Tecavüz TC siyasetidir



‘’Êzîdî halkımıza karşı saldırılar DAİŞ saldırılarının devamıdır. DAİŞ’in yapmak istediğini şu an Türkiye yapmak istiyor. Türkiye devletine destek verenler DAİŞ’e destek veriyor. Türkiye’ye yardım edenler katliamların ortaklığını yapıyor. Bu yüzden Êzîdî halkımız bunu yapanı ortaya çıkarmalı ve hesap sormalıdır.’’

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin Ortadoğu’da yaşanan savaş ile bağlantılı olduğunu söyledi. Bayık, ”Kürt halkına karşı soykırım saldırılarını devreye koydukları için tecrit devam ediyor. Aynı zamanda Türkiye halklarına karşı da zulüm artıyor. Eğer ki Kürdistan’da soykırım, zulüm, adaletsizlik artıyorsa hemen hemen aynı şeyleri Türkiye’de demokrasi güçlerine de uyguluyorlar. Bu yüzden Türkiye halkları ve tüm demokrasi güçleri Kürt halkı ile tecride karşı durmalıdır” diye konuştu.

Türk devletinin Şengal saldırılarına da dikkat çeken Bayık, ”Türkiye’ye yardım edenler katliamların ortaklığını yapıyor. Bu yüzden Êzîdî halkımız içindeki hainleri kabul etmemelidir. Türkiye’ye yardım edenlerden hesap sormalıdır” dedi. Bayık Sterk TV’nin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:


Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik 22 yıldır devam eden tecrit işkence boyutuna varmış durumda. Geçtiğimiz sene tecride karşı büyük eylemler yapıldı. Fakat Öcalan’a yönelik tecrit hala sürüyor. Buna ilişkin neler söyleyeceksiniz?
Önder Apo’ya uygulanan tecrit Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerle bağlantılıdır. Bilindiği gibi bu savaşın başlangıcında Rêber Apo’ya karşı uluslararası komplo devreye girdi. Eğer ısrarla tecridi sürdürüyorlarsa ve kimse buna karşı çıkmıyorsa sebep Ortadoğu’da yaşanan savaşla bağlantılıdır. Geçtiğimiz sene tecride karşı bir mücadele geliştirildi. Bu mücadele birçok sonuç da ortaya çıkardı. Yani Erdoğan-Bahçeli iktidarını salladı. Bu yüzden avukat görüşmelerine izin vermek zorunda kaldılar. Eğer o mücadele verilmeseydi, İmralı yolu da açılmazdı. Bu mücadele sadece Kürtler için değil, Türkiye’deki tüm demokrasi güçleri için büyük bir netice elde etti. Eğer Türkiye’de demokratik bir yol kat edilecekse Önder Apo’ya uygulanan tecridin sona ermesi lazım. Tecrit sadece Kürtler için değil, tüm demokrasi güçleri için önemli. Faşizmin yenilmesinin yolu tecridin sona ermesi ile açılır.
Aynı zamanda Türkiye halklarına karşı da zulüm artıyor. Eğer ki Kürdistan’da soykırım, zulüm, adaletsizlik artıyorsa hemen hemen aynı şeyleri Türkiye’de demokrasi güçlerine de uyguluyorlar. Bu yüzden Türkiye halkları ve tüm demokrasi güçleri Kürt halkı ile tecride karşı durmalıdır. Tecride karşı güçlü dururlarsa, Türkiye’deki soykırım saldırıları da sona erer. Türkiye demokratikleşme yoluna girer. Sadece Türkiye’deki Kürtler ve demokrasi güçleri değil diğer parçalardaki tüm Kürtlerin tecride karşı durması lazım. Çünkü Önder Apo Kürtlerin bir lideridir.
Kimse Önder Apo’ya uygulanan tecridin sadece Bakur Kürtlerine ve PKK’ye yönelik olduğunu söyleyemez. Bu yüzden diğer parçalardaki Kürtler de tecride karşı durmalıdır. Avrupa’da, Rojava’da, Başur’da halk arasında tecride karşı duruluyor fakat Başur’da siyasi güçler şimdiye kadar bir açıklama bile yapmadılar. Bu Kürtler için bir utançtır. Önder Apo’ya uygulanan tecrit kırılırsa Kürtlere karşı da tecrit kırılmış olur. 15 Şubat yaklaşıyor. Bu yüzden bütün Kürtler ve Türkiye’de demokrasi isteyen güçler tecride karşı durmalıdır. Eylemler geliştirmeliler. Eylemler için 15 Şubat’ı beklememeliler. Şimdiden bu atılımı yapmaları gerekiyor.


