08/01/2020
Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş

Türk dizi filmleri ve Türk malları bir süredir boykot ediliyor. Türk dizilerine ve mallarına karşı boykota sanatçılar başta olmak üzere halktan da ciddi tepkiler var. Rojava ve Başûr başta olmak üzere bu konuda Kürt halkı oldukça duyarlı bir tutum sergiledi. Türk devleti çeşitli girişimlerle bu boykotu durdurmak için çabalasa da boykotun hızı kesilmek şurada kalsın her gün daha da artıyor.
Buna karşın Süleymaniye’de bir ‘boykot’ daha var. Onlarda devrimci sanatı boykot ediyor. Kürt filmlerini sansür ediyor ve halkla buluşmasını engelliyorlar.
Sizce bunun altında ne var ve nasıl anlaşılmalı? Bu durum son boykot süreciyle ne kadar alakalı? Biraz incelemek gerekiyor.
Türk devletinin faaliyetlerinin bir boyutu ekonomiktir. Türkiye sadece Türk dizilerinden dünya genelinde yaklaşık 300 milyon dolar kazandığını açıkladı. Venezuella’dan, Arap ülkelerine kadar geniş bir çevrede bu diziler ve yapılan ticarette gözle görülür bir ekonomik gelir elde edildi.
Kültür ürünleri ve kültürün kendisi sadece ticaret konusu olarak ele alınmamalıdır. Bu faaliyetlerle Türkiye kültürel olarak, yaşam tarzı olarak kendini üretmek istiyor. Kendi yaşam tarzını meşrulaştırmanın yollarını deniyor. Böylece bu kültür endüstrisinden bir ekonomik, toplumsal ve siyasal gerçeklik yaratmak istiyor.
Bu dizi-film ve kültürel egemenlik ve ticaretinde sanatsal bütünsellikten ziyade yaratılan ideolojik ve kültürel etki öncelikli olmaktadır. Yani güzel bir yemek içinde sunulan tuz gibi, medya ve kültür sektörü içinde kendine göre sonuç alıcı bir tarzda kendi yaşam tarzını topluma veriyor. Kültür ve kişilik yaratarak toplumu kontrol altına alıyor.
Bunu da en çok güney Kürdistan’da geliştiriyor. Türk devletinin Güney üzerinden Ortadoğu’ya yayılma istemini sadece ticari bir girişim olarak göremeyiz. Sanat ve medya ile bir anlayış yaratıyor. Kürtler özellikle de güney Kürtleri, kendi ulusal gerçekliklerinden bu şekilde koparılıyor. Bakur’da (Kuzeyde) yüz yıl önce yaşananlar gibi, Kürtler hızla Türkleştiriliyor. Güney Kürdistan her anlamda sömürgeleştiriliyor. Askeri, siyasi ve toplumsal olarak sömürgeleşmesi de kültür-sanat ve medya yolu ile meşrulaştırılıyor. Rojava’da zorla yaptığı boşaltma ve Türkleştirmeyi, Başûr’da kültürel bir savaşla yapıyor. Efrîn’i, Serêkaniyê’yi silah zoruyla işgal ederken, Hewlêr’ve Süleymaniye’yi ideolojik ve kültürel olarak teslim alıyor.
Bu yollarla soykırım politikalarını yaşama geçirmek istiyor. Bu saldırılara karşı herkes duyarlı olmak zorundadır. Halk fiziki olduğu kadar kültürel olarak da savunulmalıdır.
Türk devletinin kendi sanatıyla yapmak istediği kendi kültürel gerçekliğimizden kaçış oluyor. Zaten sömürgeleşmek demek kendi ruhundan uzaklaşmak, başkası olmak demektir.
Kürt halkının kendi kültürel ve sanatsal gerçeği vardır. Sanatçılarımız da az ya da çok bu gerçekliği temsil ediyor. Sanatçılar olarak Türk ideolojini yaşamımızdan uzak tutmak için halka karşı sorumluluklarımız vardır. Türk dizi film ve mallarına bağımlı yaşayamayız.
Kültür bir dil ve zihniyet ise Kürt halkına kendi dili ve zihniyetiyle sanatsal ürünler sunmalıyız. Kürt halkının popüler ve egemen Türk kültürüne maruz kalması politik olarak soykırıma hizmet etmekten başka bir şey değildir. Kürt halkının kendine yabancılaşmasının önüne geçmek, sanatçıların kendine yabancılaşmasını önlemekle mümkündür.
Son günlerde sanatçılarımız bu konularda çok önemli girişimler içerisindeydi, başta Avrupa olmak üzere birçok yerde sanatçılarımız alanlarda ve bu gerçeğe dikkat çekti. Deyim yerindeyse çok önemli ve tarihi bir duruş sergilendi.
Son olarak; yaşanan bir gelişme daha oldu.
Ersin Çelik’in yönettiği ‘Ji bo Azadiyê’ adlı film Başûr’da hem de Süleymaniye gibi bir Kürt şehrinde yasaklandı. Osmanlı’ya karşı ilk serhildanlarıyla Kürt halkına öncü olan bu şehirde halen Osmanlı zihniyetine hizmet eden pratiklerin ortaya çıkması bizleri üzmemeli, bilakis ayağa kaldırmalıdır.
Avrupa’da Kürt birliğine önemli katkılar sunan Kürt sanatçılar başta olmak üzere tüm sanatçılar güneyde yaşanan bu gelişmelere kayıtsız kalmamalı, hemen ve çok hızlı bir şekilde sürece dahil olmalı, bu yasağı teşhir etmeli, ortadan kaldırmalıdır.
Ersin Çelik’le sonuna kadar dayanışma ve Kürt sanatına yol açmak için harekete geçmeliyiz.
Çünkü bu sansürün altında AKP-MHP zihniyeti yatıyor.
Buna karşın Süleymaniye’de bir ‘boykot’ daha var. Onlarda devrimci sanatı boykot ediyor. Kürt filmlerini sansür ediyor ve halkla buluşmasını engelliyorlar.
Sizce bunun altında ne var ve nasıl anlaşılmalı? Bu durum son boykot süreciyle ne kadar alakalı? Biraz incelemek gerekiyor.
Türk devletinin faaliyetlerinin bir boyutu ekonomiktir. Türkiye sadece Türk dizilerinden dünya genelinde yaklaşık 300 milyon dolar kazandığını açıkladı. Venezuella’dan, Arap ülkelerine kadar geniş bir çevrede bu diziler ve yapılan ticarette gözle görülür bir ekonomik gelir elde edildi.
Kültür ürünleri ve kültürün kendisi sadece ticaret konusu olarak ele alınmamalıdır. Bu faaliyetlerle Türkiye kültürel olarak, yaşam tarzı olarak kendini üretmek istiyor. Kendi yaşam tarzını meşrulaştırmanın yollarını deniyor. Böylece bu kültür endüstrisinden bir ekonomik, toplumsal ve siyasal gerçeklik yaratmak istiyor.
Bu dizi-film ve kültürel egemenlik ve ticaretinde sanatsal bütünsellikten ziyade yaratılan ideolojik ve kültürel etki öncelikli olmaktadır. Yani güzel bir yemek içinde sunulan tuz gibi, medya ve kültür sektörü içinde kendine göre sonuç alıcı bir tarzda kendi yaşam tarzını topluma veriyor. Kültür ve kişilik yaratarak toplumu kontrol altına alıyor.
Bunu da en çok güney Kürdistan’da geliştiriyor. Türk devletinin Güney üzerinden Ortadoğu’ya yayılma istemini sadece ticari bir girişim olarak göremeyiz. Sanat ve medya ile bir anlayış yaratıyor. Kürtler özellikle de güney Kürtleri, kendi ulusal gerçekliklerinden bu şekilde koparılıyor. Bakur’da (Kuzeyde) yüz yıl önce yaşananlar gibi, Kürtler hızla Türkleştiriliyor. Güney Kürdistan her anlamda sömürgeleştiriliyor. Askeri, siyasi ve toplumsal olarak sömürgeleşmesi de kültür-sanat ve medya yolu ile meşrulaştırılıyor. Rojava’da zorla yaptığı boşaltma ve Türkleştirmeyi, Başûr’da kültürel bir savaşla yapıyor. Efrîn’i, Serêkaniyê’yi silah zoruyla işgal ederken, Hewlêr’ve Süleymaniye’yi ideolojik ve kültürel olarak teslim alıyor.
Bu yollarla soykırım politikalarını yaşama geçirmek istiyor. Bu saldırılara karşı herkes duyarlı olmak zorundadır. Halk fiziki olduğu kadar kültürel olarak da savunulmalıdır.
Türk devletinin kendi sanatıyla yapmak istediği kendi kültürel gerçekliğimizden kaçış oluyor. Zaten sömürgeleşmek demek kendi ruhundan uzaklaşmak, başkası olmak demektir.
Kürt halkının kendi kültürel ve sanatsal gerçeği vardır. Sanatçılarımız da az ya da çok bu gerçekliği temsil ediyor. Sanatçılar olarak Türk ideolojini yaşamımızdan uzak tutmak için halka karşı sorumluluklarımız vardır. Türk dizi film ve mallarına bağımlı yaşayamayız.
Kültür bir dil ve zihniyet ise Kürt halkına kendi dili ve zihniyetiyle sanatsal ürünler sunmalıyız. Kürt halkının popüler ve egemen Türk kültürüne maruz kalması politik olarak soykırıma hizmet etmekten başka bir şey değildir. Kürt halkının kendine yabancılaşmasının önüne geçmek, sanatçıların kendine yabancılaşmasını önlemekle mümkündür.
Son günlerde sanatçılarımız bu konularda çok önemli girişimler içerisindeydi, başta Avrupa olmak üzere birçok yerde sanatçılarımız alanlarda ve bu gerçeğe dikkat çekti. Deyim yerindeyse çok önemli ve tarihi bir duruş sergilendi.
Son olarak; yaşanan bir gelişme daha oldu.
Ersin Çelik’in yönettiği ‘Ji bo Azadiyê’ adlı film Başûr’da hem de Süleymaniye gibi bir Kürt şehrinde yasaklandı. Osmanlı’ya karşı ilk serhildanlarıyla Kürt halkına öncü olan bu şehirde halen Osmanlı zihniyetine hizmet eden pratiklerin ortaya çıkması bizleri üzmemeli, bilakis ayağa kaldırmalıdır.
Avrupa’da Kürt birliğine önemli katkılar sunan Kürt sanatçılar başta olmak üzere tüm sanatçılar güneyde yaşanan bu gelişmelere kayıtsız kalmamalı, hemen ve çok hızlı bir şekilde sürece dahil olmalı, bu yasağı teşhir etmeli, ortadan kaldırmalıdır.
Ersin Çelik’le sonuna kadar dayanışma ve Kürt sanatına yol açmak için harekete geçmeliyiz.
Çünkü bu sansürün altında AKP-MHP zihniyeti yatıyor.
Yorumlar
Yorum Gönder