“Kemanı bırakmayı hiçbir zaman istemedim. Pek çok
solist enstrüman çalmak istemez ama ben çok yakıştırıyorum kendime. Bir
enstrümanla beraber orada olmak bana ayrı bir keyif veriyor.”
“Bu sadece Rewşan’ın albümü değil, kolektif bir çalışma
oldu. Her bir arkadaşımın emeği, tınıları var. Sadece gelip çalmadılar,
ruhlarını, dünyalarını kattılar. O eserlerin her birini kendi eserleri
gibi benimsediler, sahip çıktılar.”
BİRCAN DEĞİRMENCİ
Dema bavê min hîn sax bû
Şevek ez çûm cem, dil bi pirs bû
Min got bavo xelk dibên hûn mihacir in
Bê ax û qad û bê mal in
Ka metên me, pismamên me
Ka rez û dehl û darên me
Radimûsim herdû destên te
Qey tune bû sêv û gêlasên me
Bavê min got wer keçkoka min
Ez kalekî heftê û heşt sal im
Got kê dîtiye kalê bi guhar
Kê dîtiye pîra bi xirxal
Emir diçe weke par û pêrar
Em teyrên xerîb koç dikin hercar
(Babam henüz hayattayken Yanına gittim bir gece, merakla
dedim ki
Muhacir olduğumuzu söylüyor herkes
Yersiz yurtsuz, evsiz barksız olduğumuzu
Nerde teyze, hala, nerde amca çocuklarımız
Nerde bağımız, bostanımız, ormanımız
Ellerinden öperim baba
Yok muydu elmalarımız, kiraz bahçelerimiz?
‘Gel kızcağızım’ dedi babam ve ekledi
Merdiveni seksene dayamışım ben
Kim görmüş küpe takan bir dedeyi
Kim görmüş ayağında halhal bir nineyi?
Harcanıp gidiyor ömür sanki dün gibi
Ve biz yaban kuşları göç yollarındayız.)
Her birimiz mülteci değil miydik bu hayatta? Sürekli göçüp
durduğumuz bu alemden bir gün göçmeyecek miydik? 13 yıl önce kaybettiği
ve öğretileri kulağına küpe olan babası ve tüm mülteci babalar için
yazmış bu şarkıyı Rewşan.
‘Okumaktan başka şansının olmadığı’ fikrinin zihninde yer
edinmesini sağlayan, medrese eğitimi alan, Kürtçe, Arapça, Farsça,
Türkçe bilen bir mele (imam) olan ve çocuklarını bilime, araştırmaya
yönlendirerek her türlü dogmatik düşünceden uzak tutmaya çalışan
babasını “Kocaman, ulaşılmaz, gizemli bir iç dünyası vardı” diye
tanımlıyor. Bitlis’in Tatvan ilçesindeki baskıcı ortamda kız
çocuklarının özgür bir düşünceyle büyümesini sağlayan babasının attığı
tov (tohum) şimdi yeşerip, göğermiş biçimde karşımıza çıkıyor. Ve bu kez
o anlatıyor babasına hikayeyi.
Epeyce kalabalık bir ailede doğan Rewşan’ın anne tarafı
Koçer. Her daim başında taşıdığı erimeyen karlarıyla silueti Van gölüne
yansıyan heybetli Süphan Dağı’na doğru yol alan Koçerler göç yolları
üzerindeki evlerine uğradığında çok mutlu olurdu Rewşan. Adetleri,
gelenekleri, giyimleri, yaşam tarzları farklı, kültürel zenginliği eşsiz
olan bu akrabalarının annesi ve dayılarıyla birlikte söylediği
kilamları, kimi zaman üç gün üç gece süren masalları heyecanla
dinlerken; kendini o hikayedeki kahramanların yerine koyar, onlarla
birlikte aşık olur, hüzünlenir, sevince boğulur, dans eder, savaşır,
mücadele ederdi. Okulla birlikte Türkçeyi öğrenmesine rağmen ailede
alınan ortak kararla anadilinin unutulmaması için evde Kürtçe
konuşulurdu. O rüyalarını, hayallerini Kürtçe görüyordu. Erivan
radyosundaki stranların dinlendiği evlerinde güzel sesli annesinin
saçlarını tararken söylediği şarkıların tınıları kulağına yerleşirdi.
