Türk devletinin Efrîn’deki işgali ve ilhakı 2 yılı geride
bırakmak üzere. İki yıl önce 20 Ocak’ta savaş uçakları ile saldırı
başladı. Günlerce Efrîn’in köyleri, kent merkezi, hastaneleri, okulları,
pazar yerleri, özetle halkın yaşadığı her yer bombalandı. Efrîn halkı
ve savaşçıları işgal saldırısına 58 gün direndi. Türk askerleri ve bağlı
çeteleri kent merkezine 18 Mart günü girdi. O tarih de iktidar
tarafından bilinçli olarak tercih edilmişti. Çünkü “Çanakkale Zaferi”
adını vererek yaptıkları 18 Mart kutlamalarına “Efrîn zaferi”ni de
eklediklerini göstermek istiyorlardı. Her haliyle bir fetih işgaline
giriştiklerini ilan ediyorlardı.
18 Mart günü Efrîn kent merkezinde çekilen görüntüleri
hatırlıyorsunuz değil mi? Tam bir yağma hareketiydi. Türk devletinin
çeteleri çılgınca dükkanları, evleri yağmalıyordu, buldukları ne varsa
çalıyorlardı. O gün cuma hutbelerinde fetih süresini okudular. Aynı gün
Efrîn’deki tüm kuruluşlara işgal ve ilhakın simgesi olarak Türk
bayrakları astılar. Tıpkı özyönetim direnişi günlerinde Saray’ın özel
silahlı kuvvetlerinin girdiği Kürt mahallelerinde yaptığı gibi. Aynı
sömürgeci zihniyet, Efrîn’de de işbaşındaydı.
Sonrası da geldi. Saldırılar nedeniyle onbinlerce insan
evini, köyünü, kentini terk etmek zorunda kaldı. Çeteler, DAİŞ’in
Rakka’da daha önce kurduğu düzeni bu kez Efrîn’de inşa ettiler.
Kadınları, kız çocuklarını kaçırdılar, tecavüz ettiler. Suriye Kadın
Meclisi’nin açıklamasına göre, 18 Mart-27 Mayıs 2018 arasındaki 3 ay
gibi çok kısa bir zamanda en az 119 kadın çeteler tarafından kaçırıldı.
Efrîn halkının geride bıraktıkları her şey yağmalanırken, evlere de
çeteler yerleştirildi. Bu, işgalin kalıcılaştırılmasını amaçladıklarını
gösteriyordu. Böylece demografik yapı değiştirilmeye başlandı.
Saray medyasında Efrîn, “Hatay’a mı bağlanacak?” gibi
tartışmalar yapılırken, işgalin ilhak biçiminde ilerleyeceğinin gösteren
başka gelişmeler de ilk günlerde olmuştu. 35 kişilik kimlerden oluştuğu
bilinmeyen bir “Afrin Kurtuluş Kongresi” kurulduktan sonra, vali
atanacağı da diktatör Erdoğan tarafından bir müjde olarak açıklandı.
Vali ve kaymakam atama gibi ilhak uygulamaları, daha sonra Serêkaniyê ve
Girê Spî işgali döneminde de yapıldı.
Ardından da Efrîn’in kaynaklarına el konulması süreci
başladı. Yani ilhak. İşgalcilerin saldırı sırasında hedef aldığı
yerlerden biri de tarım arazileri ve zeytinliklerdi. Bölgede 20 milyona
yakın zeytin ağacı bulunuyordu. Bu haliyle Suriye’de elde edilen
zeytinlerin yüzde 30’u Efrîn’den elde ediliyordu. İşgal saldırısında 12
binden fazla ağaç tahrip edildi.
İşgal saldırısı tamamlandıktan sonra Türk devleti ve
çeteleri, Efrîn’in zeytinini çalarak Antakya’da işleyip hem iç hem de
uluslararası piyasaya satmaya başladılar.
Efrîn’in zeytinleri, Tarım Bakanlığı eliyle herhangi bir
ithalat işlemine tabi tutulmadan Türkiye’ye getiriliyor. El konulacak
zeytin yağı, 2018 yılı için 5 ton olarak belirlenmişti. Ancak 26 bin ton
zeytinyağının getirildiği ortaya çıktı. Ege Zeytin ve Zeytinyağı
İhracatçı Birlikleri Başkanı Davut Er’in yaptığı bir açıklamaya göre,
Aralık 2018 ile 2019 yılının ilk üç ayında toplamda 13 bin tonluk
zeytinyağı getirildi.
CHP’li vekil Ünal Çeviköz’ün bir sorusu üzerine açıklama
yapmak zorunda kalan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da bu gerçeği
itiraf etmişti. Çavuşoğlu “Hırsızlık yok. Gelir köylüye veriliyor” dese
de durum hiç de öyle değil. Çete gruplarının MİT denetiminde imzaladığı
“zeytin protokolü” basına yansımıştı. O protokole göre, kente işgalden
sonra yerleştirilerden oluşan “halk meclisleri”, çete grubu ÖSO’ya
zeytin hasadı karşılığında 22 milyon dolar verecek.
Sadece Efrîn’de değil, işgal edilen diğer Rojava
kentlerinde de benzer ilhak politikası uygulamadı. Örneğin Toprak
Mahsulleri Ofisi (TMO) Urfa Merkez Şube Müdürlüğü tarafından Girê
Spî’den Türkiye’ye 20 bin ton hububatın getirileceği ve TMO’nun Urfa
Merkez Şube Müdürlüğü’ne bağlı depolara taşınacağı haberleri basında
çıktı. HDP milletvekili Rıdvan Turan’ın yaptığı açıklamaya göre, bu
ürünlerin Urfa’ya taşınması için yapılan ihale sonucunda 3 Ocak 2020
tarihinde ÖZ-DUY uluslararası taşımacılık şirketiyle sözleşme imzalandı.
AKP daha önce de DAİŞ’in işgal ettiği alanlarda çaldığı
petrolün satışına aracı olmuştu. Bu işi de bugünlerde Kanal İstanbul
güzergahından satın aldığı araziler ile gündeme gelen Erdoğan’ın damadı,
Maliye ve Hazine Bakanı Berat Albayrak yapmıştı. Sahibi olduğu
Powertrans şirketi, DAİŞ işgal ettiği alanlarda çırakılan petrolün
uluslararası alanda satışını sağlamıştı. Böylece AKP ve Erdoğan ailesi
DAİŞ’i finanse etmişti.
Bütün bunlar sömürgecilik uygulamalarıdır. Türk devleti,
kuruluşundan beri Kuzey Kürdistan kentlerinde olduğu gibi, Rojava’da da
sömürgecidir. Ne Erdoğan’ın cilalı sözleri ne de Saray medyasının
yalanları bu gerçeği değiştirebilir.
Yorumlar
Yorum Gönder