HDP önceki dönem Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ana davasının ikinci gününde Cizre’de devletin yaptığı katliama ilişkin “Bodrumlarda diri diri insanları yaktınız” dedi.
Demirtaş, 3’üncü fezlekede geçen konuşmaların kendisine
ait olduğunu belirterek, “Konuşmaların tamamı demokratik barışçıl yol
yöntemlerle sorunlara çözüm arama iradesini net bir şekilde belirten
konuşmalarıdır. Benim ve partimin siyasi fikirleridir. Bu siyasi fikir
ve çözüm önerilerimin de arkasındayım. O dönem suç işlemiş, suç işleyen
çok fazla suça bulaşmış siyasi kadrolar bugün iktidardadır. Asıl o
dönemde şehirlerde Cizre’de, Sur’da çok sayıda ağır insan hakları
ihlali, sivillere yönelik ağır ihlaller, şehirlere yönelik ağır ihlaller
gerçekleştiren biz değiliz. Bunu durdurmaya çalışan bizleriz. Bütün o
ölümleri, bütün o yıkımları durdurmak için canla başla çalışan bizleriz.
Benim tek üzüntüm bu konuda başarılı olamamış olmaktır. Onun dışında
beni üzen bir şey yok. Tabii ki siyasetçiler olarak siyaset
sorumluluğumuz hukukun terimiyle kusursuz sorumluluğumuz da vardır. En
nihayetinde siyasetçiler siyasi çözüm üretme noktasında halka karşı
borçludurlar. Ben bu açıdan kendimi sorumlu tutuyorum. Yoksa kimseye
hesap verme açısından bir şey yapmadığımdan eminim. Bu konuda vicdanım
rahattır. Savcının dosyaya almadığı almaya gerek duymadığı belki de
benzer içerikli demeçlerim konuşmalarım da var. Tarih karşısında onları
da ben kayda geçireyim” dedi.
Yargılanması gereken iktidardır
Asıl yargılanması gerekenlerin iktidar yetkilileri
olduğunu ifade eden Demirtaş, “Asıl burada yargılanması gereken bu değil
mi? Ben mi başbakandım? Figen Hanım mı başbakandı? HDP mi iktidardı?
Hayır. Erdoğan Cumhurbaşkanı, Davutoğlu Başbakandı. Bütün kontrol, yetki
onlardaydı. Bütün bu sokağa çıkma yasağı ilan edilen yerlerde askeri
operasyonların da yetkisi onlardaydı. Ben şu kadarını hiç değilse
mahkeme heyetinin, kamuoyunun bir kez daha düşünmesini rica ediyorum. 2
buçuk yıl İmralı görüşmeleri sürdü. Ondan önce 2 yıla yakın Oslo
görüşmeleri sürdü. Yani 4 yıl, 5 yıl arada kesintiler olmak üzere PKK
ile Öcalan ile yüz yüze görüşme yapmışlar. Peki, hendek, barikat
meselesi çıktığında ki sayıları çok çok az, neden oradaki gençlerle
doğrudan bir şekilde başka
aracılarla, başka ikna yöntemleriyle neden görüşmeyi kabul etmediler de
tabur tabur, tugay tugay asker, genelkurmay başkanları, generaller,
albaylar neden oraya sevk edildi? Burada hiç mi tuhaflık yok?” diye
sordu.
Sur’da Cizre’de katliam yapıldı
Demirtaş, ilk barikatların kurulduğu günlerde kendilerine
destek verilseydi ve insanlarla diyalog kurulması halinde tek bir
insanın burnunun dahi kanamayacağını vurguladı. Demirtaş, savunmasına
şöyle devam etti: “Mevzu siyasi alanda kalır, ne yıkım olurdu, ne ölüm
olurdu. Ama bu AKP’nin işine gelmiyordu. AKP böyle bir şey istemiyordu.
Mal bulmuş mağribi gibi, ‘Cizre’de 20 tane silahlı militan tespit ettik,
Sur’da bilmem 50 tane militan tespit ettik. Bütün ilçenin tamamını
ablukaya alıyoruz, sokağa giriş çıkış yasak.’ Aylarca, bakın; hala
Diyarbakır’ın Sur ilçesinin iki mahallesinde hala sokağa girip çıkmak
yasak. 5 yıl geçti aradan hala yasak. Ne yaptılar orada? Bir parlamento
üyesi olarak ben bunu soramaz mıyım? Hakkım yok mu? Yüzde 90-80-85 oy
aldığımız yerlerde insanların neler yaşadığını anlatmak, onların sesini
duyurmak konusunda ahlaki, vicdani hiç mi sorumluluğumuz yoktu? Bunları
yerine getirmeye çalıştık. Ama AKP iktidarı katliam yaptı orada katliam.
Katliam yaptı. Cizre’de katliam yaptı. Sivil insanlar öldürüldü.
Bebekler, çocuklar öldürüldü. Şimdi bunları söyledim diye 3-4 tane
Davutoğlu’na, Başbakan’a hakaret, 4-5 tane de Cumhurbaşkanına hakaretten
ayrıca yargılanıyorum.
