Kızı siyasal eylemlere katıldığı gerekçesiyle 5
çocuğunun velayeti elinden alınmak istenen Zozan G.’nin davası 22
Ocak’ta Oberhausen’da görülecek.
“Bizi korkutmak için çocuklarımızı silah olarak
kullanıyorlar” diyen Zozan G., bütün kadınları ilgilendiren bu soruna
karşı kolektif direnme çağrısı yaptı.
“Zozan’a saldırı hepimize saldırıdır” diyen kadınlar ise davanın göçmen gruplara yönelik kriminalizasyonun en üst aşaması olduğunu vurguladı.
NİHAL BAYRAM / MAINZ
Almanya, tarihinde eşi olmayan bir zulme imza atarak kızı
siyasal eylemlere katıldığı için Zozan G.’nin velayet hakkını iptal
etmek istiyor. Oberhausen kentinde yaşayan Zozan G.’nin 5 çocuğu da
elinden alınmak isteniyor. Gerekçe; 13 yaşındaki kızı L.’nin siyasal
eylemlere katılması. İlk olarak polisin şikayetiyle gençlik dairesi
Jugendamt harekete geçiyor. Yapılan araştırmalar sonucu Jugendamt “çocuk
için bir tehlike yok” sonucuna varsa da Alman iç istihbaratıyla el ele
veren polisin ısrarı sonucu velayet hakkının iptali için Oberhausen Aile
Mahkemesi’nde dava açılıyor. Kasım ayında sadece L.’nin değil yaşları 3
ile 15 arasında değişen tüm çocukların ifadesi alınıyor. Nazi faşizmini
hatırlatan bir uygulamayla çocuklar annesine karşı ifade vermeye
zorlanıyor. Oberhausen Aile Mahkemesi, 22 Ocak’ta davayı yeniden
görecek. Yargı süreci siyasi olarak aktif olan tüm anneler için bir
tehdit.
Sol Parti: Kriminalizasyonun en üst aşaması
Alman Sol Parti NRW Göçmen Politikaları Sözcüsü Jules El
Khatib, Kürtlerin Almanya’da yaşayan en büyük göçmen kitlelerinden
birisi olduğuna dikkat çekerek, “Ancak hiçbiri Alman makamları
tarafından böylesi kriminalize edilmiyor” diyerek tepkisini dile
getirdi. Zozan’ın 5 çocuğunun bakım hakkının elinden alınması
tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken El Khatib, “Bir mahkeme
sol bir hareketteki siyasi çalışmaları nedeniyle bir annenin bakım
hakkıyla ilgili karar vermesi, göçmen gruplara yönelik kriminalizasyonun
en üst aşamasıdır” tespitinde bulundu.
Türkiye’deki tutuklular için harekete geç
13 yaşındaki bir çocuğun protesto eylemlerine katılmasının
anayasal hak olduğunun altını çizen El Khatib, “Eğer bir genç kendisini
siyasi olarak bilinçlendiriyor ve katılım sağlıyorsa bu övünülecek bir
durumdur ve bir aileyi parçalamaya neden olamaz” diye belirtti.
Almanya’daki Kürt toplumu üzerindeki baskılar ve
kriminalizasyona son verilmesi gerektiği çağrısında bulunan El Khatib,
“Federal Hükümet, Türkiye’de tutuklu bulunan 50’nin üzerindeki Alman
vatandaşı ve siyasi tutsaklar için devreye girmelidir” çağrısını yaptı.
“Zozan ve çocukları ile dayanışma” eylemine de destek
verdiğini duyuran Die Linke NRW, “Sol Parti olarak 22 Ocak günü saat
08:30’da Oberhausen Friedensplatz meydanında gerçekleşecek eylemi
destekliyoruz” açıklamasında bulundu.