Öğrendiği bu şarkıları sınıfın “en güzel sesli çocuğu” olarak tahtaya
kaldırıldığında söylemekten keyif almasına rağmen o hep bir enstrüman
çalmayı hayal ederdi.
Politik nedenlerden dolayı Tatvan’dan Mersin’e göç etmek
zorunda kaldıklarında ‘mülteci’ olma duygusuyla ilk kez tanışırken, o
yüreğinde süzüp, damıttığı hikayelerini de birlikte götürmüştü. 12
yaşında geldiği bu kentte ilk iş olarak bağlama kursuna yazıldı.
Anadiliyle hiçbir zaman ilişkisini kesmeyen Rewşan, bu dilde yazılıp
çizilen edebi eserleri okumaktan geri kalmıyordu. Sürekli merak eden,
sorgulayan yapısıyla tiyatroya da meyilli olan Rewşan, Kürtçe yazdığı
birkaç skeci Mersin’deki kadınların gittiği pazar yerlerinde arkadaşı
Sozdar’la birlikte sergilerken ilk alkışını almıştı.
Kemanla tanışma
Varoluşsal sorunlarını çözebilmek ve kendini tanıyabilmek
için tercih ettiği Psikolojik Danışmanlık Rehberlik bölümünü okumak için
Ankara’ya gider Rewşan.
”Çevremde bu konuda beni aydınlatacak, aklı selim, yol
gösterecek kimselerden hissi anlamda uzaktım. Kendimi nasıl anlarım, ne
yaparım, diye geçirdiğim dönemlerde meslek seçimi yapmak zorunda
kaldığımda psikolojiyi seçtim. Önce kendimi anlayayım, ben neyim, kimim?
Ve bunun bana çok faydası oldu” diyor.
Kemana olan tutkusu nedeniyle o dönem sürekli Farid Farjad
dinleyip, müziğin ritmine kapılır, gözlerini kapatarak çıkan sesleri
kendisi çalıyormuş gibi hisseder. Kulağındaki bu seslerle ağabeyiyle
birlikte Soran olan eski yengesini ziyaret için İran’a gittiklerinde
çarşı içerisinde bir enstrüman yapım atölyesine girerler. Işıl ışıl
parlayan kemanlar, tarlar, santurlar göz kamaştırır. Büyülenmiştir
adeta. Ağabeyi ona bir keman alıp hediye ettiğinde ise dünyalar onun
olmuştur.
“O sıralar Onur Akın çıkmış. ‘Seviyorum seni’ parçasındaki
keman ara solosunu nasıl severek dinliyorum. Keman benim müzikal
hayatıma çok yön verdi. Perdesiz bir enstrüman. Eğitimini almak
zorundasın, nota öğrenmek durumundasın. Bütün o klasik batı eğitiminin
literatürünü öğrenmek zorundasın.”
Bunun üzerine bir taraftan eğitimine devam ederken öte
yandan keman kursuna gidebilmek için bir kafede garsonluk yapmaya
başlar. 4 yıl süren bu eğitimin ardından İstanbul’a gelerek psikolojik
danışmanlık yapan ama müzikten kopmaya niyeti olmayan Rewşan, Pera Güzel
Sanatlar Lisesi’nde keman, viyola ve armoni dersleri alır, o süreçte
çeşitli oda orkestralarıyla ve İstanbul Film Müzikleri orkestrasında yer
alarak konserlere çıkar. Eş zamanlı olarak Bahçeşehir Üniversitesi’nde
oyunculuk yüksek lisansı yapmaya başlar. Tezini Edit Piaf’ın sokak
deneyimi ve kamusal alan üzerine yazan Rewşan; Tiyatro Görme Yeri’nin
oyunlarında ve Teatra Jiyana Nu’nun Berû adlı oyununda rol alır. Ayrıca
bağımsız sinemacıların yönettiği kısa ve uzun metraj filmlerde yer alır.
Annemin Şarkısı, Susturulmuş, Şükran ve Al-shafak adlı filmler
bunlardan bazıları.
Çok dilli müzik grubu Horizon…
37 yıl önce usta müzisyen Vartkes Keşiş’in 4 arkadaşıyla
birlikte kurduğu ‘Keops’, 2015 yılından sonra müzik yolculuğuna
‘Horizon’ adıyla devam etme kararı almıştır. Çeşitli dillerde şarkılar
yapan grupta Rewşan da kemanıyla yer alır.