Gerilla da Cenga Heftanin Devrimci Hamlesi başlatmış durumda. İşgale karşı gerillalar 4 mevsim direniş halinde. Son süreçlerde etkili eylemler de yaptılar, siz gerillanın bu eylemlerini ve direnişini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de 12 Eylül’de yapılan darbe ile yeni bir sistem yaratmak istediler. Fakat gerilla buna karşı durdu. Mücadele ederek bu darbenin önünü aldı. 12 Eylül darbesinin amacına ulaşmasına engel oldu. Daha sonra halk da ayaklanarak gerillayı tamamladı. Halk serihildanı ve gerilla darbe önünde büyük bir engel oluşturdu. AKP-MHP de 2015 yılında 12 Eylül darbesi gibi bir darbe geliştirdiler. Hatta 12 Eylül darbesinden daha derin bir darbe yaptılar. 12 Eylül’de yarım kalan darbeyi AKP-MHP bu darbe ile bunu tamamlamak istediler. Buna karşı yine gerilla kahramanca durdu. Halkımız da bu darbeye karşı durdu ve hala duruyor.
Bu yüzden Erdoğan-Bahçeli’nin önüne koydukları hedefler gerilla ve halkımız tarafından boşa çıkarıldı. Önder Apo’ya, gerillaya, Kürt halkına, Kürt kurumlarına bu kadar saldırmalarının sebebi de Türk-İslam sistemini hayata geçirmek istemeleridir. Gerilla mücadelesi ile bu sistemin kurulmasına müsaade etmedi. Bu yüzden AKP-MHP savaşı daha da derinleştirdi. Fakat gerillanın direnişi hem Türkiye’de hem de Türkiye dışında süren bu savaşı tıkadı. Onlar bu savaşla şovenizmi, ırkçılığı güçlendirmek iktidarda kalmak istediler.
Eğer bugün iktidar yıkılmaya doğru gidiyorsa, dışarıda da tek başına kalmışsa bu gerilla direnişinin sonucudur. Gerilla artık sadece bahar ve yaz aylarında mücadele etmiyor, kışın da eylemler yapıyor. Bu da Türk devletinin halklar üzerinde yürüttüğü siyaseti tıkıyor. Bu direnişlerinden dolayı gerillaya teşekkür ediyorum, başarılarını kutluyorum. Gerilla Erdoğan ve Bahçeli’nin yürüttüğü siyasete karşı direnmeye devam edecektir.
Önce Erdoğan-Putin arasında bir görüşme yaşandı, daha sonra MİT ve Suriye istihbaratı bir araya geldi. Bu süreçte Kürtlere yönelik gerçekleşen bombalı saldırıların devletlerin yaptığı diplomatik görüşmelerle bir ilgisi var mıdır?
Şu an Amerika da Rusya da Türkiye ile hareket ediyor. Türkiye ile yaptıkları toplantılar Kürtlere karşıdır. Kendi çıkarları ve amaçları için toplantı yapıyorlar. Ne zaman Amerika-Türkiye, Rusya-Türkiye toplantı yaparsa ardından ya saldırı oluyor ya da işgal. Yani ABD ve Rusya Türkiye ile toplantı yaptığı zaman Kürtlere karşı bir toplantı olduğunu halkımız çok iyi bilmelidir. Türkiye, ABD, Rusya hiçbir zaman Kürtler için iyi bir karar almaz. Pratikleri göz önündedir. Türkiye Rusya ittifak yaptı, Türkiye Efrîn’e girdi. Efrîn halkı göç etti, Efrîn’de zulüm gelişti, demografisi değiştiriliyor. Orada bir tane Kürdün bile kalmasını istemiyorlar.
Efrînli Kürtler şehirlerinden çıkmak zorunda kaldıkları halde uzağa gitmediler. Hiçbir zaman Efrîn’i bırakmayacağız, şehrimiz için mücadele edeceğiz, yine topraklarımıza geri döneceğiz dediler. Bundan dolayı Efrîn halkımızı kutluyorum. Efrîn işgali sona erene kadar mücadelelerini yürütmeleri lazım. Asla Efrîn’den vazgeçmemeliler. Efrînli gençler Efrîn için mücadele eden örgüte katılmalılar. Bu vesile ile tüm Efrîn şehitlerini saygı ile anıyorum. Efrîn şehitlerinin intikamının alınması için Efrînli gençlerin ve halkın mücadelelerini güçlendirmesi gerekiyor.
Amerika ve Türkiye’nin ittifakından sonra bu sefer Türkiye Serêkaniyê ve Girê Spî’yi işgal etti. Oraya çeteleri yerleştirdiler. Efrin’de yaptıklarını şimdi de orada yapıyorlar. Sadece Kürtlere değil tüm Suriye halklarına düşmanlık yapıyorlar. Suriye’yi parçalamak istiyorlar. Şimdi de Amerika-Türkiye, Rusya-Türkiye ve MİT ile Suriye istihbaratı toplantı yaptı. Halkımıza buna karşı uyanık olmalı. Kürtleri nasıl yok ederiz diye toplanıyorlar. Bu yüzden halkımız tedbirini almalıdır. İşgale karşı örgütlülüğünü ve mücadelesini güçlendirmelidir.


