Mağdur yurttaş, zorba devlet




Sivrice merkezli depremde dün itibarıyla yaşamını yitirenlerin sayısı 40 oldu. Türk hükümeti, ölüm davetiye çıkaran tavrının sorgulanmasını istemezken eleştirel paylaşımlarda bulunan 50 kişi hakkında soruşturma başlattı.

 KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı da Türk devletinin halkın sağlığı ve güvenliğini dikkate almayan bir devlet olduğunun defalarca kanıtlandığını hatırlatarak, yardımlaşma ve dayanışmanın önemini vurguladı.

Türk İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun tehditlerinin ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca deprem sonrası sosyal medyada eleştirilen paylaşım yapan 50 kişi hakkında soruşturma başlattı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Elazığ merkezli 6.8 büyüklüğündeki deprem sonrası sosyal medyada paylaşım yapan 50 kişi hakkında soruşturma başlatıldı. Başsavcılık, depremin ardından sosyal medyada paylaşım yapan, farklı yerlerden çekilen fotoğrafları yayımlayarak, algı oluşturmaya çalıştığı iddia edilen hesapları İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatının ardından takibe almıştı. Soruşturma başlatılanlar, “halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak”, ”Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılamak” iddiasıyla suçlanıyor.
Yer tespiti yapılmasının ardından gözaltı işleminin yapılacağı belirtildi.

HDP’nin yardımı engellendi
HDP’li Ergani Belediyesi’nin Elazığ’daki depremzedeler için gönderdiği iki kamyon yardım, kent girişinde polis tarafından durdurularak geri çevrildi. Ergani’den yola çıkan ve içinde temel ihtiyaçların olduğu yardım kolileri, Elazığ Valisinin emriyle kente sokulmadı. Engellemenin gerekçesi olarak “Valilik talimatını” gösteren polisler, AFAD ekiplerinin yardımları dışında yardım kabul edilemeyeceğini söyledi. Belediyenin hazırladığı 2 kamyon yardım malzemesi polis eşliğinde Ergani’ye geri gönderildi.

Elazığ‘daki depremden etkilenen Maden, Sivrice ve Gezin’deki 60 köyü ziyaret eden HDP heyetinin ziyaretlerinin ardından Elazığ Valiliği tarafından HDP’lilerin inceleme yaptığı ve HDP’li belediyelerin yardım etmeye hazırlandığı 60 köyün muhtarı aranarak AFAD dışında yardım almamaları konusunda uyarıldı. HDP’li heyetin yaptığı inceleme sonrası söz konusu 60 köye herhangi bir şekilde yardım yapılmadığına dair izlenimlerini paylaştığı 60 köyün muhtarı gün içinde Elazığ Valiliği tarafından arandı. Valilik, köylerin muhtarlarına, AFAD dışında yapılan yardımları kabul etmemesi için talimat verdi. Valiliğin, yapılan yardımların AFAD’a yapılacağı ve AFAD üzerinden İl Afet Koordinasyon Merkezi’ne teslim edilmesinin ardından dağıtımların yapılması için karar aldığı öğrenildi. Başka kurum, kuruluş ve bireylerin yapacağı doğrudan yardımın AFAD üzerinden yapılması için Elazığ Valiliğine Cumhurbaşkanlığınca talimat verildiği ileri sürüldü.



Engellemenin açıklaması yok
HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK), depremin hemen ardından başlayan ve giderek büyüyen dayanışma adımlarının iktidar tarafından açıkça engellendiğini ifade ederek, ”Daha depremin ilk enkazı yerinden kalkmadan vatandaşlara tehditler savuran İçişleri Bakanı, şimdi de yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını engellemektedir. Yardımların depremzedelere ulaşmaması yönünde hem canlı yayında açıklama yapmış, hem de bölgedeki idari birimlere talimat vermiştir. Talimatı hemen uygulamaya koyan Valilik, köyleri arayarak hükümet bağlantılı olmayan yardımların alınmamasını emretmiştir” dedi

Partilerin, belediyelerin il ve ilçe örgütlerinin topladığı battaniye, çadır, kuru gıda gibi yardımların bulunduğu araçların yolunun polisler tarafından kesildiğine ve yardım kamyonlarının geri gönderildiğine işaret eden HDP MYK, şöyle devam etti: ”Partimizin topladığı battaniye, çadır ve kuru gıda kolileri İçişleri Bakanı’nın talimatı sebebiyle depremzedelere ulaştırılamamaktadır. Bölgedeki yurttaşlar ise iki gündür bölgede inceleme yapan heyetlerimize, yardım dağıtımının AKP il ve ilçe başkanlarının kontrolünde olduğunu, bu konuda tarafgir davranıldığını söylemektedir. Heyetlerimiz yardım ulaşmayan onlarca köy, binlerce insan olduğunu tespit etmiştir. Bu tür doğal afetlerin ardından, hele de kış koşulları hüküm sürüyorsa, yardımların hızla ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması hayati önem arz etmektedir. Yardımlar acilen ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmalıdır. Bu konunun önemi geçmiş deprem tecrübeleriyle de ortadadır.”

