Unutmak istediklerimiz, bizi unutmuyor. Tarihin
tozlu raflarında bize ait olanlar yerlerini almış. Günü ve zamanın
belirsiz anlarında ana caddelere koyulurlar. Boydan boya, yan yana
dizilerek. Bu caddeler neye yol vermedi ki. Hem gölgeye hem de güneşe
selam durmuş bu caddeler. Sabahın ayazlı vaktinde cadde yüksek
duvarların gölgesinde uzayıp gidiyor.
Caddeye gölge etmiş yüksek
duvarlar. Uzun bir cadde. Caddenin bitişiğinde ihtişamlı yapısıyla yola
yön veren kocaman bir bina. Binanın karşısında genişçe bir arazi. Diğer
bir yanında ise ana caddeye bakan kimi bölümleri dört katlı, kimi
bölümleri ise iki katlı olan ‘u’ harfi şeklinde, bir kısmı eski yapı,
bir kısmı ise üzerine yeni eklenmiş bir binanın önüne ellerinde farklı
dövizlerle şehrin içinden yürüyen kadın, erkek, genç ve yaşlı insanlar.
Bu insanların gözlerinde ve dillerinde haklılıkların haykırış
sloganları.
Almanya’nın Oberhausen kentinde “Hepimiz Zozanız”
sloganların eşliğinde Avukat Tim Engels ve Zozan Gül adliye binasına
giriyor. Hayata gölge eyleyen koca duvarlarla örülmüş bina. Adliye
binasının dışı gibi içi de soğuk. Hem de buz gibi. Bu buz gibi yerlerde
devlet politikalarına hizmet eden kararlar alınıyor. Adliye binasına
eylemcilerin girişine izin verilmiyor. Basın kartı olanlar hariç. Buz
gibi koridorların sonunda mahkeme salonuna yaklaşır yaklaşmaz kaba-saba
üç güvenlik görevlisi önümüzü kesip Zozan ve Avukatı dışında bizim
kapıya yaklaşmamıza izin vermeyecek şekilde uzak durmamızı tembihleyip
kendileri de orada nöbette kalıyorlar. Yaklaşık bir saat planlanan
mahkeme iki saate yakın sürdü.
1933 ile 1945 yılları arasında Nazi Almanyası’nın Halkı
Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığını yapmış olan Joseph Goebbels “Yargı
devlet hayatının efendisi olamaz, devlet politikasının hizmetkarı
olmalıdır“ der. Goebbels, Rheydt kentinde doğmuştu. Bu kent Düsseldorf’a
yarım saat uzaklıkta. Goebbels’in ölümü ise 1945 yılında intihar etti
diye kayıtlara geçti. Fakat Goebbels’in bu sözlerinin karşılığı hep ola
geldi. Yargı devlet politikasının hizmetkarı olmaya devam etti ve
ediyor. 13 Şubat 1988’te Kürtlere yönelik Düsseldorf kentinde tutuklanma
furyası gerçekleştirilmişti. Bu tutuklanmalar 1994‘te yargı eliyle
devlet politikasına hizmet edecek şekilde kararlaştırıldı. 1994’te bu
karar verildiğinde Joseph Goebbels’in ölümünün üzerinden 49 yıl
geçmişti.
Yargının devlet politikalarını meşrulaştırma araçlarından
bir tanesi olduğu bilinen bir gerçek. Ama sadece yargı değil. Yargı
kararlarının zeminini hazırlayanlar da yargı kadar önemli bir rolün
sahibidirler. Yargının kulaç atmadığı alan kalmamış durumda. Her
durumdan kendisine vazife çıkarıp devlet politikasının hizmetkarı rolünü
oynamaya devam ediyor. İşte bu yargının şekillendiği koca koca binalar
var. Bu binaların her tarafında yargı kararlarının uygulanabilmesi için
kolluk kuvvetleri hazırolda beklemekteler.
Goebbels 22 Temmuz 1933’teki günlüğüne “Kadınların politik
kamuoyunda yeri yok ve prensipte affedilmez“ (“Frauen haben nichts in
der politischen Öffentlichkeit zu suchen. In Prinzipien gibt es keinen
Pardon.“ Tagebucheintrag, 22. Juli 1933 Joseph Goebbels) diye not
düşmüştü.
Bu sözün gereği gibi bir durum 22 Ocak 2020 yılında
Oberhausen kentindeki adliye binasında, hem de bir kadın hakim tarafında
Kürt kadın aktivisti Zozan Gül hakkındaki davada zamana yayılmış
‘terbiye etme‘ kararı verildi. Zozan Gül kadın bir politikacı, insan
hakları savunucusu, kadın aktivist. Bu dava hem yargının devlet
politikasının hizmetkarı olması için nasıl bir rol oynadığını anlamak
için hem de kadınların siyasi kamuoyunda yeri olmamalı sözünün tekerrürü
açısından önemli bir durumu ifade etmektedir.
Yorumlar
Yorum Gönder