Her yıl Ocak ayında İsviçre’nin Davos kentinde
“Dünya Ekonomik Forumu” adı altında toplantılar yapılmaktadır. Bu
konferans ve forumları düzenleyen kuruluş aynı isimli Cenevre merkezli
bir vakıftır. Dünyadaki iş insanlarını yani ünlü hırsız ve çapulcuları,
siyasetçi ve akademisyenleri bir araya getirmektedir. Bu konferanslar
dizisinde dünyada gündemde olan birçok sorun tartışma konusu
yapılmaktadır.
Ancak resmiyeti, oluşturulmak istenen görüntü ve
yaratılmaya çalışılan algı bizi yanıltmamalıdır. Bu zirve dünyaya
hükmeden iktidar ve sermaye güçlerinin buluşmasıdır. Gündemdeki sorunlar
da toplumsal çözüm arayışı çerçevesinde tartışılmamaktadır. Sermayenin
dünya toplumunu en iyi nasıl sömürebileceği tartışılmaktadır. Kapitalist
sistemin gözüyle ve onun çıkarları doğrultusunda sorunlar ele
alınmaktadır. İktidar ve sömürü sisteminin toplumu sömürürken ne tür
açıklar verdiği, bunun hangi sorunlar ve sonuçlar açığa çıkardığı ve
sistemin nasıl onarılıp güçlendirilebileceği tartışılmaktadır. Bu konuda
deneyim ve tecrübeler paylaşılmakta, projeler üretilmektedir.
Kapitalist sistemin sahipleri kendi çıkarları ve sömürücü
sistemlerini daha iyi nasıl sürdürebileceklerini tartışmaktadırlar.
Kapitalist sistem başından beri bunalım üreten bir karaktere sahip
olmuştur. Ancak kapitalist modernite günümüzde derin bir yapısal kriz
içindedir. Geçmişteki bunalımlar devrevi olduğundan bunlara çareler
bulunmuş ve bu krizler aşılarak sistem ömrünü uzatmayı başarmıştır. Ama
otuz kırk yıldır yaşadığı bu yapısal krize çözüm bulamamaktadır. Davos
Zirvesi gibi buluşmalar bu amaçla yapılmaktadır. Buna kapitalist
sistemin ömrünü uzatma çabaları ve bunalımdan çıkış arayışları da
diyebiliriz.
Kapitalizm kendi kendisinin amacı olduğu kadar, kendisinin
celladıdır da aynı zamanda. Marx proletaryayı kast ederek kapitalizmin
mezar kazıyıcısını da kendisiyle beraber yarattığını belirtmiştir.
Kapitalizmi bir kanser hastalığına, bir ölümcül virüse benzetmek daha
doğru olacaktır. Sınırsız çoğalan, çoğaldıkça beslendiği bünyeyi
tüketen, o bünye tükendiğinde de sonunu getiren bir kanser türü olarak
sürekli metastazdır kapitalizm.
Kapitalizmde sermaye biriktirme kendi başına en temel
amaçtır. Sermaye biriktirmek için kar peşinde koşmak diğer bir amaçtır.
Kar ve sermaye sömürü yolu ile elde edilir. Toplum iliklerine kadar
sömürülmekte, doğa tahrip ve talan edilmektedir. Sermaye birikip
şiştikçe daha büyük oranda kar peşinde koşmakta, son teknolojiyi de
kullanarak toplum ve doğanın canına okumaktadır. Bu tarz bir sömürü
sistemine ne toplum ne de ekolojik dünyamız dayanabilir. Zaten alarm
zilleri çoktan beri çalmaktadır.
Davos gibi zirveler, konferanslar veya think thank
kuruluşlarının arayışlarını ortaya saçılan bu sorunlara sistem açısından
çözüm bulma çabası olarak görmek gerekir. Kapitalizmin etrafa yaydığı
pis kokular, yarattığı toplumsal sorunlar katlanarak artmaktadır.
Kapitalist modernitenin zihniyeti ve egemen sınıfın bakış açısıyla bu
sorunlara kalıcı çözümler bulmak mümkün değildir. Hem kar peşinde
koşmaktan, sermaye biriktirmekten vazgeçmeyeceksin, hem de bizzat
bunların yarattığı sorunlara çözüm bulacaksın, bu olası değildir. Bu bir
paradokstur. Antagonist yani uzlaşmaz bir çelişkidir. Antagonist
çelişkiler ancak sistem ve modernite değişiklikleriyle aşılabilir.
Kapitalist sistem ve modernitenin içinde kalarak kendi sistem ve
modernitesinin yarattığı, ürettiği sorunlara çözüm bulmak gerçekçi
olmadığı gibi mümkün de değildir.
Kapitalizm ahlaksız bir sistemdir. Ahlakın, toplumsallığın
olduğu yerde kapitalizm olmaz. Kapitalizmin olduğu yerde de ahlak ve
toplumsallık olmaz. Sermayecilik talan, zulüm ve adaletsizliktir.