15 Temmuz’da darbeci, 14 Temmuz’da vatansever miydi?
Burada da tekrar ediyorum, katliam yaptınız orada hükümet
olarak. ‘Yok, öyle bir şey’ diyorlar. Peki, Yüksekova operasyonunu
yürüten komutan, Cizre operasyonunu yürüten komutan, Sur operasyonunu
yürüten komutan, bütün o bölge operasyonunu yürüten İkinci Ordu Komutanı
Adem Hududi, Şırnak Merkez Komutanı, Nusaybin Komutanı; yani bu
operasyonların yürütüldüğü her yerdeki komutanlar; 12’den fazla üst
düzey komutan neden 15 Temmuz sonrasında darbecilikten tutuklandı?
Neden? Bu insanlar kahramansa devlete millete bağlı operasyon
yürüttülerse neden darbeci oldular bunlar? Neden darbecilikle
suçladınız? Eğer darbecilikle suçluyorsanız, bu konuda elinizde delil,
bilgi, belge varsa; mahkemeye sevk ettiniz, delil falan vardır, bu
insanlar 15 Temmuz’da darbeciydi de 14 Temmuz’da mı vatanseverdi? Bu
insanlar parlamentoyu bombalayacak kadar gözünü karatmıştı da Cizre’de
Sur’da kameraların olmadığı, Allah’tan başka kimsenin orada ne olup
bittiğini bilmediği bir yerde tek bir sivile zulüm etmemişler midir
yani? Bunu söyleyince ben devlet düşmanı mı oluyorum? Bunu söyleyince
cumhurbaşkanına, başbakana hakaret mi oluyor? Terör propagandası mı
oluyor?
Yıkımı durdurabilmeliydik
Kimileri beni hendek, barikatı, partimi, ismimi kullanarak
daha çok hendek, barikatı desteklemekle eleştirdi kimileri de
desteklememekle eleştirdi. Halen bu tartışmalar sürüyor. Benim
görüşlerim buradadır. 2015’ten beri açıklamalar yapmışım, arkasındayım.
Bana göre doğru tutum buydu. Biz o yıkımları durdurabilmeliydik,
başarabilmeliydik. Daha güçlü bir siyasi irade ortaya koyabilmeliydik, o
yıkımlara izin vermemeliydik, iki tarafı da ikna edebilmeliydik. Burada
siyasi sorumluluğumuz var. Dediğim gibi ben halkıma karşı bunun
mahcubiyetini duyuyorum ama mahkemenize karşı bunun zerre kadar suç
oluşturduğunu düşündüğümden savunma yapmıyorum.
Bodrumlarda yakıldılar
O dönem milletvekillerimiz bakanlıkla görüştürdü, Sağlık
Bakanlığı ile, İçişleri Bakanlığı ile, müsteşarla.. Bakanın kendisi ile
telekonferans yaptırdık. Oradaki gençler diyorlardı ki biz buradan
çıkmak istiyoruz, biz silahsızız ama başımızı çıkardığımız anda ateş
ediyorlar. Biz de bakanlıkla görüşüyorduk diyorduk ki ateşi durdurun ki
çıkabilsinler. Bakanlık saatlerce uğraşıp bize dönüyordu, tamam diyordu,
çıkabilirler. Aradan yarım saat geçmiyordu arıyorlardı diyorlardı ki
çıkmayı denedik, çok yoğun ateş altına aldılar bizi. Yani oradaki
güvenlik bürokrasisi ne bakanlığı takıyordu, ne hükümeti ne devleti.
Devlet de hükümet de biziz diyordu. Bunları bizim elimizden canlı olarak
almak isteyen varsa onlar da terörist diyordu. Efkan Ala’nın
açıklamaları var. Daha önce Meclis Darbe Komisyonu’na verdiği ifadeleri
burada okumuştum. Aynen şunu diyordu; ‘Oralarda bizim kontrolümüz
dışında olan güçlerin olduğu anlaşılıyor.’ Ne yaptılar biliyor musunuz?
Günlerce o gençler orada sıkıştırıldılar. Suları bitti, yiyecekleri
bitti. Açlıkla, susuzlukla önce terbiye etmek istediler. Canlı yayınlara
bağlandılar, televizyonlardan yardım istediler. 120 kişi. En son
hepsini yaktılar orada, yaktılar. Ben gittim gözlerimde sonradan gördüm,
küllerini gördüm. DNA’larından bile teşhis edilemediği için kaç kişinin
orada katledildiğini bile bilemedik. Geri kalanlar sonra kimsesizler
mezarlığına götürüldü, Cizre’de defnedildi. Yakıldılar. Hitler’in gaz
odalarından, fırınlarından, 1940’lardan söz etmiyorum. 2015’te Cizre’de
oldu bu ve siz bizi bu açıklamalardan dolayı terör örgütü yönetmekten
dolayı yargılıyorsunuz. Ağır, vahşi katliamlar yapıldı, bunu
söylemeyelim mi? Bunu söyleyince Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a hakaret
olacak diye bu tarihi gerçeği, acı gerçeği görmezden mi gelelim.
ANKARA
Yorumlar
Yorum Gönder