Bilim falcılık yapmıyor; sadece verilerden yola çıkarak geleceğe dair öngörülerde bulunabiliyor.
Örneğin Prof. Dr. Naci Görür bundan birkaç ay önce adeta
nokta vuruşu yaparak Sivrice depreminin yaşanacağını, tedbir alınması
gerektiğini şüpheye yer bırakmayacak sözlerle bir televizyon kanalında
dile getirdi.
Görür’ün söylediklerini daha önce de birçok bilim insanı dillendirdi.
Ne Görür, ne de diğerleri falcı değiller…
Ulaştıkları bilimsel verileri bir araya getirerek elde ettikleri sonuçları ilgililerle de, kamuoyuyla da paylaşıyorlar.
Bu bir yana.
Herkesin bildiği bir gerçek daha var.
Yani, iki büyük ve önemli fay hattının, Kuzey Anadolu Fay
Hattı ile Doğu Anadolu Fay Hattı’nın üzerinde olan Türkiye ve Kuzey
Kürdistan’ın nasıl bir riskle karşı karşıya olduğu da biliniyor.
Ve emin olun, bu bildiklerimizi devleti yönetenler de biliyor… Ama onların yaptığı bir başka şey var.
Onlar felaketi önlemek yerine daha çok felaketin nedenleri ile sonuçlarının duyulmasını önlemenin hesaplarını yapıyorlar.
Öncekiler bir yana, sadece Elazığ Sivrice depreminden sonra yaşananlara bakalım.
Saray’ın İletişim Başkanlığı depremin hemen ardından
kamuoyuna sağlıklı bilgiler vermek yerine basına dönük 9 maddelik bir
ültimatom yayımladı. Öne çıkan şey ise açık: Sadece bizim dediklerimizi
yazın, algıyı bizim söylediklerimiz üzerinden yürütün, diyordu Saray…
Saray’ın talimatı hemen anlaşıldı ki CNN Türk muhabiri
çadırlarda uyuyan çocukları anlatırken hiç sıkılmadan, “Bakın ne kadar
mutlular, sobaları da var, ısınabiliyorlar” diyebildi.
Saray’ın açıklamasının yansımalarını devlet katının ifşasında da gördük.
Mikrofonların açık olduğunu unutan Elazığ valisi, Bakan
Soylu’ya, “Kamuoyunda algı çok iyi şu anda” diyebildi. Bir başka ülkede
olsa insan içine çıkamayacak bu yöneticiler hala ülkeyi yönetiyor.
Buna rağmen insanlar hesap sordu. 18 yıldır ülkeyi yöneten
AKP rejiminin deprem vergisi adıyla topladığı milyarların akıbetini
gündeme getirdi. Rant projelerinin neden olduğu sonuçları tartıştı.
Bilim insanları geleceğe dönük riskleri daha açık biçimde ifade etmeye
başladı.
Peki, buna yanıt ne oldu?
Bu kez devreye Soylu’nun bizzat kendisi girdi. Tehditler
savurdu, yaratılan korku iklimini de kullanarak hesap soranları
engellemek istedi. “Sosyal medyada panik havası oluşturanlar hakkında
tahkikat başlatacağız” dedi.
Devletten hesap soranlara bir yanıt da Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’den geldi. O da aymaz bir şekilde “Her
şeyi devletten beklemek çok da doğru olmaz. Devlet daha çok denetleme ve
düzenleme amaçlı bir misyon üstleniyor” deme gafletinde bulundu.
Bir tek bunlar mı?
Erdoğan’ından Bahçeli’sine devletin tüm ‘büyükleri’ ve de ‘küçükleri’ başladılar saldırmaya.
Erdoğan suçlarının ortaya çıkmasını, bu suçların
tartışılmasını önlemek için “Dedikodulara inanmayın” dedi; Bahçeli,
sanki birileri depremi politik fırsata çevirmek istiyormuş gibi bir algı
yaratarak ortağı olduğu rejimin ayıplarını örtme konusunda Erdoğan’dan
geride kalmadığını gösterdi.
Oysa hepimiz biliyoruz.
Deprem ne kadar bu ülkenin gerçeği ise onlarca yıldır
sorumluluklarını yerine getirmeyen, aksine çalan, çırpan, tehdit eden,
saldıran ülkenin yöneticileri de o kadar bu ülkenin gerçeğidir.
Ancak bu ikinci gerçek bırakın sorumluluklarını yerine getirmemeyi, suç işliyorlar…
17 Ağustos 1999 depreminden sonra getirilen deprem
vergilerini, depremzedelere destek amaçlı artırılan özel tüketim
vergilerini kalıcılaştıran, iktidar olduğu günden bu yana zamlarla
insanların nefes almasını bile neredeyse paraya bağlayan bu iktidar…
Toplanan milyarlarca lirayı asıl amacına uygun harcamayıp savaşa ve
Saray’a harcayan yine bu iktidar…
Bilim insanlarının uyarılarını dinlemeyip rant projeleri ile hayatı daha da yaşanılmaz kılıp riskleri artıran da bu iktidar…
Önceki iktidarların yaptığını bu iktidar kat be kat aştı
ve şimdi bu suçların açığa çıkmasını önlemek için ise tehdit ediyor,
saldırıyor…
Deprem elbet önlenemez bir gerçek ama depremin yıkıcı ve
öldürücü sonuçlarını önlemek mümkün. Ülkenin kaynaklarını ranta kurban
etmeseydiler, savaşı yüceltip milyarlarca lirayı ölüme yatırmasaydılar,
bu iktidar da, öncekiler de bunu başarabilirdi.
Oysa onlar bunu yapmak yerine faşizmi, ırkçılığı büyüttüler…
Hatta gözleri o kadar karaydı ki deprem gecesi bile Efrîn’in, Rojava’nın köylerini bombalamaktan imtina etmediler…
Bu faşizmin karakteridir, biliyoruz.
Ama bizlerin de faşizmin tüm insanlığa zehir kusan bu karakterine karşı mücadele dışında bir seçeneği yok…
Depremi yenmek istiyorsak faşizmi de yenmeliyiz…
Yorumlar
Yorum Gönder