Kürtler biliyorlardı. Sonradan Fransız makamları da, katil
Güney’in ifadeleri ve koğuşturma bilgileri dahilinde, bu kanıya
ulaştılar.
Güney, MİT elemanı olduğunu söylemiş;
Güney, talimatı MİT’ten aldığını belirtmiş.
Böyle olunca da, Fransa’nın Hakan Fidan’a bağlı teşkilat hakkında soruşturma başlatması gerekiyordu.
Daha iyi niyetli gözlemciler, özellikle de Almanya
hukukçuları böylesi bir durumda, Fidan’ın şahit olarak dinlenmesi için
celp edilmesi gerektiğini ve gelmezse, ifadesinin adli yardım yoluyla
alınması gerektiğine işaret etmekteler.
Bunların hiçbiri yapılmadı.
İroni bu ya, sanki katil Güney, gizli servis elemanı
olduğunu ve talimatı bu servisten aldığını açıklayarak, Fransa adli
makamlarından daha çok “çaba göstermiş“ oldu.
Bu yıl Paris’te yapılan protesto yürüyüşünün ana teması,
katli azmettirenlerin veya katli müşterek gerçekleştirenlerin
cezalandırılmasını oluşturuyordu.
Yürüyüşte konuşan Boyun Eğmeyenler Hareketi adına Matilda Panot, “Kürtler’i Ortadoğu’daki ortakları“ olarak betimledi.
Kürtler’in barış, demokrasi ve barışın sembolü olduklarına vurgu yaptı.
Sara, Rojbîn ve Ronahî’yi katledenlerin, Kürt halkını ve
Fransız demokrasisini hedef aldıklarını belirtti ve ekledi: “Bütün
bulgular Türk MİT’ini gösteriyor. Bunun için mahkeme derhal
başlamalıdır.”
Resmin ana karesi, birçok konuda aynı karede yer almayan
Macron yönetimi ile Erdoğan yönetiminin, Sara, Rojbîn ve Ronahî’nin
katlini azmettirenlerin cezalandırılması konusunda, hala tek resim
karesinde kilitlendiklerini gösteriyor.
Adına devlet ilişkileri ve devlete dair yaptırımlar dediğimiz bu gibi “paradoks tekil vaka”lar, ebedi gizliliğe terk edilirler.
Sakine ve arkadaşlarının katledilmesinden 94 yıl önce,
aynı ayın 15’inde Berlin’de katledilerek “Landwehrkanal“a atılan Rosa
Luxemburg’un nasıl ve kimler tarafından katledildiğine dair bilgi ve
bulgular, Alman yazar Klaus Gietinger 90’lı yıllarda yaptığı uzun
nefesli bir araştırmayı, “Eine Leiche im Landwehrkanal“ı 1995’te
yayınlamasaydı, bu konuyla ilgili, ispatlanmamış ancak gerçeği yansıtan
bulgu ve bilgilere, cünhakar (gönüllü kolordu mensupları) ve azmettiren
beyin takımının (dönemin Eberst öncülüğündeki Sosyaldemokrat Hükümetin
Konsey Başkanı Gustav Noske) kimliklerine, onların 90’lı yıllara kadar
edindikleri kariyerin adreslerine ulaşmak mümkün olmazdı.
Ancak burada, takibi açısından iki tarihi vaka arasında büyük bir fark olduğunu belirtmek istiyorum.
Rosa katledildiğinde Almanya’da karşı devrim yükselişteydi
ve 20’lı yıllara gelindiğinde, İşçi ve Köylü Konseyleri’ne öncülük eden
devrimci ve komünistler, karşı devrim mekanizması tarafından fiziki
olarak yok edilmişlerdi.
Sakine (Sara) ve arkadaşlarının bu yıl daha da görkemli
bir yürüyüşle anılmaları, Fransız hükümetine, katillerin
cezalandırılmasıyla ilgili yapılan ivedi çağrılar ve HDP’nin sözcüsü
Günay Kubilay temsiliyle, davacı olması, bu katl vakasına yeni bir ivme
kazandırabilir.
Manifesto’da yer alan: “Şimdiye kadarki tüm toplum tarihi,
sınıf mücadeleleri tarihidir“ saptamasını, Paris’de dik duran kitlelere
atfediyor…
Sara, Rojbîn ve Ronahî’nin anısı önünde saygıyla eğiliyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder