28 Ocak, Mustafa Suphi ve 15 yoldaşının katlinin 99. yıldönümü.
Yaklaşık yüzyıl önce, milliyetçi burjuvazi, komünist
öderleri toptan katletti. Kemalist burjuvazinin bu katliamı, temel bir
etken olarak sonraki süreci etkiledi.
Dönem, Ekim Devrimi’yle proleter devrimlerin açılış zamanıydı. Ekim, sömürge ulusların kurtuluş devrimlerinin de önünü açmıştı.
Anadolu ve Mezopotamya’da, devrimci Rusya’da, TKP’yi
meydana getirecek örgütler coşkulu ve özgüvenliydiler. İşgale karşı
savaşmak için, güçlerini tek partide birleştirdiler. Suphi TKP’si, savaş
esirlerinden kurulacak askeri gücü de işgale karşı ama kendi önderliği
altında savaştırmayı planlıyordu.
Kemalistler, Ankara hükümetinde hakim olsalar da, parlamentodaki hakimiyeti muhalefetsiz kesinlikte değildi.
Kemalistler, burjuva modernizminin temsilcileri olarak,
işgali geri püskürtmenin dönemecinde, kendilerine rakip olabilecek en
mücadeleci güçleri sert ve katliamcı tarzda tasfiyeye giriştiler.
Çerkez Ethem ve Yeşil Ordu-Kuvayi Seyyare, Yunan işgaline
karşı direnişin en önünde ve Kemalistlerden daha etkiliydi. Kemalistler
iki ordunun kıskacına alarak Ethem ve güçlerini-çatışmadan- tasfiye
ettiler.
Komünistler, burjuva milliyetçilerinin gelecekteki
rakipleri ve kapitalizme karşı mücadelenin temsilcileriydi. Kemalistler,
burjuva sınıf kini ve İttihatçı militarist deneyimleriyle, TKP
önderlerini de, vakit kaybetmeden ve savaş alanına yaklaştırmadan
katlettiler.
Suphi’lerin katlinden bir buçuk ay sonra sakallı Nureddin
Paşa komutasında merkez ordusunu, Topal Osman ve çetelerini Koçgiri Kürt
isyancıları üzerine göndererek kitlesel katliamla isyanı tasfiye
ettiler.
Tüm bunlar, Ocak’tan Mart’a aynı zamana denk geldi, Çünkü,
işgal geri püskürtülürken, savaşçı Ethem’e de, savaşacak TKP’ye de,
özerklik isteyen Kürtlere de tahammül edilemez, rakipsiz iktidar olmanın
imtiyazı paylaşılamazdı. Burjuva despotik diktatörce tavrı, üç
saldırganlığı ardarda yaparak, Kemalist burjuvazinin engelsiz
diktatörlüğünü sağlama aldı.
Suphi ve arkadaşlarının katli, Kemalist burjuvazinin, işçi
ve ezilenlerin komünist ve devrimci örgütlerinin kendilerinden
bağımsızca örgütlenmelerine de nasıl karşı devrimci şiddet ve yasak
uygulayacağının acı ve ağır örneği oldu. Fakat bununla kalmadı.
Sonraki süreçte, Kemalist burjuvazinin nasıl bir diktatörlük kuracağının da öncü depremi oldu.
Yol arkadaşlarını, muhalif gruplaşma yapıyorlar diye
elimine eden Kemalistler, engelsiz iktidarını, muhalefetsiz diktatörlüğü
kurarlarken, 1923’te cumhuriyet ilanıyla ambalajlayarak satmaktan da
geri durmadılar.
1925 Takriri-i Sükun yasası, İstiklal Mahkemeleri’nin
ilanı, 1925’ten 1938’e soykırımcı katliamlarla Kürtlerin bastırılması,
Kemalistlerin diktatörlüğü faşist karektere büründürmesinin göstergeleri
oldu. Buna grev ve örgütlenme yasakları ile grevci işçileri öldürme,
zor yoluyla grevleri bastırma eşlik etti. TKP uzalaşıcı bir çizgi izlese
de, yönetici ve üyeleri Kemalist diktatörlük tarafından zindana atıldı
ve işkencelerden geçirildi.
Sonuçta, faşizme evrilen, komünist ve devrimci hareketin,
kök kurutulması değilse bile, baskı ve milliyetçi şartlandırma yoluyla
çoraklaştırıldığı, onyıllar yaşandı.
Eğer bu onyıllarda, Kürt isyanlarını bir tarafta tutarsak,
Türk işçi sınıfı ve ezilenleri mücadele çoraklığı yaşadıysa, Suphilerin
katlinin yarattığı gözdağı ve kaybın önderlik boşluğunun temel bir rolü
oldu. Dahası, Kemalistlerin, milliyetçi şartlandırmayla kitleleri
zehirlemesi ise diğer temel rolü oynadı.
Acı verici dersi, bugün de öğrenemeyenler, Kemalizm
mirasını sosyalizm adına savunmaktan, Erdoğan faşizminin Rojava
devrimini ezmek isteyen acımasız işgalci savaşını seyrederek uzlaşmaktan
geri durmuyorlar. Bununla yetinmeyip, Suriye’nin milliyetçi burjuva
rejimini destekleyebiliyorlar.
Suphileri, Kemalistlerin soykırımcı savaş ağası Topal
Osman’a bağlı Yahya Kahya’nın çetesi katletti. Ama elbette bu çeteyi
seferber eden Topal Osman, yalnız başına değildi. Yöneten güç, Mustafa
Kemal-Karabekir ve arkadaşlarıydı.
Yahya Kahya’nın eski İttihatçı olması, Enver Paşa’nın son
ortaya çıkan mektubunda “benim için öldürdüler” demesi katliamdan
duyduğu memnuniyeti, katilin eski İttihatçı olmasından kendisine pay
çıkarması anlamına geliyor.
Oysa Suphileri katledildiği gün M.Kemal’in katil Kahya’ya
çektiği “vatanperverâne hissiyat ve temennilerinize teşekkür ederim”
şeklinde kısa telgrafı, emri verenin kendisi olduğunu kanıtlıyor.
Ayrıca, Karabekir’le yazışmaları, Halil N. Berktay’ın olayın Ankara’dan
gelen şifreli bir telgrafla emredildiğini ve şifreyi çözmüş subayla
sonraları tesadüfen tanıştığını söylemesi de bunun kanıtı.
Suphiler ve acı deneyimin dersleri yolumuzu aydınlatsın!
Yorumlar
Yorum Gönder