Yok olma tehdidi altındaki alfabeler


Konuşulan sözcüklerle birlikte, risk altında olan bir şey daha var; her dilin kendi alfabesi. “Tehlike altında olan diller” dediğimizde, çoğumuzun aklına önce konuşma dili geliyor. Ama alfabelerimiz bize geldikleri kültürler hakkında çok önemli bilgiler verebiliyor.


ANDREA VALENTİNO
Tehlike altında olan sadece diller değil, dünyanın dört bir yanında onlarca alfabe yok olma riski ile yüz yüze. Ve alfabelerin bize anlatabileceği şeyler var.
Bangladeş’teki Chittagong limanının üzerinde kalan bir köyde, Maung Nyeu okulun ilk günü dayak yemişti. Sebep yaramazlık yapmış olması değil, öğretmenin ne söylediğini ve kitaplarda ne yazdığını anlamıyor oluşuydu. Bangladeşli çocukların yüzde 98’inin anadili Bengalce olsa da, Nyeu’nunki bölgedeki sayısız azınlık dillerinden biri olan Marma dili idi. Bu dilin alfabesi, kağıda döküldüğünde karışık saç gibi görünen kıvrımlı harflerden oluşuyor.
Nyeu en sonunda bu şaşkınlık ve dayak döngüsünden kurtuldu. Bengalceyi evde öğrenip okula geri döndü ve üniversiteye gitti. Şimdi Harvard’da doktora öğrencisi. Yine de ilkokul yıllarını hiç unutamıyor. Zamanının çoğunu doğup büyüdüğü ve “Altın Saatimiz” adlı kar amacı gütmeyen bir kuruluşu kurduğu tepeliklerde, Marma ve daha bir sürü alfabeyi hayatta tutmaya çalışarak geçiriyor.

Alfabeyi korumak
Dünyada 6 bin ila 7 bin dil var. Ancak bunların yüzde 96’sı küresel nüfusun yalnızca yüzde 3’ü tarafından konuşuluyor. Ve yüzde 85’i tehlike altında. Tıpkı Marma gibi.
Konuşulan sözcüklerle birlikte, risk altında olan bir şey daha var; her dilin kendi alfabesi. “Tehlike altında olan diller” dediğimizde, çoğumuzun aklına önce konuşma dili geliyor. Ama alfabelerimiz bize geldikleri kültürler hakkında çok önemli bilgiler verebiliyor. İnsanlar alfabelerini korumak veya yeni alfabeler icat edip dünyaya yaymak için etkileyici çabalar sergileyebiliyorlar.
2018 Ağustos’unda, UNESCO 2019’un yerli dilleri yılı olacağını açıklamıştı. Bu proje için açılan internet sitesinde, organizasyon “dünyanın dört bir yanındaki yerli dillerini muhafaza etme, yeniden canlandırma ve teşvik etme” ihtiyacına işaret ediyordu.
Ama birçok kişi konuşulan sözcüklere odaklansa da, farklı kültürlerin nasıl yazdığı çoğu zaman göz ardı ediliyor. Bu, alfabelerin yapay oluşuyla ilgili. Dil tüm insanlara içkindir ama yazıların icat edilmesi ve aktif şekilde öğrenilmesi gerekir. Bu nadiren olan bir şey. 19. yüzyılın ortalarına kadar bile, yetişkinlerin yalnızca yüzde 10’u yazmayı biliyordu ve bugün kullanımda olan yazılı dil sayısı yalnızca 140.

Alfabeler daha çok şey anlatır
Tehlike Altındaki Alfabeler Projesi’nin kurucusu Tim Brookes’un söylediği gibi, yazmak insanlık için konuşmaktan daha az hayati görülebiliyor. “Dil biliminin ortaya çıkışı sırasında, yazının dilin kazara ortaya çıkmış bir yan ürünü olduğu şeklinde çok kuvvetli bir görüş vardı ve dil biliminin konusu gerçekten de konuşma dili üzerine yapılan çalışmalar.”
Dil bilimciler buna katılıyor: “Tehlike altındaki alfabeler ve yazılar, insanların dikkatine dillerle aynı şekilde sunulmadı” diyor Londra’daki SOAS’da tehlike altındaki diller uzmanı olan Sheena Shah.
Yapaylıkları nedeniyle, alfabelerin bir kültür hakkında sırf dilin kendisinden daha çok şey anlattıkları söylenebilir. Bu, karakterlerin kendisiyle başlıyor. Örneğin, Runik gibi bir yazının aşağı doğru keskin çizgileri Karanlık Çağların İskandinavyası’nda hayat hakkında çok şey anlatıyor; her karakter (sembol/harf) büyük bir zahmetle taşa kazınmış. Öte yandan, Çince gibi girift yazılar yalnızca kağıdın icadından sonra gelişebildi.

Yazı olmadan ölemiyorsunuz
Yazının bize bir kültür hakkında başka yollardan anlatacağı şeyler de var. Hanunuo dilini kullananlar, Filipinlerin sık ormanlarında yaşadıklarından mesajlarını bambu oklara kazıyorlardı.
Yazı sadece iletişim dili de değil. Bazıları doğrudan doğruya, onları kullanan insanların değerlerine de işliyor ve çoğu zaman kutsal duaları veya çok eski zamanlardan kalma devaları kayda geçirdikleri için de değil sadece.
Buna çarpıcı bir örnek, bazı Doğu Cham (güney Vietnam’da yaşayan bir etnik grup) insanlarının düzenlediği cenaze ayini. Yazıları kimlikleri ile öylesine özdeşleşmiş ki, yazı olmadan ölemiyorsunuz. Bir Cham’in öbür dünyaya gidebilmesi için, bir rahibin mezarı başında oturup ona alfabeyi öğretmesi gerekiyor.
Tehlike altındaki antik Cham yazısı halkın kimliği ile öylesine özdeşleşmiş ki, öbür dünyaya gidebilmek için yazıyı öğrenmeleri gerekiyor.
Bu içten bağlılık, yok olmanın eşiğindeki alfabeler için bile geçerli. Yunanca ile bitişik el yazısı hiyerogliflerin insanı sarhoş eden bir karışımı olan Kıpti yazısı, Haçlı Seferlerinden bu yana Mısır’da halk arasında kullanılmıyor. Buna rağmen yerel Hıristiyanların ayinlerinde merkezi bir rol oynuyor.
Bunların hiçbiri Shah için şaşırtıcı değil. Birçok toplumun, yaygın kullanımı olmasa bile yazıyı kendi başına güzel bir şey, kültürel kimliğin bir sembolü olarak gördüğünü söylüyor.

Kana karakterlerinin yüzde 90’ı kayboldu
Kaoru Akagawa küçükken büyükannesine mektuplar yazarak saatler geçirirmiş. Yanıtları okumak zormuş; çarpık çurpuk yazısı çok karışıkmış. Akagawa olayın büyükannesinin el yazısının kötü olmasından ibaret olmadığını, onun aslında, orta çağlardan bu yana çoğunlukla Japon kadınları tarafından kullanılan Kana dilinde yazdığını öğrenmiş.
Yine de yüzyıllar geçtikçe ve resmi makamlar gereksiz harfler olarak gördükleri şeyi ayıklamaya başladıkça, Kana karakterlerinin yüzde 90’ı ortadan kayboldu. Akagawa yazıyı araştırmaya başladığında, Kana yazısından “kimsenin haberi yoktu” diye hatırlıyor.
Akagawa bu konuda yalnız değil. Lontara’dan Mançu’ya kadar birçok yazı, yüzlerce yıldır yavaş yavaş yok oluşlarına ilerliyorlar. Kana hikayesinin gösterdiği gibi, bu biraz da siyasi bir mesele. Devletler bu yaptıklarıyla rekabeti kızıştıracak olsalar bile, milliyetçi sebeplerle çoğu zaman bir yazı dilini diğerlerine tercih ediyorlar.

Önce yerel dilde eğitim
Bangladeş örneğini ele alalım; 1971’den sonra, politikacılar milli dil ve alfabe olarak, Pakistan’a karşı verilen kanlı bağımsızlık savaşında sembolik bir değer kazanan Bengalceyi tercih etti.
Ama, diyor Nyeu, Bengalcenin böyle üste çıkarılması, Marma ve diğer azınlık yazılarına zarar verdi. Bugünlerde onun büyüdüğü tepelerde çok az insan kendi alfabeleri ile okuyup yazabiliyor.
Yine de, yeterli kararlılıkla, aktivistler alfabelerini emniyete kavuşturabiliyorlar. Nyeu’nun kendisi bunun mükemmel bir örneği. Kendisi kurs vermeye başladığında, beş öğrenciyi zar zor bir araya getirebiliyormuş. Şimdi ise 3000 çocuk kanatlı prensesler, uçan filler ve ejderhalarla dolu ilgi çekici bir resimli kitapla ders görüyorlar. Bu elbette cesaret verici ama Nyeu çocuklara yerel alfabeleri ile eğitim vermenin pratik faydaları da olduğunu vurguluyor. Çocukları Bengalce öğretmeden önce ana dillerine ait alfabe ile yetiştirmenin, okulu bırakma oranlarında ciddi bir düşüş sağladığını söylüyor.
Yapılan resmi araştırmalar da aynısını söylüyor. Örneğin İnuktitut yazısı ile eğitim alan İnuit çocuklar ile yürütülen bir çalışma, karmaşık zihinsel problemleri ikinci sınıfta çözebildiklerini, İngilizce ya da Fransızca eğitim alan İnuit çocukların ise, İnuit olmayan sınıf arkadaşlarının gerisinde kaldığını bulmuş.

