Dersim 38, 5 No’lu Cezaevi:1980-84, Dr. Şivan ve
Bakur belgesellerinin yönetmeni Çayan Demirel’in doğum gününde ailesi ve
dostları, onun için çekilen 19 dakikalık “Arkadaşımız Çayan”
belgeselinin gösteriminde bir araya geldi.
BİRCAN DEĞİRMENCİ / İSTANBUL
Kimi zaman sadece bir saniyede bütün hayatınız
değişebilir. Hatta yalnızca sizin değil yanınızda, yamacınızda kim varsa
onlarınınkini de etkiler. Bir anda tüm biriktirdiğiniz ve planladığınız
hayatınız elinizden alınır. Fiziken bambaşka bir durumdasınızdır artık
ve her şeye yeniden başlamak zorunda kalırsınız.
Cezayir Restaurant’ın salonu tıklım tıklım dolu. Birazdan
içeri Dersim 38, 5 No’lu Cezaevi:1980-84, Dr. Şivan ve Bakur
belgesellerinin yönetmeni Çayan Demirel eşi, yoldaşı, yapımcısı Ayşe
Çetinbaş ile birlikte giriyor. Ağır adımlarla sahneye doğru geldiğinde
alkışlar kopuyor ve sol yumruğunu havaya kaldırarak selamlıyor onu
yalnız bırakmayan dostlarını, arkadaşlarını, avukatını, dayısını,
doktorlarını ve annesini.
Çayan’ın, (arkadaşlarının deyimiyle) Çayko’nun doğum günü
bugün. Arkadaşlarının onun gündelik yaşamından küçük bir kesiti kayıt
altına aldıkları 19 dakikalık ‘Arkadaşımız Çayan’ belgeselinin gösterimi
yapılacak. Bir o kadar insan da salonun dışında ikinci seans için
ayakta bekliyor.
“Bir günde kaybettiğiniz şeyi bir günde geri almak
istersiniz. Adil olan budur. Ama ne yazık ki adil olmayan bir durumla
yüzleşmek ve ona karşı durup dururken savaşmak insanı çaresiz bırakan
bir şey. Bütün bunları yaşayan insanlar için bu böyle bir süreç. Yol
almak kolay değil. Kimi zaman psikolojik olarak ümitsizliğe kapıldığının
farkındayım. Her gün buna inanarak yol kat etmeye çalışmak büyük bir
emek.” Sözler Nöropsikolog Jbid Dursun Uncu’ya ait. “Çayan Bey’in yaşı
genç. Ben onu bir savaşçı olarak görüyorum” diyor.
Keşke bir kurgu olsaydı
Fizyoterapist İbrahim Mayda ise kucaklayarak karşılıyor
Çayan’ı “Ömrüm yettiği müddetçe Çayko’ya bakacağım. Bu kadar açık. Yeter
ki Çayko’yu bana getirsinler…Ağaca su veriyoruz ki kurumasın” diyor.
Annesi Medine Demirel ve dayısı Ali Haydar Urus’u görüyoruz başka bir
karede. “Senin kendi ayaklarının üzerinde durman önemli. Biz tabi ki bu
süreçte senin yanında olacağız” diyor dayısı. Ve elbette eli her zaman
üzerinde olan hayat arkadaşı Ayşe Çetinbaş’ı görüyoruz. Bir de Çayan’ın
“benim tek sermayem” dediği ve onu hiç yalnız bırakmayan arkadaşlarını.
Filmin sonunda ise bir film setinde kamera arkasındayız. Çayan
kameramana dönüp, “Bu makaranın fiyatı kaç para haberin var mı öyle boş
çekiyorsun” diye takılıyor. Keşke izlediğimiz her şey bir kurgu olsaydı
ve Çayan hep son karedeki sağlıklı haliyle kalsaydı diye hayıflanıyoruz.
Dramatik bir film çekmiş gibi, tüm yaşananların hepsi bir filmden,
kurgudan ibaret olsaydı diye düşünmeden edemiyoruz.
Önemli belgesellere imza attı
Çayan ilk olarak 2000’de yönetmen Özcan Alper’in yönettiği
Türkiyeli filozof M.Yılmaz Öner’in felsefi sistemini anlatan biyografik
belgeselin Ali Naki Gündoğdu ile birlikte yapım yönetmenliğini yaparak
kamerayla tanışır. Ali Naki o sıralar Seyit Rıza ile ilgili bir sözlü
tarih yapma projesini Çayan’la birlikte yapmak ister. Çayan da bunu
genel olarak 38 Dersim katliamını anlatan bir belgesele dönüştürme
fikrini geliştirir. 5 yıl süren çalışmayla belgesel izleyiciyle buluşur.
