Kurşun dahi gülüşünü alamadı


Komutan Mahsum Korkmaz’ın ayak bastığı sokaklarda emekledi, büyüdü. Çiftçi bir ailenin deniz gözlü kızıydı. Heftenîn’in yeşilliğini, kızıllığını, şelalelerinde akan suyundan tüm sadelikleri içmişti.
LALEŞ RÊNAS / BEHDÎNAN
Ya gözlerin denizi saklıyor ya da deniz gözlerine sığınmış korunmak için. Gözlerini görmeden nasıl anlatılır mavilik? Seni görmeden nasıl anlatılır giderkenki o heyecanın, o moralin? Nasıl anlatacağız hissettiklerini, ateşlerde yanan yüreğinin alevini.
En son ne duydu kulakların, ne gördü deniz gözlerin? Ne çekti seni yiğitlerin toprağına? Kimdin sen, neydin, neyi sever, neyi düşünürdün? Peki ne dedin yoldaşlarına giderken ölümsüzlüğe? Hangi toprak hasret biriktiriyor seni bağrına basmak için?
Bir özgürlük gerillasının ağzından dökülen şu cümlelerdi beni Amara’ya çeken. “O kadar hedefe kilitlenmişti ki, eylem anında mermiler sanki onun bedenine değil de toprağa düşüyor gibiydi. Hala gülümsüyor ve bize bakıyordu.”
Amara… Adı gibi heybetli, adı gibi lanetlilere meydan okuyan…
Peki kimdi Amara? Kimdi Heftanîn’de dilden dile “düşmandan intikam aldı” diye dolaşan kadın?
‘Anadilim, sahip olduğum tek kimliğim’
Amara Nuda Kurtalan (Gülcan Kaya), 1997 yılında, ‘İlk Kurşun’un sıkıldığı yer olan Sêrt’te dünyaya geldi. Büyük komutan Mahsum Korkmaz’ın ayak bastığı sokaklarda emekledi, büyüdü. Çiftçi bir ailenin deniz gözlü kızı olarak yetişen Amara şöyle anlatıyordu özgürlüğe doğru yürüyüşünü: “Ben küçükken gördüm gerillayı. Düşman, bir gerillayı panzerin arkasına bağlayıp mahallede dolaştırmıştı, halk korksun diye.  Hiç unutmadım o görüntüleri. Okula bile gitmedim, ana dilim dışında beni ben yapan bir kimlik yoktu.
Devlet, Kürtleri küçük görüyordu, erkekler de kadınları. Onlar da köle gibi yaşıyordu ama sadece kadının köle olduğu dile gelirdi hep. Bunları az çok biliyordum. Sonuçta yaşadıkça farkına varıyordum. Fark ettiğinizde bir çözüm, başka bir yaşam arayışınız gelişiyor. O zaman özgürlük yürüyüşüne karar verdim ve PKK’ye geldim.”
Yüreği Heftanîn toprağı kadar yumuşaktı
PKK bir yol yürüyüşüydü. Amaca giden bir yoldu. Hem yol hem de amaç olmuştu onun için. Uzun bir aradan sonra ilk soluğunu tüm renklerin buluştuğu yiğitlerin cenk meydanı Heftenîn’de almıştı. Heftanîn’in yeşilliğini, kızıllığını, şelalelerinde akan suyundan tüm sadelikleri içmişti Amara. Cennet Heftenîn’de tohumlarını serpmiş, Gelî’de filizlenmişti. Buranın toprağı kadar yumuşak bir yüreğe sahip olmuştu.
“Bizim topraklarımızı kirletemeyecekler” deyip zalimin yüzüne tükürmek için koyulmuştu yollara. Kurşun bile gülüşünü kesemedi Amara’nın.

Yorumlar