Cenî: Zozan’la birlikteyiz
Kadın kurumları da davaya tepkili. Zozan ile Dayanışma
İnisiyatifi duruşma günü mahkeme önünde yapılacak eyleme hazırlanırken,
görüştüğümüz çevreler Zozan ile dayanışma mesajı verdi. Merkezi
Almanya’nın Düsseldorf kentinde bulunan Cenî Kürt Kadın Barış Bürosu
yaptığı yazılı açıklamada, “Birimize yapılan saldırı, hepimize yapılan
saldırıdır” diyerek, Zozan’la dayanışmanın önemine vurgu yaptı. Zozan’ın
siyasi aktivitelere katılmaya teşvik ederek çocuklarının güvenliğini
tehlikeye attığı suçlamasıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çeken Cenî,
“Çocuk refahından sorumlu olanların, çocuk refahını politik angajman
ile ilişkilendirmesi şüphe uyandıran bir anlayıştır” dedi.
Aileyi parçalamak meşrulaştırılamaz
“Kendisini insan ve kadın haklarını savunan, demokratik
toplum için mücadele eden bir kadın olarak tanımlayan Zozan, ‘Ben
kızlarımı öz güvenli, kendi kaderlerini tayin hakkına sahip, olgun ve
kendi fikirlerini savunan bireyler olarak yetiştirmek istiyorum’ diyor.
Zozan’ın çocuklarının siyasi aktivitelere katılması ve kendilerini
tanımalarına özen göstermesi çocukların refahını tehlikeye sokmaz aksine
onlara daha çok güç verir” diyen Cenî “Bir makamın iyi entegre olmuş,
siyasi ve demokratik temel haklarını kullanan bir aileyi ‘siyasi görüşü
devlet koruyucularının gözüne battığı için’ parçalaması nasıl
meşrulaştırılabilir” diye sordu.
Çok daha acil vakalar var
Gençlik dairesinin herhangi bir tehlike görmemesine rağmen
hakimin olağanüstü bir çabayla Zozan’a karşı açılan davayı
sürdürmesinin hangi motivasyondan kaynaklı olduğunu da soran Cenî,
“Gençlik dairelerinin çocuk refahıyla ilgili çok daha acil vakalar ile
uğraştığını düşünürsek, böylesi bir çaba sarfetmek daha tartışmalı
görünmektedir. Bizler gençlik dairesinin (Jugendamt) ve mahkemenin
(Familiengericht) açıkça böylesi siyasi içerikle yürütülen karalama için
artık kendilerini araçsallaştırmamasını umut ediyoruz” diye belirtti.
Zozan bir semboldür
Herkesi davanın görüleceği 22 Ocak’ta saat 08.30’da
mahkeme önündeki Friedensplatz meydanında toplanmaya çağıran Cenî,
kadınların siyasi alanda kendi kaderlerini tayin hakkı için Zozan’ı bir
sembol yapmaya çağırdı.
Irkçılık ve cinsiyetçilikte yeni aşama
Women Defend Rojava Berlin Komitesi de Zozan ile dayanışma
içinde olduğunu duyurarak, “Siyasi aktiviteleri yüzünden çocuklarını
tehlikeye atmak ile suçlanıyor. Bu bağlantı, göçmen kadınların kendi
kaderlerini tayin hakkı ve siyasal katılımlarına karşı bir saldırı
olarak görüyoruz” açıklamasında bulundu.
Siyasi aktivitelerinden ötürü bir annenin çocuklarından
koparılmasının kabul edilemez olduğunu kaydeden Komite, “Velayet
hakkının alınması, ırkçı ve cinsiyetçi dışlamanın, hak gaspının yeni bir
aşamasıdır” ifadesini kullandı. Devletin anayasanın ailenin korunması
maddesini ihlal ettiğine işaret eden Komite, mevcut eğitim sistemini de
eleştirerek, “Çocuklar devletin değil, annelerinin çocuklarıdır” dedi.
