Bir varlık kendi özüne nasıl bu kadar ters düşebilir, bir
insandan nasıl bir canavar yaratılır, bir kadın nasıl başka bir kadını
rahmindeki çocuğuyla beraber öldürür? Bu sorulara normal zamanlarda,
normal mekanlarda ve normal koşullarda cevap veremezsiniz.
Ama eğer bir gün cehennemin karanlık yüzü olan Hol Kampını
tanırsanız bu naif soruları sorduğunuz için size gülerler. Çünkü Hol
Kampı, henüz sosyolojik olarak tanımı yapılmamış DAİŞ terörünün dişi
halinin yaşam bulduğu bir yer. Ve belki de dünyanın en korkunç
yerleriden biri.
Kuzey Doğu Suriye’nin Hesekê kentinin doğusunda bulunan
Hol kasabasının kırsalında bulunan Hol Kampı, bir yıl öncesine kadar da
mağdur ve mültecilerin barınağı olan normal bir kamptı. Ama şimdi bütün
a-normalliklerin yaşandığı bir kamp haline gelmiş durumda. DAİŞ’in
yenilgisinden sonra Derazor / Baxoz kasabasından çoğunluğu kadın ve
çocuk on binlerce kişi bu kampa getirildi. Böylece 20 – 25 bin nüfusu
olan Hol Kampı 70 bini aştı. 50 ayrı ülkenin vatandaşlarından oluşan bu
kampın gizli yönetimi DAİŞ’li kadınlar… Yanlış duymadınız; bu kampı
DAİŞ’li kadınlar kendi yasalarıyla yönetiyor. Öyle ki DAİŞ’li kadınlar
Hol Kampı’nda Şeriat Mahkemesi bile kurmuş, bununla da yetinmeyip bir de
gizli infaz timleri oluşturmuş. Bu infaz timlerini kimse tanımıyor ya
da tanısa bile haklı, hatta kahraman olarak görüp onları sır gibi
saklıyor. Bu infaz timleri son birkaç ayda 35’e yakın kadın, çocuk ve
yetişkin erkek öldürdü. Öldürülenler arasında hamile kadınlar da, evli
çiftler de, 12-13 yaşındaki çocuklar da var. Öldürülme sebepleri ise
müzik dinlemek, namaz kılmamak, renkli elbise giymek. 6 yaşından büyük
kız çocuklarının başını örtmeyip kara çarşaf giydirmemek, çocuğunu okula
göndermek, kamp idaresi ve güvenlik görevlileriyle veya gazetecilerle
konuşup yaşananları anlatmak. Kısaca ve kabaca özetlersek; DAİŞ
kurallarına uymamak ölüm sebebi! Öldürme yöntemleri ise ibreti alem
denilen tarzda. Genelde kurbanlar uykudayken infaz ediliyor. Boğma,
çadırı ateşe verip kurbanı yakma, kafa kesme, işkence ederek öldürme
yöntemlerden sadece bir kaçı. Bu vahşi katliamlar öyle rastgele ve
örgütsüz yapılmıyor.
DAİŞ diriyken ve işgal ettiği kentlerde hüküm sürerken
sadece kadınlardan oluşan bir yapılanma kurmuştu ve o yapıya El Hisbe
adını vermişti. El Hisbe yapılanmasında yer alan DAİŞ’li kadınlar bir
nevi asayiş ve ahlak polisi rolü oynuyorlardı. Esas özü ise buydu: Kadın
eliyle kadın katliamı yapmak. Ve bu DAİŞ yapılanması şu an Hol
Kampı’nda hortlamış, tekrardan örgütlenmiş durumda. El Hisbe istisnasız
her gün bir kadının ocağını söndürüyor. El Hisbe’nin yetkileri ve gizli
yönetim biçimi, bütün kamp yaşamını kontrol altına almaya çalışıyor ve
bunu başarıyor.
El Hisbe, kuralları ihlal eden ve çocuğunu DAİŞ’in şeriat
kurallarına göre büyütmeyen herhangi bir kadının çocuğuna el koyma
yetkisini de eline almış durumda. Deyim yerindeyse Hol Kampı’nda nefes
almak bile El Hisbe’nin kontrolü altında. DAİŞ kurallarına göre kendini
yeniden örgütleyen kadınlar, belirlenen kurallara göre hareket
etmeyenleri tespit etmek için gözcü ve ajan ağını da oluşturmuş
bulunuyor. Kabul etmesi zor ama El Hisbe teknik iletişim ağlarına da
sahip olmuş ve talimatlarını direk eski DAİŞ emirlerinden ve MİT’ten
alıyor. Özellikle Türk asıllı DAİŞ’li kadınlar, MİT yönlendirmesiyle
kaçma girişiminde bulunmuş, kampta isyan çıkarmış, kamp güvenlik
görevlilerine saldırıp yaralamış, bazı görevlileri ahlaken düşürmeye
bile çalışmıştır.
Evet, vahşet ocağına dönüşen bu kampın dünyada başka bir
örneği yoktur ve bu kamp hiç kimse tarafından sahiplenilmiyor.
Uluslararası yardım kuruluşları ve BM Hol Kampı’nı hiçbir şekilde
gündemine almıyor. Rusya, Türkiye, Özbekistan, Çeçenistan, Suudi
Arabistan, Mısır, Almanya, Norveç, Belçika, Hollanda, Finlandiya,
Amerika ve adını sayamadığımız onlarca ülke şu an Hol Kampı’nda bulunan
vatandaşlarını almayıp vebadan kaçar gibi onlardan kaçıyor. Şimdi ve her
zaman kampın ihtiyaçları sadece Kuzey Doğu Suriye Özerk yönetimi ve
kısmen birkaç gönüllü insani yardım kuruluşu tarafından karşılanıyor.
Deyim yerindeyse bütün dünyanın kötüleri kara çarşaflara, kara bir
zihniyete büründürülüp bu topraklara salınmış ve şimdi bu güruh ile
boğuşan Kuzey Doğu Suriye Özerk yönetimi kendi halkını ve özgürlüğünü
korumak için bin bir türlü odak ile savaşmak durumunda.
Biliyorum çoğu okuyucu şunu soracaktır: “Bütün bu
vahşetler bu kampta yaşanırken Kuzey Doğu Suriye Özerk yönetimi ne
yapıyor” Bu sorunun cevabını, şayet kalmış ise insanlık vermelidir.
Yorumlar
Yorum Gönder