Küçük hesapları bırakın
 HDP MYK, şunları kaydetti: ”Bizler halkımızın emekleriyle ve dayanışma duygularıyla topladığı yardımları ihtiyaç sahiplerine, ‘Bir elin verdiğini diğer el görmez’ ilkesiyle dağıtıyoruz. İktidar, engelleme uygulamalarına son vermelidir. Acılar hepimizin acılarıdır. Böyle zamanlarda küçük siyasi hesaplarla, dar bakışlı iktidar oyunlarıyla zor durumda olan insanlara yardımların ulaşmasını engellemenin insani hiçbir açıklaması yoktur ve olamaz. Deprem öncesi gerekli tedbirleri almak yerine her karar ve adımıyla öngörüsüz davranan iktidar, deprem sonrasında da insani yardımlara müdahale ederek, siyasi hesaplarını halkın can ve mal güvenliğinin, ihtiyaçların önünde tutmaktadır.”

İhmal, yoksulluk ve çaresizlik
Cumhuriyet’ten Alican Uludağ da depremden en fazla etkilenen bölgelerden olan Mustafa Paşa Mahallesi’ni gezdi: Birçok kişiye mezar olan Mustafa Paşa Mahallesi’nde yıkılan Kalay Apartmanı’nda terzi dükkânı olan Ali Sertkaya, binada 2010’daki deprem sonrasında hasar olduğunu belirterek “Sıvalarla buradaki çatlakları kapattılar. Karakol, belediye ve bakanlıktan geldiler. Yardım yapacağız diye söz verdiler. Ancak alakası kalmadı. Kimse yardım yapmadı. İnsanlar mecbur burada oturmak zorunda kaldı” dedi.

Bir karış beton üstüne
“Ölenler komşularım. Benim terzi dükkânım var. Makineler enkaz altında kaldı. Ne yapacağımızı şaşırdık. Her şey sizlerin gözünüzün önünde. Buradaki binalar eski ve 1990’lı yıllarda yapılan binalar. Binaların doğru düzgün temeli yok. Bir karış beton atıp üzerine bina yapmışlar.”

90’lardan kalma
Mahallede 1990’lı yıllardan kalma binaların neredeyse tamamının duvarlarında çatlak veya yıkıklar olduğu görüldü. Yurttaşlar buradaki binalarda kalmamaları konusunda uyarıldı. Bazı yurttaşlar, bu nedenle evdeki değerli eşyalarını dahi alamadı. Evleri hasar gören yurttaşların muhtarlık ve kaymakamlıklara başvurmaları istendi. Ancak halkın bundan sonraki süreçte nasıl davranacakları konusunda yeterli bilgilendirmelerin yapılmaması tepki çekti. Doğalgaz ekipleri ise gün boyunca sokak sokak gezerek mahalledeki doğalgaz bağlantılarını kesti.

Kimse halimizi sormuyor
Mahalleli ile konuştuğumuzda en çok kimsenin gelip durumlarını sormamalarından yakındıkları görüldü. Yaşının 70’i aştığını söyleyen Dursun Üstünkaya, evini kontrol etmeye gelmiş. Depreme evde yakalandıklarını söyleyen Üstünkaya, “Ben torunlarımı kucaklayıp zor bela dışarı kaçtım. Ev gitti geldi, yıkılacak zannettim. Şimdi de bir tanıdığımın evinde kaldık iki gece. Ama bu gece nerede kalacağım, bilmiyorum. Çadır nereden alacağım bilmiyorum. Kimse gelmedi buraya, halimizi sormaya. Evimde hasar büyük. Yarın nerede kalacağım bilmiyorum. Korkuyorum ki evin dibine geleyim. Nerede oturacağımızı bilmiyorum” dedi. İsmini vermek istemeyen üniversite mezunu bir genç ise geceyi camide geçirdiklerini belirterek, çadır istemelerine karşın kendisine verilmediğini iddia etti.