Grubun solisti ekiple anlaşamayarak gidince yeni biri bulununcaya kadar provalarda sesiyle eşlik etmesini isterler Rewşan’dan.
“Ben o gruba dışarıdan bir keman çalan olarak katılmıştım.
Sesim güzel bulunuyordu, ortamlarda söylüyordum ama amacım iyi bir
kemancı olmaktı. Kendimi hangi tür müzikle ifade edebileceğime ilişkin
müzikal arayışlarım devam ediyordu. Saatlerce etüt çalışıyorum. Parmak
egzersizi yapıyordum, keman için yazılmış partisyonları çalışıyordum.
Tek şartla kabul ettim teklifi. Sadece provalar aksamasın diye şarkı
söylerim, yeni vokal bulunduğunda kemanla devam edeceğim”
Türkçe, Ermenice, Yunanca eserlerin icra edildiği gruba
Rewşan’ın önerisiyle Kürtçe parçalar da eklenir. İki ay sonra Hayal
Kahvesi’nde konser teklifi alırlar. Rewşan konsere çıkmamakta diretse de
arkadaşlarının ikna çabaları sonucunda kendini izleyici karşısında
bulur.
“İnanılmaz heyecanlı ve kaygılıydım. Kalbim o kadar çok
hızlı atıyordu ki, kalp çarpıntı sesimin mikrofondan duyulduğunu
sanmıştım”.
İlk şarkının ardından aldığı alkışla rahatlayan Rewşan,
aralarda ve introlarda kemanını omzuna alıp çalarak o güçlü sesiyle
çağıldamaya devam eder.
“Kemanı bırakmayı hiçbir zaman istemedim. Pek çok solist
enstrüman çalmak istemez ama ben çok yakıştırıyorum kendime. Bir
enstrümanla beraber orada olmak bana ayrı bir keyif veriyor. Elimde
enstrüman olmayınca ne yapacağımı bilemiyorum. Elim ayağım boşalıyor
sanki. Özellikle ara sololarda beklemek garip geliyor. Öyle olunca daha
içinde hissediyorum kendimi.”
Ardından başka mekanlarda konserlere çıkan grubun
repertuvarına Lazca, Arapça ve kendi bestelediği eserleri de ekleyen
Rewşan iki buçuk yıl bu yolculuğu sürdürür.
Ev ortamında yapılan kayıtlar
Lakin müzikal arayışı ve yapmak istediği projeler farklıdır.
“Daha minimal, davul setup’ının perkisift olarak
kullanılabileceği bir müzik hayal etmeye başladım. Bizde çok ciddi bir
rock soundu vardı, her şeyi hard çalıyorlardı. Benim içimde daha naif
bir şey vardı. Şarkılara ince ince dokunmak, dantel gibi işlemek
istiyordum”.
Grubun gitaristi Vartkes Keşiş’le bu düşüncesini
paylaşınca Vartkes’ten ona destek gelir. Bundan sonra yoluna Rewşan
olarak devam edecektir. Perküsyon çalan Hakan Kaya da onlara dahil olur.
Yaptığı aranjeleri kaydetmek için soluğu Eminönü’nde alır.
“4 kanallı çok basit bir ses kayıt cihazı aldım. Ev ortamında benim yaptığım aranjelerle şarkıları kaydettim”
Kayıtların ev ortamında yapıldığı ve stüdyo ortamı olmadığı için zorluğu da çoktur.
“Araba geçiyor. Durun. Bekliyoruz. Tabi bir sürü dip ses
var, enstrümantal anlamda hatalar var. Grubu hep biraraya
getiremiyorsun, tekrarı olmadığı için düzeltme şansımız yoktu. Bu işin
ne kadar profesyonel olabileceğine dair bilgimiz olmasına rağmen
imkanlarımız yoktu”
O kayıtları alıp bir müzik şirketine götürerek stüdyo
ortamında kaydetmek istediğini söylüyor. “Bakarız, olabilir, bir ay
sonra gel” yanıtını alıyor.
“Gittiğimde şarkıları dinlememiş bile, ‘sen kimdin?’
dercesine baktı. Çok kırıcı bir noktaya dönüştü ve kendimi üzdüğümü fark
ettim.”