Eşitsizlik, ahlaksızlık, sömürü vb. kapitalizmin karakteridir. Bunu bir
araştırmanın sonucu bile tek başına bize göstermektedir. Yapılan
araştırmanın istatistik sonuçlarına göre 2153 kişinin sahip olduğu
zenginlik dünya zenginliğinin yüzde 60’ına tekabül etmektedir. Nüfusun
yüzde 99,9 da geri kalan zenginliğin yüzde 40’na sahiptir. Muhtemeldir
ki, bu yüzde 40 da benzer bir eşitsizlik ve dengesizlikle dağılım
göstermektedir. Bu rakamsal veriler korkunç bir gerçekliği ve insanlık
dışı vahşeti gözler önüne sermektedir. Milyonlarca insan karnını
doyuracak bir parça ekmek bulamazken bir avuç insan katrilyonlara
hükmetmektedir. Bu gerçeklik kapitalizmin özetidir.
Bu gerçeklik ortadayken ve sistem bunun üzerinden kendini
sürdürüyorken hangi soruna çözüm bulabilir. Davos zirvesine neden
hırsızlar buluşması dediğimiz herhalde anlaşılmaktadır. Bu dar anlamda
bir suçlama değildir. Zenginliğin hırsızlık olduğunu mevcut tablo bize
göstermektedir. Açlık çeken, yoksulluk içinde yaşayan milyarlarca
insanın emeği, değeri gasp edilerek, çalınarak bu sermaye birikimleri
elde edilmiştir. Hırsızlık aynı hırsızlıktır sadece yöntemi farklıdır.
Sıradan bir hırsız ne kadar çalabilir ki! Bunların sistemli, örgütlü
hırsızlığı büyük vurgunlar, talanlar biçiminde gerçekleşmektedir.
Gözlere öyle perdeler indirilir ki, yapılan bu büyük hırsızlıklar
görülmez, fark edilmez bile. En gayri meşru saldırılar, çalıp çırpmalar
meşrulaştırılıp topluma yutturulur. İskender yakaladığı bir gemi
kaptanına neden korsanlık yaptığını sorar. Gemi kaptanının İskender’e
verdiği cevap öğreticidir; “neden ben bu işi bir gemi ile yapınca adım
korsan oluyor da sen aynı işi bin gemi ile yapınca adın imparator
oluyor?”
Kapitalizm hırsızlığını, sömürüsünü sistemsel olarak
yapmaktadır. Toplum olmadığı halde kendini toplumsal bir sistem, ekonomi
olmadığı halde ekonomik bir sistem olarak lanse etmiş ve topluma kabul
ettirmeyi başarmıştır. Kürt Halk Önderi paradigmasıyla kapitalizmin bir
ekonomi ve toplum olmadığı, bunlar üzerinde kurulmuş bir tekel ve
iktidar yapılanması olduğu açığa çıkmıştır.
Küresel sermaye güçlerinin Davos türü buluşmalarına karşı
küresel demokrasi güçlerinin yaygın protesto eylemlilikleri de
gelişmektedir. İnsanlığın vicdanı ayaklanmaktadır.
Bu güç ve
hareketlerin içinde antikapitalist, anarşist, antifaşist, feminist,
otonom, Ekolojist, Sosyalist, Demokrat vb. birçok kesim vardır.
Kapitalist sistem karşıtı bu güçlerin çabaları anlamlı ve değerli
olmakla birlikte ne yazık ki, cılız kalmakta ve beklenen sonucu
vermemektedir. Çünkü bu güçler kendi içinde çok dağınık, parçalı ve
örgütsüzdür. Kapitalist sistem küresel düzeyde örgütlü ve sistemliyken
bu güçler ortak bir örgütlülük ve sistemden yoksundur. Eylemlilikleri de
ortak bir perspektif ve programa dayanmamaktadır. Eylemlilikleri
parçalı ve kendiliğindendir. Bu tür günlerde parlamakta, ama sonrasında
hızla sönüp gitmektedir. Bu güçler toplumda yeterince örgütlü değildir,
elit yapılar durumundadırlar. Enerjileri ortak bir kanala akmamaktadır.
En önemlisi de ortak bir paradigmaya ve alternatif bir moderniteye sahip
değildirler. Onları bir araya getiren temel çelişki kapitalizme karşı
oluşlarıdır.
Sadece karşı olmak yetmemektedir. Alternatif bir modernite
ve sistemle hareket etmek ve toplumu bunun etrafında örgütlemek
gereklidir. Kürt Halk Önderinin geliştirdiği yeni paradigma ile bunun
yol ve yöntemini geliştirmiştir. Kapitalist moderniteye karşı demokratik
moderniteyle çıkmak, dünya çapında demokratik konfederal yapılar
biçiminde örgütlenmekle sistem aşılabilir. Bu perspektifle devlet ve
iktidar dışı demokratik toplum yerelden başlayarak dünya çapında inşa
edilebilir.
Bu bağlamda, yeni bir dünyayı kurmak mümkün olacaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder