Halkımızın, yüzyılların özlemi olan, ulusal birlik
konusu bu tarihi günlerde yine ve yeniden gündemimizde. Yaşanan
tarihsel yanılgılar ve büyük fırsatların kaçırılmış olmasını hep bu
konunun tetiklediğini acı bir şekilde anımsıyoruz. Halkımızın hem dün
hem de bugün için Rojava’da, Kuzey’de bulunduğu her yerde bu ceberrut
sistem sahipleri tarafından maruz kaldığı katliam, zorbalık uygulamaları
ortadayken halen birlik tartışmaları içinde bir sonuca gidememiş olmak,
daha büyük bir acıyı hissettiriyor.
Elbetteki en basit ifadesiyle bu büyük ‘ayıbın’ muhatabı,
doğrudan sorumlusu olanlar var. Birlik konusu sahipsiz bir evlat gibi
ortada bırakılmış olması ve her önüne gelenin demagojik bir anlamdan
öteye geçmeyen laf ebeliğiyle ele alması konunun doğru bir şekilde
algılanmasına engel olmakta. Kimi çevrelerce de amaçlananın bu olduğu
bilinen bir gerçek. Hep topu taca atmak denebilecek bu yaklaşım,
aşılacak olmalarının getirdiği korku atmosferi içinde kendi uğursuz
emelleri için çıkarlarından vazgeçemeyenlerin, farklı birşey
sunamayanların bir yöntemi. Lakin bu yöntem ve söylem safsatasıyla bu
halkı uyuttuklarını ve kendi küçük iktidarlarını koruduklarını
düşünenler birşeyi gözden kaçırıyorlar! Bu halk artık dünün halkı değil,
herşeyi görebilen bir düzey gelişkinliğe ulaşmış durumda. Kralın çıplak
olduğunu hiçbir korku tehdit yönelmesine boyun eğmeden on yıllardır
söylemekten geri durmamakta.
Ulusal birlik konusu görünenden daha karmaşık ve zor bir
konu olmasını koşullayan da bu nedenler yığınıdır. Birlik sorununa
yakından bakmaya çalıştığımızda, hayır diyebileni bulmak zor gibi. Ama
konu, ilkeli bir mantık çerçevesinde ve reel mücadele sürecine denk bir
birlikten bahsetmek olunca ortalıkta görülebilenlerin büyük bir kısmı
kaptıkları köşelere kaçmaktan geri durmamaktalar. İktidar hastalığıyla
bağlantılı bu konuya, yerel ve uluslararası egemen güç sahiplerinin
yarattıkları bağımlı Kürt kişilik gerçeğini de ekleyince, ortaya çok
derin bir çatlaklar ve ayrılıklar dizisi çıkmaktadır. Ve bu da, bu gibi
çevrelerin elinde, birlik olgusunun demagojik bir araçsallaştırılmaya
maruz bırakıldığını bize göstermektedir.
Buna karşı birlik konusuna en etkili, en ilkeli ve ayni
zamanda onun için büyük çabalardan kaçmayanın Özgürlük Hareketi olduğunu
söylemememiz için en başta politiklik ve Kürtlük namına kör olmak
gerek. Birliğin taşları döşenmeye başlayınca sorumsuzca kaçmayan, onu
ortada bırakıp sırtını dönmeyen, hep Özgürlük Hareketi olagelmiştir.
Özgürlük Hareketine gönülden bağlı olduğumuzdan, ona pozitif bir ayrım
uyguladığımız düşünülmesin. Tarih sayfalarını çevirince, yakın geçmişe
bakınca bugünkü duruş ve yaklaşımına göz atınca, Ulusal Kongre ve ulusal
birlik konusu için hiç kimse Özgürlük Hareketi kadar çabalamadığı net
olarak çıkıyor ortaya. En son 2015’te Güney’de, Özgürlük Hareketinin
olağanüstü çaba ve emekleriyle başlatılan ve sona gelinen bir birlik
çalışması vardı. Son aşamada yine tarihi ihanet şebekesi bu çalışmayı
kendi denetimine alamayacağını anlayınca, çizgisine yakışan bir şekilde
bu sürece engel olmuş ve bu konuda başa dönülmesini sağlamıştı. Buna
benzer onlarca sürecin yaşanmış olduğu gerçeği bu çizgi sahiplerine
öfkemizi kabartmaktadır.
