Evlenmek, çocuk sahibi olmak, bireysel kararlar zannedilir
çoğu zaman. Halbuki çok uzun zamandır, kadınların doğurganlığı,
emekleri ve bedenleri kontrol edilmeye çalışılıyor, bunun için çok
çeşitlenmiş bazı baskı ve rıza mekanizmaları üretilmiş. Tarih yakılan,
köleleştirilen, değersiz kabul edilen, ev içine ve erkeklerin hizmetine
hapsedilen ve sessizliğe mahkum edilmiş kadınların görünmemesi üzerine
kurulu. Kadınlar kendi tarihlerini yazmaya başladığından beri,
kadınların bu egemenliğe karşı yürüttükleri mücadeleyi de öğreniyoruz
yavaşça. Oy hakkı mücadelesinden eşit haklar mücadelesine hala
süregelen. İnanılır gibi değil ama hala eşit haklar için mücadele
ediyoruz biz kadınlar.
Erdoğan’ın dış ve iç siyasetteki başarısızlıklarını örtmek
için açtığı yeni tartışma, 30 yaşının üzerinde olup hala bekar olanlar,
aslında daha önce de pek çok kez konu edilmiş. Evliliğe teşvik politika
ve söylemlerinin yetmediği durumlarda, bekarları cezalandırmak da bir
yöntem olmuş. Bekarlardan vergi alınmasına dair 1920 yılından 1944
yılına kadar çeşitli zamanlarda, bazı milletvekilleri kanun teklifleri
bile verilmiş, ancak hiç hayata geçirilmemiş. Savaş ve salgın hastalık
gibi nüfusun azaldığı dönemlerinde kadınların çok çocuk “üretmesi”,
cesur asker, geleceğin annesi ve sağlıklı işçi olarak çocuklarını
büyütmesine dayalı söylemler ise en yaygın görülenler, dünyanın her
yerinde. II.Dünya Savaşında, erkekler savaş cephelerinde görevlendiği
için fabrikalarda çalıştırılan kadınların, savaş bitiminde nasıl ev
kadını olmaları gerektiğine dair bütünlüklü devlet söyleminin değişmesi,
toplumsal olarak kabul gören “normal” anlayışının da değişimi anlamına
gelmiş.
Her dönemde aile olmanın önemi, kadınların görevlerinin
neler olacağı ve makbul vatandaşların nasıl olması gerektiğine dair
bilgiler, aynı zamanda hegemonya ve sermaye birikiminin ihtiyaçlarıyla
ilişkili olarak üretiliyor. Erdoğan’ın iktidara geldiğinden beri çeşitli
dönemlerde yarattığı, kürtaj karşıtlığından 3-5 çocuk doğurmaya kadar
değişen çeşitlilikteki söylemleri, dünya üzerindeki sağ iktidarların
söylemlerinin de benzeri. Erkek egemenliği, sermaye birikimi ve devletin
sürekliliğini sağlayan en önemli kurum aile.
Ufak bir örnek olarak yazıyı okuyan erkeklerin bir soruyu
düşünmesini isteyeceğim, kadınların cevabını bildiği bir soruyu. Bir
kadının evde yaptığı işlerin tamamını piyasadan satın alıyor olsaydınız,
aylık olarak ne kadar ödemeniz gerekirdi? Evin düzenini içeren işler,
yani çamaşır, bulaşık, temizlik, ütü; biyolojik varlığımızı ertesi güne
hazırlama işi, yemek yeme, ihtiyaç malzemelerini düzenli olarak sağlama,
ev halkının ihtiyaç ve keyiflerinin sağlanmasını garantileme ve
dinlenme koşullarını sağlama… Devam edersek, kendiniz yapmayı
biliyorsunuz diyelim, 8 saatinizi çalışmaya 2 saatinizi yola ve 8
saatinizi uykuya harcadığınızda 24 saatten geriye kalan ile ne yapmayı
istersiniz? Çocuklarla ilgilenmek, yemeklerini yapmak, yukarda sadece
bir kısmını saydığım ev-işleri, hasta yaşlı engelli bakımı mı yoksa
arkadaşlarınızla buluşmak, gündemi takip etmek, okumak-yazmak, vs.
kadınların evde olmasının erkeklere canları istediği gibi
kullanabileceği bir zamanı sağlıyor aslında. Böylece sermayedarlar daha
uzun ve yoğun çalışabilecek işçiler kazandığı gibi; kadınların ev
işlerinin yanı sıra piyasadan alınacak pek çok şeyi karşılığı olmayan
emek ile sağladıkları için (evde yoğurt yapmak gibi) daha düşük ücrete
rağmen geçinmeleri mümkün olabiliyor. Çok çocuk ise geleceğin kalabalık
ve sağlıklı işçilerini üretmek anlamına geliyor.
Erkekler, sermayedarlar ve iktidar, kadınların emeği,
bedeni, doğurganlığını kontrol etmeyi hedefleyen işbirliği, bu gün
olduğu gibi her zaman kadınlara karşı baskı ve şiddet ile gerçekleşiyor.
Geçen sene Türkiye’de öldürülen kadınların yüzde 60’ının cinayet
mekanının kendi evleri olması, bize çok şey anlatıyor kanımca. Evin,
ailenin güvenli ve huzurlu bir yer olduğuna dair inanışı ters yüz
ederek, bir cinayet mahalline dönüştürüyor. Kadınlar hayatın tüm
alanlarında varlık mücadelesi verirken, kadınların eşitlik mücadelesini
hafife almayın. Kadınların erkekler üzerinden tarif edilmediği bir dünya
sadece kadınlara değil, herkese özgürlük vaat ediyor.
Yorumlar
Yorum Gönder