Türk devleti birkaç gün önce yine Şengal’e saldırdı. Bu saldırıda 4 Êzîdî savaşçısı şehit oldu. Irak devleti ve KDP bu saldırılara karşı hiçbir zaman tepki göstermiyor. Bunun sebebi ve bu saldırıların amacı nedir?
Öncelikle şehit ailelerinin, YBŞ’nin, Êzîdî ve tüm Kürdistan halkının başı sağolsun. Şehit Zerdeşt Şengali şahsında bütün şehitleri saygı ile anıyorum. Êzîdî halkımıza karşı saldırılar sürüyor. Bu saldırılar DAİŞ saldırılarının devamıdır. Zaten Şengal halkı da bunu dile getiriyor. DAİŞ’in yapmak istediğini şu an Türkiye yapmak istiyor. Türkiye devletine destek verenler DAİŞ’e destek veriyor. Türkiye Şengal’de katliam yapıyorsa birileri Şengal’de onlara yardım ediyordur. Eğer yardım olmazsa Türkiye Şengal’de öyle katliamlar yapamaz.
Türkiye’ye yardım edenler katliamların ortaklığını yapıyor. Bu yüzden Êzîdî halkımız bunu yapanı ortaya çıkarmalı ve hesap sormalıdır. Kürtlerin bir sözü var, Kurmê darê ne ji darê be dar kurme nabe (Ağacı kemiren kurt ağaçtan olmasa ağaç kurtlanmaz). Êzîdî halkımız içindeki hainleri kabul etmemelidir. Hainlere karşı mücadele etmelidir. Türk devleti o zaman katliamlar yapamaz. Halkımız her yerde birlik olmalıdır; ihanete karşı, Türk işgaline karşı mücadelesini yükseltmelidir.
Eğer Êzîdîxan giderse, Êzîdî halkı dünyanın hiçbir yerinde yaşayamaz. Êzîdîlerin düşmanı bu yüzden Şengal üzerinde duruyor. Çünkü Şengal’i işgal ederlerse Êzîdîlerin yaşama şansı olmayacağını biliyorlar. Bu yüzden Êzîdiler hangi ülkede olurlarsa olsunlar, Şengal’e sahip çıkmalılar. Çünkü kökleri oradadır. Kökleri kurursa kimse kalmaz. Bundan dolayı Êzîdî gençleri nerede olursa olsunlar yönünü Şengal’e çevirmeliler. Bu katliamlardan sonra YBŞ‘ye daha fazla katılım sağlamalılar. Êzîdîxan’a sahip çıkmalılar.
Mam Zeki de hainlerin eliyle şehit edildi. Bu ispatlandı da. Onun ardındaki tüm şehitler de hainlerin eliyle katledildi. Bu yüzden halkımız önce içlerindeki hainleri temizlemeli, birlik olmalıdır. Hem Kürdüz, Kürtler için mücadele ediyoruz diyorlar. Hem de onların öncülüğünde Şengal’de katliamlar oluyor, DAİŞ’e karşı halkı savunanlar katlediliyor kimse ses çıkarmıyor. Bu onlar için büyük bir ayıp. Katliamlara kim sessiz kalıyorsa onlara karşı tutum almalıdır. Êzîdîleri savunmak tüm Kürtlerin görevidir. Çünkü Kürtlerin kökleridirler.


Gündemde Libya meselesi var. Ateşkes ilan edildi ama sonra bu ateşkesin tanınmadığı açıklandı. Basında Türk devletinin çeteleri Libya’ya taşıdığına dair haberler çıktı. Libya’da yaşanan olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Libya önemli bir yerdir, petrol ve gaz var orada. Yine Libya Afrika ve Ortadoğu arasında bir köprü oluşturuyor. Akdeniz’de de özel bir yere sahiptir. Libya’da savaş ve kaosun olması bu sebeplerden dolayıdır. Çünkü herkes Libya’da kendini güçlendirmek istiyor, hatta hegemonyalarını kurmak istiyorlar. Türkiye şu an nereye girerse orada sorun bitmez. Girdiği yerde huzur kalmamıştır, savaş ve kaos dışında bir şey götürmüyor.  Bu yüzden Berlin’deki Libya konferansından bir sonuç çıkmaz. Ya da konferansa katılanlar Türkiye’nin isteklerini kabul edecek ki o zaman netice alırlar.
Suriye’den Libya’ya giden çeteleri Türkiye yönlendiriyor. Herkes bunu da biliyor ve dile getiriyorlar. Madem öyle neden önünü almıyorsunuz? Libya’da savaş istenmiyorsa, barış isteniyorsa Türkiye’nin önünü almaları lazım. Ama istemiyorlar. Türkiye onların bilgisi dahilinde çeteleri Libya’ya yolluyor. Erdoğan neden Libya’ya sahip çıkıyor? Çünkü Trablus’ta İhvan iktidar. İhvan Mısır ve Suriye’de darbe yedi, Türkiye Libya’da onları korumak istiyor.
İhvancıların lideri Erdoğan’dır. İhvan nerede olursa olsun savunmak ve korumak istiyor onları. İhvan’ın Libya’da da yenilmesini istemiyorlar. Şu an Arap ülkeleri dışında Libya’ya müdahale eden tek ülke Türkiye’dir. Arap halkları ve ülkeleri buna müsaade etmemelidir. Libya’ya komşu tüm ülkeler Türkiye’nin müdahalesine karşı duruyor. Bu doğru bir tutumdur. Türkiye Libya’da savaşı daha da büyütmek istiyor. Bakın Suriye’yi yıktı, büyük katliamlar yaptı. Şimdi aynısını Libya’da yapmak istiyor. Türkiye’nin yürüttüğü siyaset işgal siyasetidir. İnanıyorum ki Arap ülkeleri daha fazla tepki gösterdiğinde Türkiye orada sonuç alamaz.
Türkiye bu çeteleri akıncılar gibi örgütlüyor, silahlandırıyor nerede ihtiyaç duyarsa oraya gönderiyor. Türkiye’de hem Kürtlere hem de demokrasi güçlerine karşı onları kullanmak için de vatandaşlık veriyor. Suriye’de, Irak’ta, Libya’da kullanır, yarın başka yerde ihtiyaç oldu mu oraya da gönderecektir. Osmanlı’da akıncılık vardı, önce onları gönderip ülkeleri talan ediyorlardı, iradelerini kırıyorlardı daha sonra Osmanlı ordusu gidiyordu o yerleri işgal ediyordu. Şu an Erdoğan da yeni Osmanlı yaratmak istiyor yeni akıncıları da çetelerdir. Türkiye’de çeteleri eğitip her yere gönderiyorlar.


Belçika’da Yargıtay PKK ”terör örgütü” değildir diye bir karar aldı. Aslında bu karar daha önce alınmıştı Türk devletinin itiraz etmesi üzerine Yargıtay da aynı kararı aldı. Bu karar ne anlama geliyor, sizin için önemi nedir?
Belçika’nın kararı yerinde bir karardır. Amerika ve Avrupa’nın PKK ile ilgili aldıkları karar siyasidir zaten. Ne hukuki ne ahlaki, ne de insanidir. Çıkarları için o kararı aldılar. Türkiye istedi onlar da yerine getirdi. Bu şekilde Türkiye ile Kürtler arasındaki savaşı derinleştirmek istediler. PKK bir mücadele yürüttü. Bu mücadele hem PKK’nin hem de devletin gerçekliğini ortaya çıkardı. Asıl teröristin Türk devleti olduğu ortaya çıktı. Türk devleti halklara karşı soykırım saldırıları yürütüyor. Ermeni, Asuri, Süryani, Rum, Yahudi, Çerkes, Alevi, Êzîdî en son da Kürtlere karşı soykırım saldırıları gerçekleştirerek bir halkı yok etmek istedi. Bu yüzden psikolojik, özel ve sınırsız bir savaş yürütüyor. PKK’nin mücadelesi devletin bu gerçeğini ortaya çıkardı. Kürtler siyasi, insani, ahlaki ve adaletli bir mücadele yürütüyor. Ne Avrupa’daki halkımız ne de PKK Avrupa ile Amerika’yı rahatsız edecek bir şey yapmadı. Yani PKK’yi ”terörist” listesine koyacakları bir eylem olmadı.
Kürt halkı ve PKK, kadın ve halkların özgürlüğünü, halkların kardeşliğini geliştiriyor. Bunu herkes gördü. Özellikle ABD ve Avrupa PKK’nin DAİŞ’e karşı durduğunu gördü. Avrupa PKK’ye borçludur. PKK savaşçıları ve halkı bütün imkanları ile insanlığı korudu, Avrupa’yı korudu. Özellikle Avrupa halkı da bunu gördü. Bu yüzden Avrupa ve Amerika PKK’ye karşı aldıkları siyasi kararın artık arkasında duramıyorlar. Belçika o kararı bu yüzden verdi. Tahmin ediyorum ki o karar sadece Belçika’nın kararı değil, çünkü Belçika AB üyesi bir ülke. Bazı Avrupa ülkeleri ve Avrupa milletvekilleri de PKK ile ilgili karara katılmıyorlar. Hatta PKK’nin listeden çıkarılması için çağrıda da bulunuyorlar. Avrupa’ya çağrımdır, Belçika’nın verdiği kararı esas almalılar.


MİT’in Erdoğan’a bir rapor verdiği söyleniyor. Raporda ekonomi çöktüğü için fakirlik ve işsizlik olduğu, toplumsal adaletin azaldığı ve sonunda toplumda büyük bir patlamanın yaşanabileceği yer alıyor. Bu rapor ve Türkiye ile Kürdistan’da yaşanan tecavüz, şiddet ve cinayetlere ilişkin neler söyleyeceksiniz?
Türk devleti Kürtlere karşı soykırım siyaseti yürütüyor. Kürt ve Kürdistan’a ait ne varsa ortadan kaldırmak için bütün imkanları savaş için harcıyorlar. Bundan vazgeçmedikleri sürece bu sorunlar bitmez. Hatta daha da büyüyüp derinleşir.
Türkiye’de geçmişte de iktidarlar kendi adamlarını bir yerlere yerleştiriyorlardı fakat hiçbir zaman AKP-MHP gibi yapmadılar. Şu an AKP-MHP kendilerine hizmet etmeyen herkesi düşman görüyorlar. Hepsine, ”siz hainsiniz, Türkiye’ye karşısınız” diyerek tüm imkanlarını ellerinden alıyorlar. Türkiye’nin tüm imkanlarını AKP-MHP’li yüzde 15 yüzde 20’nin hizmetine koyuyor. Onun dışındakileri her türlü imkandan mahrum bırakıyorlar. Türkiye tarihinde toplum hiçbir zaman bu kadar parçalanmamıştı. Eğer Kürtler, demokrasi kuvvetleri sömürgeci Erdoğan ve Bahçeli karşısında ittifaklarını güçlendirirse sonuç alabilirler. Sorun nerededir? Bunun öncülüğünü yapacak liderler yok. CHP’nin muhalefeti gözler önündedir. Muhalefet olmayı başaramıyor, yapamıyorlar. Bu gücü birleştiremiyorlar. Erdoğan ve Bahçeli bundan faydalanıyor. Eğer biraz olsun demokratik kuvvetler güçlerini toplasa ve mücadeleyi geliştirse Erdoğan ve Bahçeli’yi yıkabilirler.


Dersim’de çocuklara tecavüz ediliyor. Onlarca örnek var bununla ilgili. Bu tecavüz politikaların amacı nedir?
Bu tecavüz siyaseti Türkiye’nin siyasetidir. Bu bazı şahısların siyaseti değildir. Türkiye devleti bu siyasetini özellikle Kürtler üzerinde yürütüyor. İyi araştıracak olursak tecavüz, çocuklar ve kadınlar üzerinden ağırlıkla Kürdistan’da yürütülüyor. Bu Kürt kırımının siyasetidir. Bu psikolojik özel savaş siyasetidir. Kürt toplum ve iradesini kırmak istiyorlar. Bundan kaynaklı çocuklar ve kadınlar üzerinden tecavüzü geliştiriyorlar. Tecavüzün isyan sebebi olması gerekiyor. Hiç kimse bunun karşısında sessiz kalmamalıdır, saklamamalıdır. Eğer sessiz kalır ve saklarsa o da Kürt kırımına hizmet ediyor demektir. Çünkü onlar gizli kalmasını istiyor. Bu faşizmin siyasetidir. Faşizm halkın ahlakına saldırıyor.
Sömürgeci faşist güç her yere yayılmış durumda. Sömürgeci, işgalci, soykırımcı politikalarını her yerde yürütüyorlar. Kürdistan’da da fuhuş, eroin, tecavüz devlet eli ile geliştiriliyor ve bununla Kürt halkının iradesini kırmak istiyorlar. Kürt halkı bilmedir ki bu psikolojik özel savaş siyasetidir, kırım siyasetidir. Bununla Kürdü yenmek istiyor. Çünkü tecavüz irade kırılmasıdır, iradesizleştirmedir. Bunu ne kadar geliştirirse sömürgeci devlet karşısında durma da gerçekleşmeyecek.
O zaman soykırımı ve sömürgeciliklerini Kürdistan’da daha kolay geliştirebileceklerini biliyorlar. Halkımız bunun karşısında ahlakla irade ile durmalıdır. Kültürüne sahip çıkmalıdır. Çocuklarına, kendilerine sahip çıkmalıdır. Tecavüze karşı ayaklanmalıdır. Sadece tecavüzün yaşandığı yerde değil tüm Kürdistan’da buna karşı ayaklanmalıdır. Halk ayaklandığında bu siyaset işte o zaman kaybedecektir.