Birlik çalışmasının güçlü bir zemine oturtulabilmesi
herşeyden önce bu kavramın bu sorundaki rolü ve tanımlamasının
netleştirilme ihtiyacı taşımaktadır. İlke, amaç araç ve asgari program
gibi temel noktalardan yoksun olarak yapabileceğimiz herşey, sonuçsuz
kalmaya bu halkın sırtında bir ur’dan farklı anlamı kalmayan feodal
gerici klancı çevrelerin kendilerini yaşatmalarına zemin sunmaktan öteye
geçmesi mümkün değil. Kahin değiliz, sadece reel durum ve pratik
örneklere bakmak yeterli bunun böyle olduğunu görmek için.
Geçmişten günümüze, aralıksız süren fiziksel ve düşünsel
saldırı dalgasına rağmen varlığını koruyan halkımız, maalesef ki içteki
egemenlik iddiasındaki ‘siyasi’ feodal oluşumların varlığından dolayı
birlik ve özgürlük gibi aşamaların gerisinde kalmıştır. Bu kasvetli
tarihe karşı herşeyin bittiğinin düşünüldüğü ve sömürgecilerin buna
kendilerini ikna ettikleri bir zaman aralığına denk gelen 27 Kasım
1978’de, tersine giden bu büyük tarihsel düşüş ve parçalılık durduruldu.
Özgürlük mücadelesinin öncüleri bu tarihi günde üzerinde
ölümüne kararlaştıkları temel ilkeleri; Birleşik Bağımsız Özgür
Kürdistan’dı. Yapılan tespit, Kürt ülkesinin emperyalizmin desteğindeki
yerli sömürgecilerin öncülüğünde dörde bölünmüş ve içte de feodalizmin
kökleştirilmesiyle adeta Kürt halkı nefes alamaz bir duruma
getirilmişti. Kürt ülkesinin ortasına çizilmiş suni sınırların anlamsız
olduğu, nihai mücadelenin bunu tümden ortadan kaldıracağı, Kürdistan’ı
özgürlüğe götüreceği ilan edildi. İşte bu tespit aslında birlik
konusunda ulusal tarihimiz boyunca atılmış en büyük adımdı. Bugün için
bu çarpıcı gerçeğin üstünden atlanılarak yapılabilecek her türlü birlik
arayış ve tartışması özü itibariyle büyük bir apolitikliği taşıyacak ve
bu büyük adımın gerisinde kalmaya mahkum olacaktır. 27 Kasım’ın üzerine
çıkabilen bir biçimde birlik tartışması anlamlı olabilir, aksisi ise
halkımızı geri tartışmalara çekmek ve mücadele motivasyonunu
gölgelemekten farklı bir sonuç vermeyecektir.
27 Kasım’ın yarattığı büyük birlik örneği, bir cephede
dört parça Kürdistan’dan bu halkın çocuklarının yan yana
ölümsüzleşmeleridir; gerillanın çizilen suni sınırları, tel örgüleri o
çelikten adımlarıyla parçalamasıdır, halkımızın dünyanın kentlerinde
dört mevsim sokaklarda oluşudur. Bundan daha ileri bir birlik pratiği
var mı ya da olabilir mi?!
Birlik için en küçük ihtimaller bile değerlendirmekten
geri durmamak, lakin mevcut gerçeklik bu konunun birlik gibi bir
kavramlaştırmadan ziyade ittifak, cephe, dayanışma örgütü gibi bir
yöntemle ele alınması gerektiğini bize söylemektedir. Çabaların bu
noktada yoğunlaştırılması, mümkünatı olan bir birliğin mücadelenin
saflaştırıcı aşamalarında açığa çıkmasına olanak verecektir. Gerçekçi
olanın bu olduğunu kanıtlayan sayısı epey kabarık pratiğe sahibiz. Bunu
irdelemeyi farklı bir yazıya bırakıyoruz.
Yorumlar
Yorum Gönder