Sokakta kaldık
Şehrin merkezindeki Kültürpark’ta kurulan çadırların büyük bölümüne Suriyeli sığınmacıların oturduğu görüldü. Buradan iki çocuğu ile birlikte geçen Hasan Aydın adlı yurttaş, “Çadır alamadık, 20 günlük bebeğimle sokakta kaldık” ifadesini kullandı.

KCK’den dayanışma çağrısı
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı ise dün yaptığı yazılı açıklamada, halkın durumuna ve Türk devletinin karakterine dikkat çekerek, halka yardımlaşma ve dayanışma çağrısında bulundu.
Eşbaşkanlık, şunları ifade etti: ”Toplumsallık ve insanlık en başta da bu tür durumlarda dayanışmayı ve yaraları sarmayı gerektirir. Tarih boyu oluşmuş değerler bunu bizlere emretmektedir. Devletten beklemeden halkımızın, halklarımızın depremden zarar görenlerle gecikmeden dayanışma içinde olması önemlidir. Dayanışma ve destek en başta da toplumun kendisinedir. Türk devletinin halkın sağlığı ve güvenliğini dikkate almayan bir devlet olduğu defalarca kanıtlanmıştır. On binlerce insanın öldüğü 1999 Marmara depreminden sonra toplanan deprem vergilerinin depremler karşısında alınacak tedbirlere harcanmaması bunun en açık kanıtıdır. Milyonlarca Türk lirası yada dolar ya bütçe açıklarını kapatmada yada burjuvazinin yatırımlarını teşvik etmede kullanılmıştır. Deprem için alınan vergilerin depremle ilgili tedbirlerde kullanılmaması AKP iktidarının nasıl bir karakterde olduğunun kanıtı niteliğindedir.
Elazığ depreminin ilk 5-6 saatinde ölülerin 10’u geçmediği söylendi. Ancak Türk devleti her depremde ölü ve yaralı sayılarını az verdiği için verilen sayılara halk inanmamaktadır. Kuşkusuz bizler de ölü ve yaralıların az olmasını diliyoruz. Bu deprem vesilesiyle şunu vurgulamalıyız; mevcut devletin iktidar anlayışında değişiklik olmaz ve depremlerle ilgili tedbirler alınmazsa halklarımız uzak olmayan yıllarda on binlerce ifade edilen ölü ve yaralılarla karşılaşabilir. Bu nedenle devlet ve iktidarlar üzerinde tedbirlerin alınması yönünde baskı yapmaları gerekir. En başta da toplum devletten beklemeden tedbirlerini almalı ve bu tür durumlarda dayanışmalarını artırmalıdırlar.
Doğal afetler karşısında devlet ve iktidarların sorumsuzluğu da halkların devletlerden kurtularak demokratik konfederal sistemle kendilerini yönetmeleri gerektiğini bir kez daha en açık biçimde ortaya koymaktadır. Halklar, sadece kendi yönetimlerinde depremlere ve her türlü afete en iyi biçimde hazır hale gelirler.
Bir daha tüm halkımıza geçmiş olsun diyor; yaralılara acil şifalar diliyor; halkımızın en güçlü biçimde dayanışma göstereceğine inanıyoruz.”
ELAZIĞ

Bir yandan imar affı diğer yandan hortum



Erdoğan, hükümetin depreme karşı etkin bir sınav verdiğini iddia ederken, uzmanlar imar affı ile Türkiye’de güvenli olmayan binaların inşa edildiğini, deprem için toplanan paraların ise otoyollar ve mega projeler için harcandığını belirtiyor.

Elazığ’da onlarca kişinin hayatına mal olan deprem, Türkiye’de devlet eliyle yaşanan ihmaller zincirini bir kez daha gündeme getirdi. Hükümet cephesi, depreme karşı etkili bir sınav verildiğini iddia ederken, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan, hükümeti eleştirenlere yüklendi. Cezayir’e hareketi öncesi Atatürk Havalimanı’nda açıklamalarda bulunan Erdoğan, “İnsanı tahrik eden bazı mesajlar var onlar çok çok ahlaksızca örneğin ‘20 yıldır bu hükümet depreme yönelik ne yapmış’ diyebilecek kadar” diyen Erdoğan, “Depremi durdurma şansımız var mı?” ifadesini kullandı.

