Libya krizi ve Berlin Konferansı

Ortadoğu’yu kana bulayan savaşların “3. Dünya Savaşı” olarak tanımlanmasının asıl sebebi, bölgedeki “statükonun” halklar aleyhine “yeniden” düzenlenmesi ve paylaşılması için emperyal güçlerin devrede olmasıdır. Kimi bölge ülkelerinin bu paylaşımdan “pay kapma” hevesi ve “yayılma” hayalleri, Ortadoğu’yu tam bir “bölgesel savaş” alanına çevirmiş durumda. Büyük güçlerin kanlı oyun sahasına dönüşen Ortadoğu, bir kez daha sahip olduğu değerleri yitirme tehlikesi ile yüz yüze kalmış durumda. Küresel ve kimi bölge güçlerinin güç, nüfuz ve bir türlü tatmin edilemeyen “petrol” iştahları kabardıkça bölge halkları kitlesel göç ve katliamlarla yok oluşun eşiğine getirmiş durumda. Rojava devriminin ortaya çıkardığı ve halkların “kurtuluş” umudu olan yeni yaşam ve “demokratik uygarlık paradigması” üzerinden şekillenen “üçüncü yol” yaklaşımı; Ortadoğu halklarına tarihi bir demokratik “alternatif” sunuyor. Kimi “güçlerin” bu alternatifi boğma çabaları, “çıkarlar” etrafında şekillenen “ittifaklarla” sürüyor. Halkların birlikte yaşam iradesini hiçe sayan güçler tarafından dayatılan “çözüm” bir türlü Ortadoğu’da karşılık bulamıyor. Düzenledikleri konferanslar, ortaya attıkları mekanizmalar, değişen ittifak politikaları Ortadoğu halkları için çözümden çok savaş ve acı olarak geri dönüyor.
Bu “çözüm” konferanslarından biri Libya Krizini çözmek üzere Berlin’de gerçekleştirildi. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ev sahipliğinde yapılan “Libya Konferansı”, 12 ülke ve başta BM olmak üzere 5 uluslararası örgüt ve Libya’da “çatışan tarafların” katılımıyla toplandı. Konferans 55 maddeden oluşan bir “barış planının” ilan edilmesi ile sona erdi. Her ne kadar bu plan “tüm katılımcılar tarafından imzalandı” açıklaması gelse de, General Halife Hafter, bu “barış” planına imza atmadan Berlin’den ayrıldı. Dahası, General Hafter’e bağlı güçler konferanstan önce Libya’dan yapılan “petrol ihracatını” bloke ederek güç gösterisinde bulunarak Berlin’e gelmişti. General Hafter aynı davranışı Moskova’da da göstermişti.
Berlin Konferansının en önemli sonuçlarından biri BM’nin devreye girmesi ile taraflar arasında yapılacak “doğrudan” görüşmelerin Cenevre’de sürdürülmesi. Suriye’den sonra Libya krizinde bundan sonra “çözüm” adresi olarak Cenevre öne çıkacak. İlan edilen “ateşkesin” denetimi ve sürdürülmesi için BM Güvenlik Konseyinin beş daimi üyesinin “rol” üstlenmesi, BM düzleminde Libya Krizinin çözümünün “zor” olacağını gösteriyor. AB’nin, Libya’da “etkin” bir aktör olarak devreye girmesi Akdeniz’de dengeleri değiştirecektir. AB’nin 1995’te oluşturduğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’yı kapsayan “Barselona Sürecinin” ciddi bir “güncellemeye” ihtiyacı Berlin Konferansının açığa çıkardığı diğer bir sonuç. AB’nin bu atağı sadece Libya’ya duyduğu “ilgi” ile açıklanamaz. Doğu Akdeniz’deki karbon yataklarının işletilmesi, AB üyesi Kıbrıs ve Yunanistan’ın, dolayısıyla AB’nin çıkarları daha da önem kazanıyor. İtalya ve Fransa’nın Libya petrollerine “yakınlığı”, AB’nin ilgisinin başka bir boyutu. Brexit ile Büyük Britanya’nın yokluğunda, AB içindeki “liderlik” konumunu güçlendiren Almanya, Berlin Konferansı ile etkinliğini ortaya koymuş durumda.
Berlin Konferansının “sahaya” yansıyacak veya yansıması “umulan” diğer sonuçlarına göz atarsak tablo daha da netleşecektir. 55 maddelik “barış planının” en önemli önceliği taraflar arasında “ateşkes” ve bu ateşkesin sürdürülmesi. Bunun için BM gözetiminde “teknik komisyonlar” oluşturulması kararlaştırıldı. Ateşkesin “ihlali” durumunda BMGK taraflara “yaptırım” uygulayabilecek.
Diğer önemli bir başlığı ise BM’nin 2011’den beri Libya’ya uygulanan “silah ambargosu” ve bu silah ambargosunu “delen” ve çatışmaları körükleyen ülkelere bunu durdurmaları ve yine BM’nin ambargo şartlarına uymayan ülkelere “yaptırımların” bu ülkeler için devreye girmesi. Libya’ya yönelik “dış müdahalelerin sonlandırılması” çağrısı ve Berlin Konferansına katılan ülkelerin Libya’nın “iç işlerine” karışmama sözü diğer önemli başlıklardan.
Libya’da “militan güçlerin dağıtılması” çağrısı, öngörülen “siyasi sürecin” başarısı için ön koşul olarak görmek gerekir. Bir “geçiş süreci” öngören Berlin Konferansı, Libya’daki tüm tarafların, “BM’nin Libya Özel Temsilciliği gözetiminde, Libyalılar tarafından başlatılmış bir siyasi süreci yürütmelidir” çağrısı ile siyasi çözüm için masada kalmaya davet ediyor.
Berlin Konferansının beklide en ironik bölümü; “Enerji kaynaklarının gayrimeşru yöntemlerle sömürülmesinden kaçınılmalı” maddesi olsa gerek. Libya’da “kıyamet” petrol için kopmuyor mu?

Yorumlar