Ardından Diyarbakır 5 No’lu cezaevini anlatan belgesel ve Dr. Şivan
filmleri gelir. 38 filminin altyazı ve çevirileriyle ilgili yardımcı
olan Ayşe Çetinbaş ile Çayan’ın yolları kesişir.
Bakur (Kuzey) filmi
2013 Newrozu’nda PKK lideri Öcalan’ın gönderdiği mektubun
ardından PKK’de geri çekilme sürecinin başlatılacağına dair basın
açıklaması yapılır. Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu da bu açıklamayı
izleyenler arasındadır. Dağdaki militanların geri çekilme sürecini kayıt
altına alarak Bakur (Kuzey) adlı belgesele dönüştürüp, tarihe tanıklık
etmek için Çayan’la birlikte kolları sıvarlar. Çekimlere başladıktan
sonra Türkiye’de dengeler değişir ve geri çekilme durur. Hal böyle
olunca film, dağdakilerin günlük yaşamlarını ve PKK tarihinin de
anlatıldığı bir filme evrilir.
Çayan, iki yıl süren Bakur filmini tamamlayıp renk ve ses
düzeltmelerini yapmaları için post prodüksiyon stüdyosunda Sedat
Yılmaz’a teslim eder. Ertesi gün 18 Mart 2015’te Beşiktaş’taki evinden
çıkıp yolda yürürken aniden rahatsızlanır. Hiçbir kalp rahatsızlığı
olmamasına rağmen kalbi durmuştur. Tesadüf eseri oradan geçen bir
ambulansın görevlileri tarafından yarım saat hiç durmadan kalp masajı
yapılarak tekrar kalbi çalıştırılır. Önce Şişli Etfal Hastanesi’ne
ardından Çayan’ın ağabeyinin yoğun bakım doktoru olarak çalıştığı Maslak
Acıbadem Hastanesi’ne yatırılır.
15 dakika kalbi durduğundan beyne oksijen gitmediği için
total beyin hasarı oluşur. Hafıza, görme, konuşma ve hareket merkezi
etkilenmiştir. Çayan komada olduğu sırada Bakur’un İstanbul Kültür ve
Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 34. İstanbul Film Festivali’nde
gösterileceği açıklanır. Ancak belgeselin gösterimi “kayıt tescil
belgesi olmadığı” gerekçesiyle bir gün kala iptal edilir. Festivale
katılan Türkiye yapımı filmler, sansüre tepki olarak gösterimden
çekilir. Filmin yapımcısı Ayşe Çetinbaş, “Barış döneminde yapılan ve biz
yapımcı olarak barışa hizmet etmesini, vizyona girerek, birçok
seyirciye ulaşmasını umduğumuz bir film yapmıştık. Ancak festivaldeki
prömiyerimiz engellenince İstanbul, Diyarbakır ve İzmir’de galalar
yaptık” diye anlatıyor o süreçte yaşananları.
Propaganda’dan 4’er yıl 6 ay ceza
Film 4 Mayıs 2015’te Batman’da Yılmaz Güney Sineması’nda
gösterilir. Çayan hala komadadır. Beş buçuk ay yoğun bakımda kaldıktan
sonra tedavisi devam eder. Belgeselin gösteriminden iki yıl sonra,
filmin iki yönetmeni Ertuğrul Mavioğlu ve Çayan Demirel ile Batman’daki
film gösteriminden sorumlu Dicle Anter’e “örgüt propagandası”
suçlamasıyla dava açılır. Yargılama sürecinde Çayan iki kez Batman’da
hakim karşısına çıkar. Sadece üç cümle etmiştir: “Neden burada olduğumu
bilmiyorum. Ben sadece mesleğimi yaptım. Bir suç işlemedim”
Yüzde 99 engelli raporu ile birlikte tüm sağlık kurulu
evraklarını mahkemeye vermelerine rağmen 18 Temmuz 2019 günü çıkan
kararda Ertuğrul Mavioğlu ve Çayan Demirel’e “terör örgütü propagandası
yapmak” suçlamasıyla 3’er yıl hapis cezası verir. Suçun basın yayın
yoluyla işlendiği gerekçesiyle ceza yarı oranı artırılarak 4’er yıl
6’şar aya çıkarılır. Ayrıca, Mavioğlu ve Demirel hakkında yurt dışına
çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilir.
Avukatlar itiraz eder. Dava, Gaziantep Bölge İstinaf Mahkemesi’nde
beklemede.
Sorunlu bir dava
“Başlı başına absürt bir dava” diyen Ayşe Çetinbaş,
davanın hukuksal ve teknik açıdan sorunlu olduğunu söylüyor.
“Batman’daki gösterim sırasında Çayan halen komadaydı. Batman’daki
gösterim değil de genel olarak filmle ilgili bir durumsa eğer
yönetmenler İstanbul’da yaşadığı için davanın İstanbul’da açılması
gerekiyordu.
Filmle ilgili fiili bir yasağın olmadığını söyleyen
Çetinbaş, “Bir eser işletme belgesi için Kültür Bakanlığı’na başvurmanız
gerekiyor. Onu aldığınız zaman gösterebiliyorsunuz ama onu
almadığınızda ticari dolaşıma sokamıyorsunuz. Biz o süreçlere hiç
gelemediğimiz için başvuru da yapmadık. Dolayısıyla yasak da yok
aslında. Mahkeme tarafından Bakanlığa soruluyor ve Bakanlık da ‘Yasak
değil, çünkü bize hiç başvurmadılar. O yüzden yasak diyemeyiz’ diyor.
İlk zamanlar bağımsız bir belgesel filme açılan bir dava
söz konusu olduğundan Çayan’ın sağlık durumunu ön plana çıkarmadıklarını
belirten Çetinbaş, “Engelli birinin yargılanmasından ziyade bir filmin
kriminalize edilip dava açılması başlı başına bir sorundu ve sesimizi
daha çok oradan çıkartmaya çalıştık.” diyor.
“Ama başından beri sağlık durumuyla ilgili bütün evrakları
mahkemeye verdik. En başta polis eve gelip ifade almak istedi. Çayan
verebilecek durumda değildi. Sağlık raporlarını götürdüm. Soruşturma
davaya dönüştü. Engelli raporunu, sağlık kurulu raporunu sunduk. Ama
hiçbir şekilde dikkate almadılar. En son karar duruşmasında
avukatlarımız mazeretleri sunarak katılamamıştı. Savunma bile yapmadan
heyet karar vermiş oldu. Çayan’ın yüzde 99 sürekli engelli raporu var.
Temel ihtiyaçlarının hiçbirini tek başına yerine getiremiyor. Hiçbir
şekilde yalnız bırakamıyorsunuz. Yürüme, görme problemi var. Böyle bir
durumda normal koşullarda cezaevine girebilecek durumda değil ama burası
Türkiye. Ona da itiraz ettik ama gerekçeli karar da çok ilginç. Biz iki
kez mahkemeye götürmüştük Çayan’ı hakim görsün diye. Durumu alenen
ortada. Ona göre değerlendirilir diye düşündük ama tam tersi kararda
“Mahkeme huzuruna çıktı, savunmasını da yaptı. İnfazı yerine getirmemesi
için herhangi bir zihinsel, işitsel, görsel sıkıntı gözükmemektedir”
denildi.
Çayan Martta rahatsızlanıyor, filmin Batman’daki gösterimi
Mayısta, engelli raporunun tarihi ise Aralık olduğunu hatırlatan
Çetinbaş, “Mahkeme heyeti, filmin gösterimi engelli raporundan altı ay
önce olduğu için engelli raporu tarihini baz almış. Sanki bir insan
engelli raporunu hemen hastalandığı gün alıyormuş gibi.”
Sevgiyle, ilgiyle yavaş yavaş toparlanan Çayan’ın iyileşme
süreci çok ağır ilerliyor. Çetinbaş, “Önceleri total beyin hasarı
oluştuğu için hafıza merkezi de etkilenmişti. Şimdi hafızası gayet iyi.
Hemen her şeyi geri döndü. Gözlerinde fiziki bir sorun yok ama beynin
görme merkezi hasar gördüğü için göremiyor Çayan. İlk başlarda simsiyah
görüyordu, neredeyse beş yıllık tedavilerin sonunda renkleri ayırt
edebiliyor, ama gördüğü hiçbir şeyi tanımlayamıyor. Yani ne yüzleri
seçebiliyor ne de herhangi bir detay görebiliyor. Çayan o bakımdan
gözlerden kaynaklı olmasa da beyin hasarından kaynaklı görme engelli“
Çayan eğer rahatsızlanmasaydı gözaltında kaybedilen Hasan
Ocak ile ilgili bir belgesel film çalışması yapacaktı. Ayrıca Muzaffer
Oruçoğlu’nun Tohum adlı romanını kurmaca film olarak beyaz perdeye
taşımak isteyen Çayan’ın, Kardeş Türküler ile ilgili başlayıp epeyce yol
kat ettiği belgeselini ise Çetinbaş tamamlayacak.
Sağlık durumunun yanı sıra adalet arayışı mücadelesi veren Çayko iyi ki doğdun!
Yorumlar
Yorum Gönder