BirGün’ün haberine göre; hükümetin çıkardığı imar affı ile Türkiye’de güvenli olmayan binalar inşa edildi. Hiçbir denetim yapılmadan kaçak yapılar, sahiplerinin beyanı doğrultusunda “Yapı Kayıt Belgesi” aldı. Başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında deprem toplanma alanları yapılaşmaya açıldı. Mevcudu bile korumak yeterli olmazken, deprem toplanma alanlarına AVM yapıldı. 26 Kasım 1999’da depremin yaralarını sarmak üzere sadece 1 yıllığına yürürlüğe giren Özel İletişim Vergisi (ÖİV) yıllar içerisinde toplanmaya devam etti. AKP döneminde kalıcı hale getirilen ÖİV ile 2004 ile 2018 arasında halkın cebinden 60,6 milyar lira para toplandı. Fakat bu paralar halkın yaralarını sarmak için otoyollar, mega projeler ve çılgın projeler için harcandı.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, Türk hükümetinin neler yapmadığı anlattı.

Mezar binalara izin
İmar affı ile büyük bir risk oluşturduğunu belirten Alan, şunları söyledi: “Afet riski altında bulunan alanlara, fay hatları üzerine, heyelan riski taşıyan alanlara, dere yataklarına yapılan binalara yapı kayıt belgesi verildi. Böylesi büyük risk taşıyan alanlara yapılan binalara takviye güçlendirme yapılsa bile bu alanlardaki binalar insanlarımıza mezar olacak. Fay hattına yapılan binalar depremde, taşkın sahasına yapılan binalar taşkınlarda yıkılacak. Bu bilinen bir gerçek olmasına karşın bu alanlar devlet eliyle özendirildi ve yapılaşmaya açıldı. Bu düzenlemenin yanlış olduğunu asla yürürlüğe girmemesi gerektiğini söylememize rağmen izin verildi.”

Toplanma alanları yetersiz
Bir diğer önemli sorunun da deprem toplanma alanı olduğunu belirten Alan, deprem toplanma alanı denildiğinde sadece boş arazilerin düşünülmemesi gerektiğini belirtti. deprem toplanma alanları ile ilgili altyapı ve güvenlik sorununun büyük bir öneme sahip olduğunu ifade eden Alan, şöyle konuştu: “Van Erciş’te yaşanan deprem sonrasında insanların insanı ihtiyaçları için metrelerce kuyruk oluşturduğuna tanıklık ettik. Tuvaletten, suya insanlar en temel gereksinimlerini dahi karşılayamadı. Deprem alanlarının yetersiz olmasının yanı sıra deprem toplanma alanları ile ilgili uluslararası standartlar var. Bu standartlar Türkiye’de yerine getirilmiyor. Bu alanların güvenlikli alanları olması lazım. Güvenlik kaygısı güdülmeyen mekanların yaratılması lazım. Bu konuda bizim önerimiz de var. Kent merkezi içerisinde kalan askeri alanlar uygun. Bu alanlar güvenlik açısında da alt yapı açısından da uygun gördüğümüz alanlar. Bu alanda kuyudan su çıkarılabilir. Bu alanlarda gelen insani yardımlar uygun koşullarda dağıtılabilir.
Türkiye’de deprem toplanma alanlarının yapılaşmaya açıldığını, bu alanların üzerine AVM yapıldığını biliyoruz. Oysa deprem sonrası toplanılacak güvenli alanlara ihtiyacımız var. Artçı depremler sürerken insanların bu alanda bulunması gerekiyor. Boş bir tarla var orada beklesinler demek doğru bir yaklaşım değil. Bu yüzden kent içi parklar son derece önemli. Oturacakları yerleri bulunan, su ihtiyacını karşılayabilecekleri bir yer olması önemli. Deprem toplanma alanları ile ilgili uluslararası standartlar var. Bu standartlara uygun alanların Türkiye’de de yaratılması önemli.”

Vergiler hortumlanıyor
1999 depremi sonrasında çıkarılan ve sonrasında kalıcı hale gelen deprem vergisi olarak bilinen ÖİV’nin yaşanan doğal felaket sonrası insanlara yardım için kullanılmadığına dikkati çeken Alan, “Toplanan bu paralar bütçe açıklarını kapatmak için kaynak olarak kullanılıyor” dedi. Alan, toplanan vergiler ile yapılması gerekenleri ise şöyle aktardı: “İnsanlar afetlerde devletin kendilerine yardımcı olması için bu paraları ödüyor. Bu paralar ile yapılması gerekenler çok net. Fay hatları üzerindeki binalarda, taşkın bölgelerinde, heyelan bölgelerinde yaşayanlar güvenli alanlara sevk edilmelidir. Hayati açıdan risk oluşturan bu alanlardaki binalar insanlara mezar olmadan boşaltılmalıdır. Fay hattında deprem olacağı bilinirken depremi beklemeye gerek yok. Deprem olmadan insanlar hayatını kaybetmeden müdahale edilmesi gerekiyor.”

Yorumlar