CHP muhalefet yapacak mı? – Zeki AKIL



Ortadoğu’da ve Türkiye’de önemli gelişmeler yaşanıyor. Diyebiliriz ki tarihsel bir kavşaktan geçiliyor. Ortadoğu 3. Dünya Savaşının sancılarını en fazla yaşayan bölge durumunda. Dünyadaki mevcut egemenlik sistemi Ortadoğu’daki krizi çözme yeteneğinde değil, tersine kriz yaratan kaynaklar arasındadır. 

1. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan ulus devletler de toplumsal çelişki ve sorunlara kaynaklık yapıyor ve tıkanmayı yaşıyorlar. Oluşan iktidar biçimleri ve diğer ulus devletlerle olan çelişki ve çatışmaları toplumlar artık taşıyamaz hale geldi. Uluslararası sermaye ve egemenlik güçlerinin çelişkileri de buna eklenince kanlı boğazlaşmalar, kaynakların savaşa harcanması ve yoksulluk bölgenin bir klasiğine dönüştü.

Sovyetlerin dağılmasından sonra Putin yönetiminde Rusya toparlanmaya ve Ortadoğu’da varlık göstermeye çalışıyor. Eskiden ilişkileri olan Suriye’yle uzun süreli anlaşmalar yaparak kalıcı olmaya uğraşıyor. Bunun için de Suriye, Ortadoğu krizine dahil olmak zorunda. En başta da yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Suriye Baas rejimini koruması gerekiyordu. Bunun ötesinde Libya’dan Mısır ve Arabistan’a kadar sorunlara el atmaya, ilişkiler kurmaya çalışıyor.

Ortadoğu’nun merkezinde bulunan halklardan biri de Kürtlerdir. Kürt halkı bölgenin en güçlü ulus devletlerinden olan Türkiye, İran, Suriye ve Irak arasında statüsüz, kimliksiz ve soluksuz bırakılmıştır. Kürtler direnişlere rağmen kimliklerine ve özgürlüklerine kavuşamadılar. Güney Kürdistan’da Amerika’nın müdahalesi ve Saddam’ın devrilmesiyle çok önemli bir fırsat ortaya çıktı. Kürtler anayasal bazı haklara kavuştular. Suriye iç savaşında da büyük bedeller karşılığında DAİŞ’le yürütülen savaş sonucu Kürtler örgütlendiler, kimliklerini gösterir oldular. Fakat ortaya çıktı ki, ne Rojava’da ne de Güney Kürdistan’da tek başına Kürt sorunu çözülemiyor. Rusya, ABD ve Avrupa’nın tutarlı, bütünlüklü bir Kürt politikası yok. 

Başta Türkiye olmak üzere bölgedeki ulus devletler de her koşulda Kürtlere karşı savaşma, bastırma, statüsüz bırakma için çalışıyorlar. Aralarındaki çelişki ne olursa olsun Kürtlere karşı aralarında anlaşıyorlar. Bu açıdan Türkiye, Ortadoğu’da ve dünyada Kürt düşmanlığının öncülüğünü yapıyor. Sadece Türkiye sınırları içinde değil, Suriye ve Irak sınırları içinde de Kürtlerle açık savaş halindedir. İşgalde ve saldırıda devletler hukukunu, uluslararası hukuku tanımıyor. Her şart altında Kürtler yok edilmeli, kimse varlıklarının kabulüne yanaşmamalı!

Dikkat edilirse bölgedeki ve Türkiye’deki kriz oldukça derinleşmiş ve iç içe geçmiştir. Mevcut durumda Türkiye’nin açık ve gizli bütün ırkçı, faşist odakları birleşmiş ve Erdoğan öncülüğünde kurdukları ittifakla Türkiye halklarını nefessiz bırakmıştır. 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası Türkiye’yi nasıl kanlı ve sürekli krize iten iktidar oyunları sahnelendiği biliniyor. HDP’yi genel savaş konsepti olan ‘Çöktürme planı’ içinde ötekileştirmeyi, ezmeyi ve tasfiye etmeyi sürdürüyor. Bütün ekonomik kaynaklar damadı ve Erdoğan eliyle saraya bağlanmış. Basın-yayın tek elde toplanmış. 

Ülkenin aydınları ve akademik çevreleri bastırılmış, parlamento etkisizleştirilmiş ve kanunları istediği gibi meclisten çıkarıyorlar. Bütün bunlar da yetmezmiş gibi KHK’lerle yüz binlerce insan görevlerinden uzaklaştırılmış. Kayyım sistemi oluşturulmuş, seçilen belediyeler ve meclisleri gasp ediliyor, toplum iradesi işlevsizleştiriliyor. Türkiye yıllardır içerde ve dışarıda savaş halinde, insan ve maddi kaynakları müthiş bir şekilde tüketiliyor. 