Hal böyle olunca 8 şarkılık albüm haline getirdiği parçaları dijital ortama taşır.
“Daha iyi bir kayıt, daha iyi bir aranje olması
gerektiğini biliyordum ama benim o anda bunları yapabilecek olanağım
yoktu ve çaldığım bütün kapılar kapalıydı. O zaman böyle paylaşırım,
seven sever, sevmeyen eleştirir o eleştiri de başım gözüm üstüne. Çünkü
ben eksiklerimi biliyorum. Sonra bir daha da gidip o kapıları çalmadım.
Her üretim kıymetlidir. Sanata dair biri ortaya bir şey çıkartıyorsa onu
kırmamak lazım. Çünkü mekanik bir şey yapmıyor, his alemimizle ilgili
bir şey yapıyor. Hep mükemmeli isteyen ve çok uçlarda yaşayan bir
toplumuz. Ya mükemmel olmalı ya da hiç yapmamalı diye bakılıyor. Ama bir
müzisyen kendi yolculuğunu yaşayabilmesi için eksiklikleriyle
yanlışlarıyla ve deneyimleriyle yolunu bulabilecek. O toplum ona o şansı
vermezse o kişi kendi kabuğuna çekilir ve küser, kalbi incinir.
Maalesef acımasız eleştiri boyutunda toplum olarak çok hastayız. İyi
olan şeyi ifade etmekte çok yetersiziz ama kötü ve yetersiz bulunan bir
üretime yapılan eleştiri çok fütursuzca, dilinin kemiği olmadan dile
getiriliyor. Ben zaman içerisinde bunun bu camiaya özgü olduğunu idrak
etmeye başladım. Önceleri çok üzülüyordum. Günlerce yazılan, söylenen
şey zihnimde canlı kalıyordu. Sonra baktım sadece bana değil, yazan,
çizen, üreten herkese bu yapılıyor, bir çeşit mobbing gibi yaşatılıyor
ve insanlar bununla başa çıkacak bir yol bulmuşlar kendilerine. Ben de
bulmak zorundayım, bununla yaşanmaz dedim. Bu işin mutfağında pişmiş
insanların telkin ve tavsiyeleriyle tüm bunları kendi yüreğimde biraz
daha katlanılabilir bir noktaya çektim”
Yönetmen Ayşe Ada İmamoğlu’nun çalıştığı Jin Tv’deki kadın
programında Rewşan’ın söylediği Ax Lê Wesê adlı parçaya klip çekmek
isterler. Kadıköy’de sokakta çekmek istedikleri klibi yağmur yüzünden
eve taşımak zorunda kalınca istedikleri sonucu alamazlar.
“O esnada yağmur dindi ve bir ara güneş çıktı hadi sokağa
deyip çıktık Ada biraz evin dışında eve bakıyor. Oturun şu merdivenin
başına burada çekeceğim dedi. Kapımızın önünde çekiverdik”
Ve bu klip dijital ortamda çok paylaşılıp, sevilir. Rewşan’ın sesi müzik eleştirmenleri tarafından da fark edilmiştir artık.
Tov ilk profesyonel albüm
İlk albümünün lansman konserinde bas gitar çalması için
Hakan Gürbüz’den rica eder. Hakan ona “Senin müziğinde Kuzey Norweç
tınıları var bunun farkında mısın? Bunu neden world music kategorisine
taşımayalım?” der.
“Hakan’la birlikte temel felsefemiz şu oldu: Dünyada
müzikle ilgili çoğu festivalde, Afrika ya da Asyalı bir solist sizi mest
edebilir; dilini anlamasanız bile. Müziğin evrenselliği de burada değil
midir zaten? Bizler de her tür melodinin fışkırdığı zengin bir
coğrafyada yaşayan müzisyenler olarak, dünyada kendi kategorimize ait
her festivalde müzik yapabilmeliyiz dedik.’’
Gitar, ut, perküsyon çalan, müzisyen ve aranjör olarak
oldukça yetenekli olan Hakan’la yeni albüm için çalışmaya karar
verirler. Rewşan’ın daha önce repertuvara alıp, tohumunu atarak
beklettiği şarkıların iyi bir aranjeye ihtiyacı vardır ve Hakan’la
birlikte doğru adresi bulmuştur.