Barry kardeşlerin yeni alfabeleri
Bazı alfabe fanatikleri bu dersleri öyle ciddiye alıyor ki, yepyeni yazılar icat ediyorlar. En çarpıcı örneklerden biri, Gineli kardeşler Abdoulaye ve Ibrahima Barry’den geliyor. Yerel Fulani dillerini Fransızca (Latin) veya Arapça alfabeleri ile bastırmaktan usanan kardeşler, daha iyi, yeni bir alfabe geliştirmişler. Süreç harika biçimde bilimdışı olmuş; kardeşler gözlerini kapayıp rastgele şekiller çizmiş ve sonra beğendiklerini harfler haline getirmek üzere rafine etmişler. Sonuç Adlam olmuş, yeni alfabenin ilk dört harfinden oluşan bir ad.
Bu icadın yalnızca otuz yıl ardından, sayısız Batı Afrika ülkesinde insanlar Adlam kullanmakta ve bazıları onunla kitap bile yazdı. Barry kardeşler şimdi eserlerini internete taşıyorlar. Siz de artık Adlam alfabesi ile mesaj atabilirsiniz ve öğrenmenize yardımcı olan bir Facebook grubu da var.
Runik ve Hanunuo gibi, Adlam alfabesinin şekli de okurları onu yaratan dünyada dolaştırabiliyor. Ama insan pratik zekasının canlı bir örneği olmasının yanı sıra – Abdoulaye’nin söylediği gibi, “ne zaman bir şeye ihtiyaç olsa, çözümle çıkagelen biri olacaktır” – başarısı alışılmadık yazıların bile korunmaya değer olduğunu gösteriyor. Adlam yazıldığı gibi okunan bir dil olduğundan ve öğrenenler önce Arapça veya Fransızca çalışma zahmetinden kurtulduğundan, okuryazar olmayan hayranlar toplaması pek hızlı oluyor.

İnternet ve tehlike altındaki diller
İnternete yönelen başka aktivistler de var. Fon toplamak için arabasını satan Momen Talosh, ana olarak Mısır ve Sudan’da konuşulan bir dil ailesi olan Nübye’nin iki biçimini öğreten bir uygulama geliştirdi.
Çalışmasının merkezinde, Kıpti diline akraba olan Eski Nübye alfabesi var. Artık Mısır’da yaşayan Talosh, “Benim çocuğum o,” diyor.
Brookes, yazıları dijital ortama geçirmenin gençleri tehlike altındaki alfabelere yönlendirmenin aşikar faydalarının yanı sıra, Arapça, Latin ve diğer büyük alfabelerin hakimiyetini aşmaya da yardımcı olabileceğini söylüyor. Aktivistlerin kendi alfabelerinde yazabildiği ve yazdıklarının yurtdışındaki meslektaşlarına otomatik olarak tercüme edildiğini görebildiği bir dünya hayal ediyor. Tüm bunların “iktidardakilerin rahatını kaçırdığını” söylemeye gerek yok, diye de ekliyor.
Fazla kenarda köşede kalmış ya da fazla baskı altındaki alfabelere ne olacak peki? Onların sunduklarından faydalanmak yine de mümkün. Artık kullanılmayan alfabeler, kimse ne anlama geldiklerini anlamasa bile, zarafetleri ve karakterlerinin yaratıcılığı için her zaman takdir edilebilirler.
Kaoru Akagawa’nın eserleri bu konuda bir örnek. Kana bilen çok az insan kalmış olmasına rağmen, yazıyı sanat üzerinden daha geniş bir kitleye ulaştırıyor. Çizimleri – binlerce küçük Kana karakterini daha büyük resimlerin içine boyayarak – Avrupa’nın dört bir yanında sergileniyor.
Kullanımı sona eren alfabelerimiz bile yaşamaya devam edebiliyor.

Çeviren: Serap Güneş
Kaynak bbc.com/future


Konuşma dilinin aksine, burada gördüğünüz Cham alfabesi gibi yazılı bir metnin icat edilmesi ve aktif şekilde öğrenilmesi gerekiyor.




Bir alfabenin şekli – Runik gibi bir yazının aşağı doğru keskin çizgileri – kültürleri hakkında konuşma dilinden bile çok şey anlatabilir.




Filipinler’de kullanılan tehlike altındaki bir alfabe olan Hanunuo, geleneksel olarak bambuya kazınıyor.




Tehlike altındaki antik Cham yazısı halkın kimliği ile öylesine özdeşleşmiş ki, öbür dünyaya gidebilmek için yazıyı öğrenmeleri gerekiyor.




Bugün Kaoru Akagawa sanatında geleneksel olarak Japon kadınları tarafından kullanılan çoğunlukla unutulmuş Kana alfabesini kullanıyor




Maung Nyeu’nun sınıfında bir öğrenci Marma alfabesiyle yazarken. Bu dersler 3000 çocuğa ulaşmış.


Yorumlar