Hırsızlık, yolsuzluk, kayırma almış başını gidiyor. İktidar etrafında toplanan ve nemalanan kesimler hariç toplumun büyük kesimleri rahatsız.

Türkiye dış politikada adeta Putin’in ipine sarılacak hale gelmiş. AB’yle sorunları derinleşmiş. Amerika ve Arap dünyasıyla ilişkilerinin en kötü zamanını yaşıyor ve en önemlisi de AKP’yi kuran kadroların hiçbirisi bugün Erdoğan’ın yanında kalmamış. Devlet AKP ve MHP’ye mahkum edilmiş. AKP de siyasi parti kimliğini kaybetmiş, tek kişiye, Erdoğan’a bağlı bir yapılanmaya dönüşmüş. Erdoğan’ın toplumu heyecanlandıracak, umut verecek ne vaatleri ne de yalanları kaldı. Sadece savaş, kaba milliyetçilik, tehdit ve zorbalıkla ayakta kalmaya çalışıyor.

Bu olumsuz tabloya rağmen AKP nasıl iktidar da kalabiliyor? Bunun en bariz cevabı muhalefetin olmayışıdır. Etkili ve güçlü bir muhalefet olursa Türkiye toplumunun adalet, özgürlük ve adil yaşam taleplerine hitap ederse AKP’nin iktidarda kalma şansı yoktur. Demokratik bir çıkış yapan bir muhalefet kesinlikle Avrupa dahil birçok çevreden destek görecektir. Dünyada herkes Türkiye’deki gidişatın kötüye gittiğini ve bunun sorumlusunun da Erdoğan despotizmi olduğunu biliyor. CHP son yerel seçimde HDP’nin desteğini alarak büyük şehir belediyelerini kazandı. Yerelde AKP iktidarı kaybetti. CHP bu rüzgarı arkasına alarak umudu canlı tutarak halkı harekete geçirmek yerine kalktı Suriye’nin işgal tezkeresine onay verdi. 

Kılıçdaroğlu zaman zaman Suriye’de ne işimiz var diye hükümeti eleştirmektedir. Madem işiniz yok, niye savaş tezkeresine onay veriyorsun? Gerçekten CHP’nin tabanı savaş istiyor mu, Erdoğan’ın ömrünü uzatmaktan yana mıdır? Türkiye’nin ekonomi çevreleri, aydınları, akademisyenleri bu iktidarın ayakta tutulmasını istiyor mu? En önemlisi de en fazla ezilen Kürtler ve Alevilerin tutumudur. CHP bir silkinse, Erdoğan’ın karşısına demokratik bir alternatif olarak dikilirse etrafında çok geniş demokratik bir blok oluşturabilir. Erdoğan ne yaparsa yapsın bu demokratik alternatifi aşamaz.

CHP neden 18 yıllık AKP iktidarına son vermek istemiyor? Kendisini devlet kurucu ve onunla sınırlamış kodlarının dışına çıkamıyor. Sonunda gelip dayandığı yer milliyetçilik ve militarist bariyerler oluyor. Eğer Türkiye’yi bu Ortadoğu karmaşası ve ağır çelişkilerden kurtarmak, Kürtlerle savaş yerine demokratik bir birlik yaratmak istiyorsa CHP’nin yeni bir tarihsel perspektifle, yeni bir programla ortaya çıkması gerekiyor. CHP bunu yapmadıkça Erdoğan gibi faşizmi kurumlaştıran bir yapının payandası olmaktan kurtulamayacaktır. Halkın bütün umutları, beklentileri CHP’nin bu devletçi duvarına toslamakta, enerjisi tüketilmektedir. Örgütlü ve demokratik toplumlar, öncüsü partiler ancak değişime ayak uydurursa kalıcı hale gelir. Herkes biliyor ki, nasıl Hitler, Mussolini, Saddam gibi diktatörler aşıldıysa Erdoğan da aşılacaktır. Burada önemli olan muhalif güçlerin ülkeyi hızla toparlanması, demokratik bir program çerçevesinde halkı harekete geçirip tahribatların derinleşmesinin önünü almasıdır.

CHP, devleti ben kurdum diyerek kendisine tarihsel bir misyon biçiyor. Aynı CHP kendisini yenileyerek, devleti demokratik bir temelde dönüştürerek tarihsel rolünü güncelleyebilir. CHP ya bunu yapacak ya da Erdoğan diktatörlüğünün sonu gelmez baskı ve savaşlarının payandası olup marjinalleşmeye devam edecektir.

Yorumlar