Harput ve Malatya’da can kaybına ve ağır bir yıkıma sebep
olan deprem, Müslüman toplumların bu olaylara nasıl bir yaklaşım ve
mefkure içerisinde olduklarında ortaya çıkarmıştır. Biz Müslüman
toplumlarda depremlerin makro düzeyde yerleşim ve can kayıplarına yol
açması, İslam’ın iktidar yanlısı kesimlerin yalan, yanlış yorumlarından,
dini istismar etmelerinden kaynaklandığı da bir vakadır.
Doğal afetler dediğimiz deprem, sel ve benzeri felaketler
vuku bulduğunda, iktidarlar kendi eksik ve yanlışlarını sorgulamayı ve
sorgulatmayı değil, dini istismar etmeyi derinleştirirler. Cübbe
giydirilmiş sakallı ve paralı ordularla, hamaset ve duygusal dualarla
toplumu olup bitenlerin dışında kaderle, imtihanla aldatırlar. Bu
istismarlar neticesinde korunaklı ve zırhlı iktidarlar daha fazla
dokunulmaz olurlar. Afetler döneminde devletin maaşlı din ricali
sınıfının tek işi, toplumun ve zarar görenlerin öfkelerini ötelemek,
iktidarların yetmezliklerini ve maddi tedbirsizliklerini örtbas
etmektir. Hatta bu afetlerden utanmazca, vicdansızca iktidarı
kalıcılaştırmanın yollarını ararlar. Dikkat edilirse afetlerde en fazla
konuşanlar kendilerine din adamı vasfı yapıştıranlar ile, devletin
kendilerine din adamı yetkisi tevdi ettiği kesimler olmaktalar. Bunlar
da kendi aralarında iki kategoriye ayrılırlar.
Sözde iktidara muhalif olan din tüccarları, argüman olarak
toplumun ve devletin kendilerine göre ‘günah işledikleri, bundan dolayı
da, bu afetlerin bir ilahi cezalandırma olduğunu dillendirirler’. Bir
diğer kesimin ise bu durumun ‘bir kader ve imtihan olduğunu’ söyleyerek
toplumu iktidara teslime yönlendirirler. Madem yaratıcı böyle istemiş,
madem bu bir imtihanmış ve kadermiş, boyun eğmekten başka çare de
kalmamıştır. Bu din tüccarlarına göre her durumda ölenler ve evleri
yıkılanlar bu durumun hak edenleri olmaktalar. Onlara göre nerde az
İslam ya da din varsa, orda afetler ve yıkım olur. Nerde namaz ve oruç
az ise orda afet olur. Peki en fazla ve şiddetli depremler nerde
olmakta? Ateist ve Budist olan Japonya’da. En fazla sel felaketleri
nerde olmakta? Hıristiyan olan Avrupa’da. Ateist ve Budist olan Japonya
en şiddetli depremleri yaşadığı halde, çok az, hatta hiç denecek
derecede yıkım ve ölümlerle depremleri karşılamakta, dünyanın üretimine
en fazla katkı sağlayan devleti ve toplumu durumundalar.
Avrupa devletleri ve toplumları ise en fazla sel felaketi
ile karşılaşan topumlar durumundalar. Dünyaya en fazla mal ihraç eden ve
her yıl bütçe fazlası vererek toplumlarına müreffeh bir ortam
hazırlarlar. Bu ciddi ve korkunç afetlerden neredeyse hiç
etkilenmemekteler. Bunlar ne yaparlar ki, bu felaketler karşısında bizim
gibi ölüm ve yıkımı yaşamazlar? Bunların neden Kiliseleri, Havraları,
evleri ve binaları yıkılmaz?
Neden insanları sellere kapılmaz ve bu kadar ölmez?
Neden bir İslam cumhuriyeti olan İran’da, seller ve
depremlerde on binlerce insan ölür? Neden Camiler, evler, binalar, yerle
bir olur?
Neden Şeriatla yönetilen Afganistan’da, toprak kayması ve sellerde binlerce insan ölür?
Neden Osmanlı bayraktarlığı yapan Türkiye’de, sellerde
fakir fukaranın ekili arazilerini su basar, hayvanlarını sel götürür?
Neden depremlerde saray ahalisine bir şey olmaz? Neden Kuran okuyan bir
Reisimiz, Namaz kılan bakanlarımız ve mülki amirlerimiz olduğu halde,
felaketlerde onlara oy veren bizler ölürüz? Sıfırın altında on
dercelerdeki çadırlarda yaşamaya mahkum edilir, sonra da devletin size
verdiği çadırlarda ‘mutlu musunuz’ soruları ile karşılaşırız? Soruları
çoğaltmak mümkün, ama soruları soran bir toplum oluşturmak, en hayati
olanıdır. Japonya ve Avrupa’daki insanlar şu soruları onlarca yıl evvel
sordular ve cevaplarını da aldılar. Deprem ve seller öldürmez,
tedbirsizlik ve ihmal öldürür, hakikatine mazhar oldular. Tedbir alarak
ihmali ortadan kaldırdılar. Yıkımı ve ölümü asgariye indirdiler.
Müslüman toplumlar, bu soruların cevabını almalı ve iktidardakilerine
hesabını sormalıdırlar. Bakın Cenabi Allah ve Peygamber sav bu konuda ne
söylemekteler:
“Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın ve güzel hareket edin.” (Bakara 195)
Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir.
Mümin de insanların canları ve mallarının güvende olduğu kişidir. (Buhari İman 7)
“Hayırlınız, kendisinden iyilik umulan ve kötülüğünden
emin olunandır. Kötünüz de, kendisinden iyilik beklenmeyen ve
kötülüğünden emin olunmayandır.”
(Tirmizi, 34. Kitabu’l-Fiten, Bab: 76. H. No: 2263
Allah kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın der.
Peygamber sav ihmal edenlerin ve tedbir almayanların cezalandırılmasını
ister. Kendi ellerimizle kendimizi yıkıma ve ölüme bıraktıktan sonrada,
ihmal ve tedbirsizliğimizi de, Allah’a ve kadere fatura etmekteyiz.
Kuran’ın tedbiri ferman buyurduğunu ve kendi ellerimizle kendimizi
tehlikeye atmamız gerektiğini söyler. Müslüman nasıl iktidar
belamlarının sözlerine güvenir. Müslüman Kuran’a ve ilme kulak
vermelidir. Gelin hep beraber bu afetlerden korunmak için tedbir alalım,
Bu melun iktidarlar ve onların belamları olan iblislerin dünya ve
ahiret şerlerinden korunalım. Allah Harput ve Malatya’da ölen
afetzedelere merhamet eylesin, kederli ailelerine sabır ihsan eylesin ve
yaralılara acil şifalar versin.
Yorumlar
Yorum Gönder