Komite, toplumu demokrasiden uzaklaştıran böylesi bir cezalandırmayı
kaygıyla izlediğini kaydederek, “Zozan ile dayanışma içindeyiz ve
böylesi bir saldırıyı asla kabul etmiyoruz” diye belirtti.
Zozan G.: Kolektif direnmeliyiz
Davanın bütün demokrat kadınları ilgilendirdiğini ve bu
nedenle kolektif direnilmesi gerektiğini belirten Zozan G., “vicdan
sahibi bütün insanları 22 Ocak’ta yapılacak mitinge katılmaya
çağırıyorum” dedi.
Alman devletinin siyasi eylemlere katıldığı gerekçesiyle
çocuklarını elinden almak istediği Zozan G., kamuoyuna yönelik bir
mektup yazdı. Zozan G., şunları paylaştı:
“Ben Zozan. Size yaşam öykümden bahsetmek istiyorum. 5
çocuk annesi Kürt bir kadınım. Siyasi görüşlere sahip tecrübeli bir
kadınım. Kendimi demokrasi, insan hakları, özellikle de kadın hakları
savunucusu olarak görüyorum. Demokratik bir toplum ve kadın özgürlüğü
için mücadele ediyorum.
Suçum ne?
Kızlarımı öz güvenli, iradeli ve olgun birer kadın olarak
yetiştirmek istiyorum. Kendi fikirleri olan ve fikirlerini savunabilen
kadınlar olarak… İşgalcilik ve sömürgeciliğe karşı kendi kültürlerini,
dillerini, direniş tarihlerini tanımalarını istiyorum. Savaşa ve işgale
karşı özgürlük ve barış yanlısı olduğum için 5 çocuğumu benden almak
istiyorlar.
Oberhausen’da, Almanya’da benimle halkın gözünü korkutmak istiyorlar.
Çocuklarım olumsuz etkilendi
Öyle görülüyor ki devlet koruma polisleri beni yıllarca
takip etmiş. Beni korkutmak, susturmak için Oberhausen Gençlik Hizmetler
Dairesi’ne bir mesaj göndermişler. Evime geldiler. Diyalogdan, doktor
ve öğretmenlerin yanında yaptıkları incelemelerden sonra Gençlik
Hizmetler Dairesi çalışanı Merkel, çocuklarımın refahına yönelik bir
tehlike olmadığına karar verdi. Aksine iyi büyütüldükleri ve entegre
olduklarını bildirdi. Ama her şeyden önce onların kendi fikirleri var.
Gençlik Hizmetler Dairesi’nin olumlu görüşlerine rağmen
Devlet Güvenlik kurumu bana karşı aile mahkemesine dava açtı. İlk
duruşmalar yapıldı bile. İlk oturumdan sonra mahkeme çocuklarım için bir
avukat belirledi. Avukatın bütün çocukların ifadesini alması
gerekiyordu. Çocuklarımın en büyüğü 15, en küçüğü ise 3 yaşında.
Çocuklar için dava destek avukatı çocukların ifadesinin alınmasına karşı
olmasına rağmen, ifadeleri alındı. O günden bu yana çocuklarım olumsuz
etkilendi, ifade izleri kaldı.
Mesele kolektif, direnmeliyiz
Bana göre bu tarz ve tutum, Almanya için bir
kabiliyetsizlik belgesidir! Devlet Güvenlik, siyasi aktivist kadınları
korkutmak, bunun için de çocukları silah olarak kullanmak istiyor.
Baskı makamlarının başarıya ulaşması mümkün değildir. Bu
mesele bütün demokrat kadınları etkiler. Buna karşı kolektif olarak
direnmeliyiz!
Her şeyden önce bu tutum ve tarz kamuoyuna ulaşmalıdır. Bu
nedenle vicdan sahibi bütün insanlara sesleniyorum; 22 Ocak 2020’de
saat 8.30’da Oberhausen Friedenplatz’da yapılacak mitinge katılın!
Yorumlar
Yorum Gönder