Kürtçeye karşı da ciddi bir siyaset yürütülüyor. Bir tabelayı bile yasaklıyorlar. Ancak bunlar karşısında Kürt diline ve kültürüne sahip çıkmak için kampanyalar var. Aydın ve yazarlar, halk, toplum bunun için ne yapabilir?
Amed’de Kürt aydın, yazar ve sanatçılar, yurtseverler, siyasetçiler Kürt dili üzerine iki gün toplantı düzenlediler. Bunu düzenleyen, bunda yer alan, bu onurlu mücadeleyi yürüten herkesi selamlıyorum ve kutluyorum. Bugün Kürt dili ve kültürüne karşı büyük bir yok etme politikası yürütülüyor. Belki daha önce de yürütülüyordu fakat AKP ve MHP bu siyaseti sınırsız yürütüyor. Şark-Islahat Planı’ndan sonra Kürtçe konuşanlara büyük bir para cezası veriliyordu ve insanları korkutuyorlardı. Ekonomik olarak da insanlar bu cezayı ödeyemesin ki Kürtlüğü bıraksın istiyorlardı. Bugün bundan daha ağır şekilde Kürt diline karşı çıkıyorlar.
Belki maddi olarak ceza vermiyorlar ama büyük bir korkuyu geliştirdiler. Kim Kürtçe konuşuyorsa, kim Kürtçe bir şarkı dinliyorsa linç girişimine maruz kalıyor, zindanlara atılıyor. Kürtçe tamamen yasaklandı. Kürt, bir yerde iki kelime Kürtçe konuşmaya korkar oldu. Bu hale getirdiler. Bundan kaynaklı Amed’de Kürt dili için toplanan aydınlar kimi kararlar aldı. Ben bunu kutluyorum. Tam da böyle bir dönemde böyle bir toplantı almaları yerindedir. Bu toplantıda aldıkları kararların toplantıda kalmaması gerekir. Tüm Kürt toplumuna yayılmalı ve geliştirilmelidir.
Her Kürt bireyi de diline ve kültürüne sahip çıkmalıdır. Kürtçe konuşmalı, Kürtçe yazmalı, Kürtçe okumalı. Komşuna, çocuklarına çevresindeki herkese Kürtçeyi öğretmelidir. Hiçbir zaman sömürgeci devletin dilini ve kültürünü kabul etmemelidir. Her şartta dil ve kültürüne sahip çıkmalıdır. Onlar Kürt dili ve kültürünü yok etmek istedikçe Kürtler de bu sebeple daha fazla diline ve kültürüne sahip çıkarak geliştirmelidir. Bu da bir savaştır ve büyük bir savaştır. Eğer dil ve kültür biterse Kürtler ölür. Eğer Kürtler ölmek istemiyorsa diline ve kültürüne sahip çıkmalıdır. Asimilasyona karşı durmalıdır.


Maxmur’a uygulanan ambargo devam ediyor. Oradal, halkın özgünlüğü Botan’daki teslimiyeti kabul etmemeleridir. Bugün de sömürgeci güçler karşısında teslimiyeti kabul etmediği için ambargo uygulanıyor.  Maxmur neden ambargo altında?
Sömürgeci devletler Maxmur’da yaşayan Botan halkının kendilerine ihanet etmesini istediler. Türkiye’ye hizmet ederek çetecilik yapmasını istediler. Bu halk bunu kabul etmedi. Bu yüzden de Botan’dan çıkarak Güney’e geldi. Çünkü Başur’da Kürt egemenliğinin olduğunu gördüler. Ben eğer Başur’a gidersem Türkiye’de gördüğüm zulmü görmeyeceğim yaşamayacağım dedi.
Hewlêr’de bir olay oldu. KDP bunu sebep göstererek Şehit Rustem Cudi alanı için ambargo koydu ve hala da devam ediyor. Bu Türkiye’nin isteğidir. Türkiye ambargonun uygulanmasını istedi, KDP de uyguluyor. Halbuki KDP de zamanında göçmenliği yaşadı. Maxmur’da yaşayan halkın çoğu daha önce KDP’ye de hizmet etmiştir. Peşmergelik dahi yapmışlar ve şehit vermişler KDP için. Eğer KDP bugün bazı imkanlara erişmişse bunda Botan halkının Maxmur halkının emeği de var. KDP onlara hürmet etmelidir, anlara yardım etmelidir. KDP’den istenen ve yerine getirmesi gereken budur. Türkiye’nin isteğini yerine getirmemelidir.
Uygulanan ambargo KDP’ye de hizmet etmiyor. Hiç kimse bu ambargoyu doğru bulmuyor ve kabul etmiyor. Bir tek KDP bu ambargoyu yürütüyor. Türkiye istese de Kürt partisinin kardeşlerine bu sıkıntıyı, darlığı yaşatmaması gerekir. Bunun kendisine faydası olmadığı gibi zararları da vardır. Hiçbir Kürt bunu kabul etmez. Kürtler nasıl KDP hizmet edecek. Nasıl Başur Hükümetine hizmet edecekler. KDP’nin bu siyasete son vereceğine ve ambargoyu kaldıracağına inanıyorum.
BEHDİNAN

Yorumlar