Duvarların ardından… – Veysel IŞIK



Unutmak istediklerimiz, bizi unutmuyor. Tarihin tozlu raflarında bize ait olanlar yerlerini almış. Günü ve zamanın belirsiz anlarında ana caddelere koyulurlar. Boydan boya, yan yana dizilerek. Bu caddeler neye yol vermedi ki. Hem gölgeye hem de güneşe selam durmuş bu caddeler. Sabahın ayazlı vaktinde cadde yüksek duvarların gölgesinde uzayıp gidiyor. 

Caddeye gölge etmiş yüksek duvarlar. Uzun bir cadde. Caddenin bitişiğinde ihtişamlı yapısıyla yola yön veren kocaman bir bina. Binanın karşısında genişçe bir arazi. Diğer bir yanında ise ana caddeye bakan kimi bölümleri dört katlı, kimi bölümleri ise iki katlı olan ‘u’ harfi şeklinde, bir kısmı eski yapı, bir kısmı ise üzerine yeni eklenmiş bir binanın önüne ellerinde farklı dövizlerle şehrin içinden yürüyen kadın, erkek, genç ve yaşlı insanlar. Bu insanların gözlerinde ve dillerinde haklılıkların haykırış sloganları.


Almanya’nın Oberhausen kentinde “Hepimiz Zozanız” sloganların eşliğinde Avukat Tim Engels ve Zozan Gül adliye binasına giriyor. Hayata gölge eyleyen koca duvarlarla örülmüş bina. Adliye binasının dışı gibi içi de soğuk. Hem de buz gibi. Bu buz gibi yerlerde devlet politikalarına hizmet eden kararlar alınıyor. Adliye binasına eylemcilerin girişine izin verilmiyor. Basın kartı olanlar hariç. Buz gibi koridorların sonunda mahkeme salonuna yaklaşır yaklaşmaz kaba-saba üç güvenlik görevlisi önümüzü kesip Zozan ve Avukatı dışında bizim kapıya yaklaşmamıza izin vermeyecek şekilde uzak durmamızı tembihleyip kendileri de orada nöbette kalıyorlar. Yaklaşık bir saat planlanan mahkeme iki saate yakın sürdü.   

1933 ile 1945 yılları arasında Nazi Almanyası’nın Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığını yapmış olan Joseph Goebbels “Yargı devlet hayatının efendisi olamaz, devlet politikasının hizmetkarı olmalıdır“ der. Goebbels, Rheydt kentinde doğmuştu. Bu kent Düsseldorf’a yarım saat uzaklıkta. Goebbels’in ölümü ise 1945 yılında intihar etti diye kayıtlara geçti. Fakat Goebbels’in bu sözlerinin karşılığı hep ola geldi. Yargı devlet politikasının hizmetkarı olmaya devam etti ve ediyor. 13 Şubat 1988’te Kürtlere yönelik Düsseldorf kentinde tutuklanma furyası gerçekleştirilmişti. Bu tutuklanmalar 1994‘te yargı eliyle devlet politikasına hizmet edecek şekilde kararlaştırıldı. 1994’te bu karar verildiğinde Joseph Goebbels’in ölümünün üzerinden 49 yıl geçmişti.

Yargının devlet politikalarını meşrulaştırma araçlarından bir tanesi olduğu bilinen bir gerçek. Ama sadece yargı değil. Yargı kararlarının zeminini hazırlayanlar da yargı kadar önemli bir rolün sahibidirler. Yargının kulaç atmadığı alan kalmamış durumda. Her durumdan kendisine vazife çıkarıp devlet politikasının hizmetkarı rolünü oynamaya devam ediyor. İşte bu yargının şekillendiği koca koca binalar var. Bu binaların her tarafında yargı kararlarının uygulanabilmesi için kolluk kuvvetleri hazırolda beklemekteler.

Goebbels 22 Temmuz 1933’teki günlüğüne “Kadınların politik kamuoyunda yeri yok ve prensipte affedilmez“ (“Frauen haben nichts in der politischen Öffentlichkeit zu suchen. In Prinzipien gibt es keinen Pardon.“ Tagebucheintrag, 22. Juli 1933 Joseph Goebbels) diye not düşmüştü.

Bu sözün gereği gibi bir durum 22 Ocak 2020 yılında Oberhausen kentindeki adliye binasında, hem de bir kadın hakim tarafında Kürt kadın aktivisti Zozan Gül hakkındaki davada zamana yayılmış ‘terbiye etme‘ kararı verildi. Zozan Gül kadın bir politikacı, insan hakları savunucusu, kadın aktivist. Bu dava hem yargının devlet politikasının hizmetkarı olması için nasıl bir rol oynadığını anlamak için hem de kadınların siyasi kamuoyunda yeri olmamalı sözünün tekerrürü açısından önemli bir durumu ifade etmektedir.

Yorumlar