‘Calvin’e* karşı Castellio* ya da köleliğe karşı özgür düşünce’ – Rauf KARAKOÇAN




08/01/2020

Facebook'ta Paylaş

Twitter'da Paylaş
 



‘Yere düşse de cesaretini yitirmeyen, en büyük ölüm tehlikesi karşısında kendine güveni sarsılmayan; ruhunu teslim ettiği anda bile düşmanına sert ve hor görür bir biçimde bakan kişi yenilir ama bize değil, kötü talihe; katledilir ama fethedilemez. En cesurlar, genellikle en talihsiz olanlardır. Dolayısıyla zaferlerden daha fazla imrenilecek muzaffer yenilgiler vardır.’ MONTAIGNE

Bu makale başlığı ve alıntı Stefan Zweig’in 1936 yılında yayınlanmış kitabına aittir. Bu kitabın konusu kısaca ‘Fransız ihtilalin şartlarını, kiliseye karşı özgürlük mücadelesini, yani köleliğe karşı özgür düşünce savaşını anlatıyor.’ Arka kapağında ise ‘Çarmıha gerilmiş ilahi adalet ayaklanacak ve sen Calvin (*), hak ettiğini bulacaksın.’ Zweig, ‘adı azize çıkmış Calvin’in uygulamalarından yola çıkarak, zorbalığı, terörü ve köleciliği yargılıyor; Castellio’nun kişiliğinde özgür düşünceyi ve vicdanı insanlığın büyük değerleri olarak selamlıyordu.’ Şeklinde yazmaktadır.

Bu kitap I.Dünya savaşı öncesinde yazılmış olmasına rağmen savaş hali durumu irdeleyerek, köleliğin hakim olduğu koşulları sorgulamakta ve özgür düşünce umudunu diri tutmaya çalışmaktadır. Henüz savaş yok fakat barış da yoktur. Büyük bir umutsuzluk vardır. Buna karşı umudu büyütmekte ve özgür düşüncenin savunuculuğunu anlatmaktadır. Tek başına olan Sebastian Castellio’nun(**) büyük bir zorbalığa karşı ahlaki ve vicdani duruşunu konu edinmektedir. 1500’lü yılların ikinci çeyreğinde yaşanmış bir mücadele, Türkiye’nin bugünkü durumunu özetler niteliktedir

Günümüzde köleliğin ve kötülüğün temsilciliğini hiç kuşkusuz Erdoğan yapmaktadır. Calvin’le kıyaslandığında çok daha kalitesiz bir diktatördür elbette, fakat ona rahmet okutacak uygulamaların sahibi olmuştur. Erdoğan’ın temsil ettiği ideoloji çağımızın gerisindedir. Kilise hakimiyetinin olduğu döneme ait bir zihniyetle toplumu yönetmektedir. DAİŞ’in yönetim anlayışıdır. Günübirlik yaşanan olaylara ve uygulamalara bakıldığında ‘vicdanların köreldiği, ahlakın çöktüğü, insanlığın öldüğü’ cümleleri kurulur. Türkiye’de yaşanan zorbalık, terör, insanları canından bezdirmiştir.

Cezaevlerinde yaygınlaşan işkenceler sokağa taşmıştır. Haksız tutuklamalar, hukuksuz yargılamalar, mesnetsiz suçlamalar gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Kadın cinayetleri umursanmıyor, çocuk istismarları engellenmiyor. İntiharların önü alınamıyor. İşsizlik ve açlık kol geziyor. Toplum açlıkla terbiye ediliyor. Bir insana verilecek en büyük ceza onu işsiz bırakmaktır. Milyonlarca işsiz insan aslında işsizlikle cezalandırılmıştır. Orta çağ karanlığın temsilcisi kiliselerin yerini, Erdoğan iktidarı döneminde Camiler almıştır. Tarikatlara, cemaatlere, dini vakıflar ve diyanet kurumuna yapılan ayrıcalıklardan bunu anlamak mümkündür. Gerici bir nesil yetiştirdiler. Okullarda cahiller türetiliyor. Ellerinden gelse tüm okulları imam hatip okullarına çevirecekler. Dini kullanarak kendilerine biat eden, köleleşen, gönüllü kulluk yapan bir taban yarattılar. Erdoğan da Deccal olup çıkıverdi.

Soykırımcı zihniyet sadece Türkiye sınırları içinde değil sınırların dışında da zülüm ve zorbalık yapmaktadır. Suriye’de çok ciddi savaş suçları işlemiştir ve işlemeye devam etmektedir. İnsanlık düşmanı terör çete guruplarını himaye ederek her türlü desteği sağlayarak kirli işlerde kullanmaktadır. İşgal operasyonları ile yerlerinden edilen halkın yerine başkalarını yerleştirmektedir. Kürt coğrafyasının demografik yapısını değiştirmeye başlamıştır. Suçsuz, günahsız insanların kaçırılması, katledilmesi, kadınların tecavüze maruz kalması da Erdoğan iktidarının sıradan icraatları olmuştur. Kürtler tarihlerinde belki de ilk kez Erdoğan diktatörlüğü tarafından bu denli sistematik bir şekilde soykırıma tabi tutulmaktadır. Kürt düşmanlığında sınır tanımaz saldırılar, katliamlar, göçertmeler yapılmaktadır.

Türkiye’nin milli çıkarlarını tehdit eden tak düşman Erdoğan’ın kendisidir. Türkiye’nin içerden ve dışardan Türkiye’yi tehdit eden hiç bir güç yoktur. Ne Suriye, ne Libya, ne de başka bir güç tehdit gücü değildir. Erdoğan, Kürtleri terörist ilan ederek düşmanlaştırmak istediği gibi, komşu devletleri ve halkları da Türkiye’ye düşman hale getirmiştir. Tek bir dost ittifak bırakmamıştır. Türkiye’ye bir tehdit varsa da sebebi Erdoğan’dır. Türkiye halkları bu gerçeği görmelidir. Türkiye’yi dibe çeken bu diktatörden kurtulmaları gerekir. Türkiye’deki köleliğe, kulluğa karşı özgür düşünceyi, demokrasiyi savunmak ve sahiplenmek, insan onuruna yaraşır şekilde yaşamaktan asla vazgeçmemelidir.

Zor aygıtlarını elinde tutarak, terör estirerek, muhalefeti sindirerek, toplumu korkutarak iktidarlarını sürdürmeye çalışmak çaresizliğin bir sonucudur. Umutlarımızı daha da büyüterek, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmadan, pasifliğe yer vermeden diktatörlüğe karşı özgür düşünceyi savunmaktan asla vazgeçmeyen birer Castellio olunmalıdır.

Yazarın dediği gibi ‘Çarmıha gerilmiş ilahi adalet ayaklanacak ve sen Calvin, hak ettiğini bulacaksın.’ Sözünü güncelleyerek, faşist diktatör Erdoğan’a uyarlamak gerekir. Deccal Erdoğan’da yaptıklarından mislisiyle hak ettiğini bulacağından kimse kuşku duymasın.

(*) Asıl ismi Jean Calvin’dir. Fransız reformcu din adamıdır. Kalvinizm mezhebinin kurucusudur.

(**) Sebastian Castellio kendi el yazmasıyla “Sivrisinek file karşı” dediği Calvin’e karşı mücadele eden bir vicdan savaşçısıdır.

Yorumlar