleniyordu.
Tobruk merkezli General Hafter kontrolündeki Temsilciler Meclisi ise ABD, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Suudi Arabistan, Fransa ve Rusya tarafından destekleniyordu.
Dolayısıyla Berlin Konferansı, sorunun gerçek sahipleri ve tarafları arasında değil, Libya’yı savaş alanına çeviren ve Libyalılar ile hiçbir alakası olmayan emperyal güçler arasında yapıldı. Yıkımdan nemalanmak isteyen komşu devletler ve BM teşkilatı da, bu sirk gösterisinin izleyicisi konumundaydı sadece.
Geçmişten günümüze İtalya ve Fransa’nın Libya ile özel ilişkileri, güçlü siyasi, ticari ve diplomatik bağları vardı. İç savaş sonrasında bu ilişkiler tümüyle bozularak geleceği belirsiz bir hal aldı.
Bu boşluğu Rusya, Wagner isimli ‘güvenlik şirketi’ne ait özel birlikleri ile, Türkiye ise Suriye savaşında Kürtlere karşı kullandığı El Kaide, El Nusra, DAİŞ çetelerini göndererek doldurmaya çalıştı.
Putin, Libya konusunda Erdoğan kadar emin ve iyimser miydi bilinmez ama oyunu birlikte oynama konusunda ortak bir kararları vardı. 8 Ocak 2020 İstanbul buluşmasında, Libya konusu görüşülmüş, Tayyip Erdoğan dostu Putin’e, “Doğu Akdeniz Denkleminde Stratejik Adım: Türkiye-Libya Mutabakatı” kitabını hediye etmişti.
Konferansla birlikte, Türkiye ve Erdoğan için Libya macerası büyük oranda bitti. Bu konferansla, Rusya ve Türkiye’nin ikinci bir Suriye yaratma girişimleri engellenmiş, Libya’da geliştirilmek istenen Putin-Erdoğan inisiyatifi sonlandırılmıştır.
27 Kasım 2019 tarihinde, Erdoğan ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı Fayez Al Sarraj arasında yapılan, “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” ile “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” çöpe atılmış oldu.
Erdoğan, Fayez Al Sarraj’la mutabakat muhtıraları imzalarken, BM’nin, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin meşruiyetini tanımasına güveniyordu. Berlin’deki konferansta, Merkel’in yanına oturttuğu BM Genel Sekreteri Atonio Guterres, “Libya Temsilciler Meclisi’nin onayladığı kapsayıcı ve etkin bir hükümetin kurulması” kararı, Trablus hükümetinin meşruluğunu da Erdoğan’ın dostu Sarraj’ın ‘meşru’ başkanlığını da sona erdirmiş oluyordu.
Çünkü, “Libya Temsilciler Meclisi’nin onayı” demekle, General Hafter’in muhataplığı da kabul edilmiş oldu.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun, “şiddet ve yabancı müdahaleden kurtulmuş güvenli bir gelecek kurarken Libya halkının yanındayız” sözlerini inanmış gibi yaparak alkışlayanlar Libyalılar değil; Libya’nın güvenliğini ve huzurunu bozan ve Libya’ya şiddet taşıyan yabancılardı. Pompeo’nun konuşması, Berlin Kabaresi’ndeki riyakarlığın ve sahtekarlığın manifestosu gibiydi.
Türkiye’nin Efrîn, Serêkaniyê, Girê Spî’yi işgal etmesine onay ve destek veren, sonrasında süren bu işgali görmezden duymazdan gelen BM, AB, ABD ve Rusya, Libya’da barış, güvenlik ve huzur tesis edecek öyle mi?

Yorumlar