“Bu şarkıların doğru aranje edilmesi, ortak bir soundda
toplanabilmesi önemliydi. Çünkü her birinin hikayesi, duygusu başka.
Ortak bir aranjörün elden geçirmesi gerekiyor ki genel anlamda bir albüm
hissiyatı verebilsin. Ancak doğru insanı bulduğun zaman bu işe
kalkışabiliyorsun”
Bir yıllık çalışma sonucunda 10 şarkılık Tov albümü dinleyicisiyle buluşur.
“Aslında ikinci albüm olmasına rağmen stüdyo ortamında yaptığımız için ilk profesyonel albümüm diyebilirim”.
Tamamı Kürtçe eserlerden oluşan Tov’u diğerlerinden farklı
kılan en önemli unsur; Kamuran Ali Bedirhan, Fêrikê Ûsiv ve Aram Tigran
gibi çok değerli şair ve ozanların dizeleriyle, günümüz
bestekarlarından Dr. Ahmet Kaya ve Mirady Doğan’a ait eserlerin
birlikteliğiyle Progresif Folk (gelişime açık halk müziği) türünde ortak
bir sound oluşturmasıdır.
Geleneksel ve modern enstrümanlarla tasarlanan Tov,
Progresif Folk ekseninde, ‘Dünya Müziği’ kategorisinde tanımlanabilecek
bir çalışma olur.
Büyük bir aşk ve emekle hazırlanan albümde Rewşan’a;
müzikte önemli bir yere sahip olan üç müzisyen; gitarda Cenk Erdoğan,
kopuzda Coşkun Karademir, davulda Ömer Arslan gibi değerli üstatlar
eşlik eder.
İsmail Altunbaş (perküsyon), Umut Şenyaylar (keman), Hazal
Akkerman (viyolonsel), Bekir Şahin Baloğlu (ud), Onur Nevşehir (klavye)
ve Erdi Arslan (duduk/klarnet) albüme katkıda bulunan diğer sanatçılar.
“Bu sadece Rewşan’ın albümü değil, kolektif bir çalışma
oldu. Her bir arkadaşımın emeği, tınıları var. Sadece gelip çalmadılar,
ruhlarını, dünyalarını kattılar. O eserlerin her birini kendi eserleri
gibi benimsediler, sahip çıktılar.”
Gönüllerin ve dillerin henüz sınırlarla tanışmadığı kadim
zamanlardan ilham alınarak yapılan bir albüm Tov. Aşkın anlatıldığı ve
haliyle dilin daha naif olana doğru boyut değiştirdiği zamanlardan söz
ediyor. Geçmişin şiirsel belleğinden beslenen Tov; bazen bir güzelin
utangaç bakışıyla kara sevdaya tutulmuş bir delikanlının serzenişini,
bazen muhacir bir babanın kızına öğüdünü, bazen de bir din önderinin
nefsi ve inancıyla olan imtihanını anlatıyor. Müziğin öz hikâyemize
nasıl sirayet ettiğini hissettiren Tov, tıpkı bir tohumun belleğinde var
olan bilgi gibi hem büyülü bir geleneğin parçası hem de hiç bitmeyecek
bir nefes gibi.
8 Mart’ta Düsseldorf’ta
CK Müzik Prodüksiyon etiketiyle çıkan albümün lansman
konseri 29 Ocak’ta İstanbul Moda Sahnesi’nde albümde çalan tüm
müzisyenlerin katılımıyla gerçekleşecek. Dijital platformda dinlenebilen
albüm; Beyoğlu, Beşiktaş ve Kadıköy Mephisto’da ve Medya Kitap evinde
CD olarak da satışta.
Ayrıca önümüzdeki aylarda Diyarbakır, Mardin ve Batman’a
turne düzenlemeyi düşünüyorlar. Rewşan konserleri 7 Mart’ta İzmir Nazım
Hikmet Kültür Merkezi’nde, 8 Mart’ta Düsseldorf, 14 Mart’ta da Ankara’da
devam edecek.
Farklı, rengarenk ve evrensel tarzıyla, müzikseverleri
kendi belleğine doğru, sınırları olmayan şiirsel bir yolculuğa çıkarıyor
Rewşan, yolunun açık olması dileğiyle..…
Yorumlar
Yorum Gönder